30 Ekim 2014 Perşembe
  • Diyarbakır14 °C
  • İstanbul11 °C
  • Ankara11 °C
  • Antalya16 °C
  • İzmir16 °C
  • IMKB
    79.899
    %0.39
  • Altın
    567,64
    %-3.27
  • Dolar
    2,2055
    %-0.54
  • Euro
    2,7805
    %-1.45

Yılmaz ERBATUR

DİYARBAKIR' I ANLATMAK 22 (CELAL GÜZELSES)

10 Şubat 2010 Çarşamba 20:30

 Ölüm yıldönümünde  Celal Güzelses (*)

Diyarbakır’ımızın yetiştirdiği, halk türkülerinin  unutulmaz sesi  musikimizin bu değerli ustası Celal GÜZELSES 1899 yılında Diyarbekir’de doğmuş. Ehli kamil bir zat olan Derviş Halil Efendi’nin oğludur.

 

Asıl ismi Mehmet Celaleddin’dir.

 

Çocuk yaşta babasını yitirdikten sonra annesi Latife hanım tarafından mahalle mektebine yazdırıldı.

 

Öğrenimine devam ediyorken Birinci Dünya Savaşı başlar. Bu arada Rüştiye mektepleri kapatıldığı için öğrenimine devam edemez. Bu sırada Ulu Cami’de müezzinlik görevini yürütür.

 

Sesi çok güzel olduğu ve görevine de bağlı olduğu için kısa süre içinde herkese kendini sevdirir.

 

Askerlik görevinden sonra  yeniden memuriyete döner. Bu arada folklor çalışmalarına yönelir ve   özellikle halk musikisi konusunda kendini geliştirir.

 

Diyarbakır’daki kültür ve eğitim düzeyi o kadar ileridedir ki, bir din adamının musiki ile

Celal Güzelses

ilgilenmesini kimse yadırgamaz, aksine Mehmet Celaleddin efendi teşvik bile görür.

Çok genç yaşlarında Mustafa Kemal Paşa ile tanışır

 

Yıl 1916’dır ve Mustafa Kemal Paşa Padişaha bağlı bir kumandan olarak Doğu illerini işgal etmiş olan Rus ordularını durdurmak üzere. 16. Kolordu Komutanı olarak Diyarbekir’de bulunmaktadır..

 

Bir gün Paşa, günün yorgunluğunu atmak üzere kaldığı, Diyarbekir-Mardin yolu üzerinde, yeşillikler içindeki Dicle Vadisi’ne hakım,  kendisine halk tarafından tahsis edilmiş olan o zamanki adıyla Sem’an Köşkü’nde dinleniyorken aşağıdaki bahçelerden birinden gelen yanık bir ses dikkatini çeker.

 

Bir genç içli ve gür sesiyle Manastırlı Miralay Mithat Beg’e ait şu gazel okumaktadır.

 

Ben şehidi badeyim, dostlar demim yad eyleyin.

 

Kabrimi Meyhane enkazı ile bünyad eyleyin.

 

Kabrime kandil için bir köhne sağer vakfedin,

 

Şule-i nar-i arakla ruhumu şad eyleyin...

 

 

 

Bu ses Paşa’yı etkiler. Yaverine bu gazeli okuyanı bulup getirmesini emreder.

 

Aşağıdaki bahçelerin .birinde bir grup Diyarbekirli genç oturmuş piknik yapmakta ve eğlenmekteler. Gazeli okuyan genç, Mehmet Celaleddin’dir.

 

Emir yerine getirilir. Genci alır Paşa’nın huzuruna çıkarırlar.

 

Henüz 18-19 yaşlarında olan Mehmet Celaleddin, Paşa’nın huzurunda, gayet saygılı durur ve emrini bekler. Biraz sohbetten sonra, Paşanın arzusu üzerine bu kez yine duygulu bir sesle; Urfa Sümbülesi makamındaki Felek gayet dönek...” gazelini okur.

 

Felek gayet dönek, dünya ise cellad-i müthiştir,

 

İçinden çıkması bu müşkülatın hayli bir iştir.

 

Değirmen sanki yıl, ay çarkıyan birer diştir,

 

İçinde ademoğlu bir ufak çavdare dönmüştür.

 

Cihane geldiğim gündenberi pek çok cefa gördüm,

 

Ezildim bârı zem altında, bin türlü eza gördüm.

 

Değil biganelerden, aşinalardan bela gördüm,

 

Vücudum alemi sıhhatte bildim, nare dönmüşdür...

 

 

 

 Aradan yıllar geçer.

 

Bu kez yıl 1932, aylardan Eylül’dür.

 

Mustafa Kemal Paşa, artık Atatürk olmuştur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır.

 

Mehmet Celaleddin, daha olgunlaşmış bir sanatçı olarak İstanbul’a plak doldurmaya gider.

Bu sırada tesadüfen, Atatürk de İstanbul’da ve Dolmabahçe Sarayı’ndadır.

 

O tarihlerde Diyarbakır Milletvekili ve Bayındırlık Bakanı olan Pirinççizade Fevzi Bey, kendisini alır, Dolmabahçe’ye, Atatürk’ün huzuruna çıkarır.

 

Mustafa Kemal Paşa, 16 yıl önce Diyarbakır’da Gazi Köşkünde sesini dinlediği genci tanır. Kendisine yakınlık gösterir ve “Celal” diye hitap eder. Birkaç gazel ve hoyrat okumasını ister.

 

Mehmed Celaleddin, Diyarbakır’dan, Erzurum’dan, Urfa’dan, Elazığ’dan, Muş’tan eserler okur. Kendisine devrin ünlü orkestra şefi Artaki Efendi ile kemani Nobar Efendi (Tekyay) eşlik ederler. Atatürk’ün değişik yörelerden istekleri olur. Bunları da başarı ile okur.

 

Celal Bey’in Dolmabahçe konseri tam 8 saat sürer.

 

Konser sonunda Atatürk kendisine “Celal sen şarkın bülbülüsün, plaklarına da öyle yaz...” der ve İstanbul’da kalmak isteyip istemediğini sorar. Celal Bey, Diyarbakır’a döneceğini saygılı bir biçimde ifade eder. Bunun üzerine Atatürk, Diyarbakırlılara hitaben “Türk birlik ve bütünlüğünü pekiştiren” ifadeler içeren bir mektup yazdırır Celal’e.

 

Bu mektup  26 Eylül 1932 tarihli Diyarbekir Gazetesi’nde tam metin olarak yayımlanır.

İstanbul’dan plakları da çıkmış bir sanatçı olarak Diyarbakır’a dönen Celal Bey, bu kez müzik çalışmalarına daha bilinçli olarak hız verir.

 

1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında arkadaşlarının da onayı ile “Güzelses” soyadını alır. 

 

 

 O artık, “Şark Bülbülü Celal GÜZELSES”tir...

 

Yalnız Diyarbakır’ın değil, tüm ŞARK’ın bülbülüdür artık.

 

Celal Güzelses, O yıllarda, Diyarbakırlı gençlerle, günümüzde Orduevi’nin bir bölümü olarak kullanılan yuvarlak cepheli, Halk Evi binasında sık sık bir araya geliyor, müzik çalışmalarını düzenli bir biçimde icra ediyordu. Bir de CEMİYET kurmuşlardı.

 

Arkadaşları ile kurdukları “Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti” bir okul gibiydi. Gençler buraya gider ustaların gözetim ve denetiminde hem enstrüman çalmayı, hem nota ve makam öğrenirlerdi.

 

1951 yılının Ağustos ayına kadar bu şekilde sürdüren cemiyet, bu yılda Halkevleri kapanınca kuyumcular çarşısındaki yere taşındı. Uzun yıllar burada kaldı.

 

Musiki Cemiyeti, Halk Evi binasında iken özellikle yaz aylarında, her cumartesi günü akşama yakın saatlerde halka açık konserler verilirdi. Dışarıya konulan hoparlörlerle de konserin o saatlerde Dağ Kapı semtinde gezinmekte olan halk tarafından izlenmesi sağlanırdı.

 

1940’lı yıllarda, okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarımızla rahmetli Celal Güzelses’in, Selahattin Mazlumoğlu’nun, Hüsnü İpek’in, Faik Hoca’nın, güzel sesli Ermeni Bube’nin, Hayik’in çalışmalarını ve konserlerini dinlemeye Halk Evi’ne koşardık. Daha sonra  Kuyumcular Çarşısı’nın üstüne taşındığında da Cemiyet’e gider özlemle bu büyük ustaları, en çok da rahmetli Celal Güzelses’i dinler, bir gün kendisi gibi gazel ve maya okumayı hayal ederdik. Okulda, sokakta, pikniklerde türkü söylerken sesimizi Celal Güzelses’e benzetmeye çabalardık.

 

 

 

 Rahmetli Celal Güzelses, bir müzik adamı olmanın ötesinde, her zaman temiz giyimli saygın bir Diyarbakır beyefendisiydi.

 

O, her Diyarbakır’lının,  övündüğü bir büyük sanatçıydı.

 

O yalnız Diyarbakır’ın değil, ŞARK’ın bülbülüydü.

 

O, yüzlerce sanatçıya örnek oldu. Hala, tüm ustalığıyla sanatçılara kaynak oluyor, rehber oluyor.

O, eserleriyle hala gönlümüzde yaşıyor.

O’nun gibi hala kimse Ben şehidi badeyim, dostlar demim yad eyleyin...” diyemedi.

O’nun gibi hala kimse, “Kar mı yağmış Diyarbekir’in düzüne...” gazelini okuyamadı.

O, hala; henüz hiç kimsenin benzerini okuyamadığı “YAŞ DESTANI“ ile yaşamın insanı düşündüren tablosunu çiziyor.

O, hala ;

            Hangi bağın bağbanısan, gülüsen,

            Aldın aklım, ettin beni deli sen,

            Kırk yıl geçse, yine benim malımsan,

            İsterem ki bir gün evvel gelesen...

Türküsü ile gönüllerimizi şenlendiriyor.

 

 

Onun için araştırmacı-yazar Dr. Şevket Beysanoğlu, Kubilay Dökmetaş, Salih Turhan, Öğretmen–Araştırmacı M. Ali Abakay,  değerli derlemeler, araştırmalar yaptılar.

 

Halk türkülerini günümüzde yaşatan sanatçılardan Ayşe Şan, İzzet Altınmeşe, Bedri Ayseli, Mahsun Kırmızıgül, İbrahim Tatlıses, Kadir İpek, Kenan Temiz, Yusuf Tapan, Hüsnü İpek, Erzurumlu  Mükerrem Kemertaş,  Elazığlı Kemal Yeniceli, Sıvas-Zaralı Kubilay Dökmetaş,  Kerküklü Sami Celali,  Erbilli Celal,  Erzincan Kemaliyeli Muzaffer Ertürk,  Eşref Atay, Ali Aktaş,  onun eserlerini okudular, okuyorlar...

 

Bizler de ondan ve arkadaşlarından folklorumuzu, müziğimizi sevmeyi öğrendik.

 

 

 Ölümünden kısa bir süre önce kendisini 1957 yılında Nilgün Sineması’nda dinlemiştim.

 

O gün,  “Biçici biçer arpayı...” diye başlayan bir parça okudu. Bunu ilk defa burada okuduğunu, sağlığı elverirse, plağa okuyacağını açıkladı.

 

Bir yardım derneği yararına konser veriyordu. Hastaydı ama yine muhteşemdi. Sahnede iki saatten fazla kaldı... Sonra, kendisinin yetiştirdiği her biri birer değer olan genç sanatçılara devretti sahneyi. Ondan sonra bir daha konserlere çıkmadı. Sağlığı uygun değildi çünkü...

 

Ve bir gün kara haber geldi.

1 Şubat 1959 günü, daha çok hizmet verebileceği bir çağda, 70 yaşında yaşama gözlerini yumdu.

 

Onun yaş destanında dediği gibi.

“Altmışında duman çöktü gözüne…”

O büyük ustanın gözüne duman çökmekle kalmadı. Gönlümüze kor düştü...

 

Tüm hemşerilerini, kendisini sevenleri, müzik dünyasını yasa boğarak aramızdan ayrıldı...

Okuduğu ünlü mayasında olduğu gibi

 

Ağla gönül, yine bu gün ağlamanın zamanı geldi,

 

Yas, matem giyip, kara bağlamanın zamanı geldi.

 

Felek, bana kara dedin, harap ettin ömrümü,

 

Gel kurtar ecel bu canı, gitmek zamanı geldi.

 

Koca usta, kendisine yakışan bir törenle, eller üstünde, arbaneler eşliğinde mezarına taşındı, ilahiler eşliğinde toprağa verildi.

 

     Gâh sefa buldu âinesi, gâh-i keder,

     Hâli âlem böyledir, böyle gelir, böyle gider...

Ruhu şad olsun...

 

---------------------------------

 

(*) Mehmet Mercan’ın “Diyarbakır Ünlüleri” kitap çalışmasından

 

 
Kaynak ; Yahoo Diyarbakır Mail Grubu
 (Not; Diyarbakır’ı Anlatmak yazı dizisini kullanmama müsaade gösteren sevgili üstadımız Mehmet Mercan’a ve Diyarbakır Yahoo Mail Grubu moderatörüne teşekkürlerimi bir borç bilirim.)
Bu yazı toplam 12212 defa okunmuştur
Yazar makale içeriklerinden sitemiz sorumlu değildir.
Sponsorlu Bağlantılar
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sponsorlu bağlantılar
  • Akşam
  • Birgün
  • Bugün
  • Cumhuriyet
  • Dünya
  • Fanatik
  • FotoMaç
  • Güneş
  • Haber Türk
  • Hürriyet
  • Milli Gazete
  • Milliyet
  • Posta
  • Sabah
  • Sözcü
  • Star
  • Takvim
  • Taraf
  • Türkiye
  • Vatan
  • Yeni Akit
  • Yeni Asya
  • Yeni Şafak
  • Zaman
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya