
31 MART VAKASI'nın baş kahramanı Derviş Vahdeti Diyarbakır'da
Tarihimize 31 Mart Vakası olarak damgasını vuran gericilik olayının baş kahramanı Derviş Vahdeti'nin bir de “Diyarbakır macerası” olduğunu biliyor muydunuz.
Aslen Kıbrıslı olup PAPUÇCU esnafından Mahmut Ağa'nın oğlu olan Vahdeti 1870 yılında Kıbrıs'ta doğmuş burada medrese eğitimi aldıktan sonra 25 yaşlarında bir genç iken İstanbul'a gelen biri...
O yıllarda, Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Memduh Paşa'yı tanıyan, Gümrük İdaresi yöneticilerinden Faik Bey'in yardımı ile Vahdeti'ye “İskan-i Muhacirin Komisyonu”nda 600 kuruş maaşla bir memuriyet bulunur.
Aldığı medrese eğitimi sayesinde kendini çevreye saydıran Vahdeti'ye ramazanlarda Nazır Memduh Paşa'nın Kuruçeşme'deki yalısında imamlık etme görevi bile verilir.
Ne var ki, Vahdeti, kendisine sunulan rahat yaşama ihanet eder ve velinimeti Memduh Paşayı defalarca padişaha jurnal etmeye kalkışır. O kadar ki bu jurnallerden padişah Abdülhamid bile bizar olur ve durumu Memduh Paşa'ya ileterek bu münasebetsizin cezalandırmasını ister.
Dahiliye Nazırı Memduh Paşa da bu nankör jurnalciyi Diyarbekir'e sürer.
İşte, Derviş Vahdeti'nin Diyarbekir macerası böylece başlamış olur.
Vahdeti'nin Diyarbekir'deki sürgün yıllarını, aslen Diyarbekirli olan, o tarihlerde maiyet memuru olarak Diyarbekir'e atanmış olan emekli valilerimizden Kadri ÜÇOK anılarında şöyle anlatır;
“... 1321 yılında (M.1905) Mülkiye'den mezun olduktan sonra memleketim olan Diyarbekir'e döndüm. Hafız Derviş'i de burada tanıdım.
Diyarbekir'de o tarihlerde hayli sürgün memur vardı. Bunların bir kısmı verdiği jurnaller yalan çıktığı için, bir kısmı da namuslu insanlar oldukları halde mevcut idarenin ya da amirlerinin hoşuna gitmeyecek hareketlerde bulundukları için sürülmüşlerdi. Böyle kentte 30-40 kadar menfi vardı. Hafız Derviş de bunların arasındaydı.
O sıralarda HAFIZ diye de anılan Derviş Vahdeti'nin sesi güzeldi, hafız olmasının yanında düğünlerde ve işret meclislerine katılır, içer, ud çalar, şarkı söylerdi.
Diyarbekir'de üç yıl kadar kaldı. İstanbul'a Dahiliye nazırı Memduh Paşa'ya sürekli mektuplar yazıyor, kusurunun affını talep ediyordu.
Ancak, bu mektuplarının tümü de cevapsız kalıyordu.
1908 yılında Siverek'te kaymakam olarak bulunuyordum. Bu sıralarda Hafız Derviş'in Diyarbekir'den firar ettiği haberi geldi. Bu haberi aldığım gün, kaymakamlığa gelen şifreler arasında kendisinin 600 kuruş maaşla tayınının çıktığı haberi de gelmişti. Kendisi bundan habersizdi.
Günlerce ondan hiçbir haber alınamıyordu.
Bir gün, bölgede takipte bulunan jandarmalar Birecik'te bir kahvede saçı sakalı birbirine karışmış bir Bektaşi babası kılığında görünüp yakalandığını haber verdiler. Meğer amacı Suriye'ye geçip Rakka üzerinden İskenderun'a oradan da Kıbrıs'a kaçmakmış.
Derviş yakalandığı günlerde Meşrutiyet ilan edildi, bütün sürgün memurlar gibi kendisi de affedilerek serbest bırakıldı.
Serbest kalan Vahdeti önce Kıbrıs'a oradan da İstanbul'a geçti...”
VAHDETİ İSTANBUL'DA
Diyarbekir'deki sürgün hayatının ardından İstanbul'a geçen Derviş Vahdeti yeniden memuriyet hayatına dönmek yerine bir dini gazete çıkarma yoluna girdi.
Böylece, olayların körükleyicisi olarak kabul edilen VOLKAN Gazetesi yayın hayatına başlamış oldu.
28 Kasım 1908 günü çıkan gazetenin amacı “İnsaniyete hadim, dini, siyasi” olarak belirlenir.
Derviş Vahdeti ve Bediüzzaman Said-i Nursi ile İbn-i Mirza ve arkadaşları gibi yazarlar VOLKAN'da ateşli yazılar yazıyorlardı.
Konuların tümü Meşrutiyet'in, özellikle de İttihat ve Terakki'nin aleyhindeydi.
Yazılarda meşruti idarenin Müslümanlıktan saptığı, dinsizliğin ve ahlaksızlığın teşvik edildiği yazılıyor, özellikle ordu isyana teşvik ediliyordu.
Bu görüş ve düşünceler geniş yankı buluyor, böylece VOLKAN Gazetesi ve Derviş Vahdeti'nin çevresinde geniş bir taraftar kitlesi oluşuyordu. Tam bu sırada gazetede “İttihad-i Muhammedi” adı ile dini bir cemiyet kurulduğu, üye kaydına başlandığı açıklandı. VOLKAN Gazetesi'nin Yerebatan'daki idare merkeziydi ve cemiyete üye olmaya gelen insanlarla dolup taşıyordu.
Bu arada gazetede Cemiyet'in Nizamnamesi (Tüzüğü) de yayımlandı. Nizamnamenin birinci maddesinde “Cemiyetin Reisi Hazret-i Muhammed Mustafa (S.A.V.)'dir” ifadesi yer alıyordu.
Birkaç gün sonra cemiyetin açılışı münasebetiyle Ayasofya Camii'nde büyük bir kalabalığın katılımı ile mevlit okutuldu.
Mevlit okunduktan sonra camide birikmiş olan kalabalık tekbirler getirerek ve üzerilerinde ayetler yazılı bayraklar taşıyarak gazetenin ve cemiyet merkezinin bulunduğu Yerebatan Caddesine yürüdüler. Mevlit ve yürüyüş tam bir gövde gösterisine dönüştü.
Cemiyet'in merkezi tekbirler getirilerek açılırdı..
SUİKASTLER DÖNEMİ
Bu arada gazeteler arasında kalem kavgaları da başlamıştı.
İlk olay Serbesti Gazetesi'nin Başyazarı Hasan Fehmi Bey'in köprüde vurulmasıyla patlak verdi.
Bu olay sonrasında İttihatçılara karşı suikastlar daha da hızlandı.
13 Nisan günü (Rumi 31 Mart) bir grup isyancı Meclis Başkanı Ahmet Rıza Bey'e benzettikleri Adliye Nazırı Nazım Paşa'yı, ardından da Maliye Bakanı Cavit Bey'e benzettikleri Lazkiye Mebusu, Lübnanlı Emir Şefik Aslan Bey'i öldürdüler.
Bu olaylarla birlikte 13 Nisan 1909 günü, İstanbul'da geniş çaplı ayaklanmalar da başlatıldı.
Ayaklanmayı ilk, Taşkışla'daki Avcı Taburu'ndaki bazı askerler başlattı.
Bunlar subaylarını bağlayarak bu sırada kışla önüne gelmiş olan hoca kılıklı kimselerle birleştiler.
10 Gün süren kanlı olaylar sonunda yüzlerce kişi katledildi. Binlerce ev ve işyeri tahrip edildi, yakıldı, yıkıldı.
İstanbul'daki olaylar büyüyünce Selanik ve Edirne'de bulunan Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu İstanbul'a sevk edildi. 24 Nisan günü Taşkışla, Harbiye ve Selimiye'deki ayaklanmayı bastıran askeri birlikler İstanbul'u denetim altına alarak isyanın elebaşlarını tutuklamaya başladılar.
İSYANIN SONU
İsyanın bastırılmış olması yetmedi. 27 Nisan günü Ayastefanos'ta (Yeşilköy) 240 milletvekili ve 34 Ayan Üyesi'yle toplanan Meclis-i Umumi-i Milli, Jöntürklerin etkisiyle ve oybirliğiyle Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, yerine V. Mehmet Reşat'ın padişah olması kararlaştırıldı.
Böylece 32 yıl, 7 ay 27 gün padişahlık yapan Abdülhamid bu isyan sonunda tahttan indirilmiş oldu.
”Şeyh-ül Muharririn” unvanlı ünlü Gazeteci Burhan Felek, hukuk öğrencisi olarak yaşadığı o günleri bir yazısında şöyle anlatıyordu;
“.... Hareket Ordusu İstanbul'a girerken asilerle askerler arasında yer yer çarpışmalar oldu.
Bu çarpışmalarda karşılıklı zayiat verildi. Başsız kalan asiler şehrin muhtelif noktalarından içeri giren muntazam komutalı Hareket Ordusu kuvvetlerine karşı ne yapacaklarını şaşırdılar.
Hareket Ordusu şehre girip isyanı bastırdıktan ve Derviş Vahdeti ile asi elebaşlarını yakaladıktan sonra kurulan, Divan-i Harb yani, askeri sıkıyönetim mahkemesi tarafından yargılandılar. 64 kişi idama mahkum edildi. Bunların başında Derviş Vahdeti de vardı.
İdamlar aleni olarak infaz edildi.
Darağaçlarının bir kısmı köprünün Eminönü başında, bir kısmı köprünün Karaköy başında, bir kısmı da Beyazıt Meydanı'nda kuruldu...”
-------------------------------------------------
Mehmet MERCAN







































































