1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Diyarbakır Benim (2)!
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır Benim (2)!

A+A-

 

Geçtiğimiz hafta Diyarbakır, yazılı, görsel ve internet medyasında sıklıkla haber konusu oldu. İnternete girip ''Diyarbakır ve nevroz'' kelimelerini yazarak arama yaparsanız yoğun bir şekilde haber yapıldığını görürsünüz. Bunun yanında Ortadoğu, Avrupa ve diğer uluslararası medyada da Diyarbakır newroz kutlaması ile yapılan açıklamalar gündeme oturdu.
 
21 Mart Diyarbakır'ı halen tartışılıyor. Bu sene newroz bayram ya da kutlama etkinliğinden çıkarak siyasi bir etkinliğe dönüştü. Medya günler öncesinden gündem oluşturarak bütün dikkatleri bu olaya çekmeyi başardı.
 
Önceki yazımda belirtmiştim. Her ne kadar olumlu ve ümit verici bir hava oluşmasına rağmen hala uygulama veya adım atma konusunda tarafların karşılıklı  anlayış ve güven yaklaşımı çizgisinde alınacak çok yol var. Bu konuda son söyleyeceğimi şimdiden söyleyeyim:Bardağın dolu tarafını görmek yanında boş tarafını da görmek lazım.
 
Bana sorarsanız bölgemizdeki gelişmeler biribiriyle bağlantılı. Önümüzde kaynayan ve acı ve kanlı bir günü geçmeyen Suriye olayı var. Hatırlayın Irak savaşı ve sonrasındaki durumun Türkiye'ye ne kadar olumsuz etki yaptığını…
 
Suriye'deki durumun devamı ve sonrasındaki restorasyon süreci Türkiye'yi olumsuz olarak etkileyecektir. Malum olduğu üzere Irak'ta da istikrar henüz sağlanmış değil…
 
Bunun dışında bölgemizde pek çok henüz gündeme gelmemiş sorunlar bizi beklemektedir.
 
Diyarbakır bu bölgenin merkezinde bulunan tarihi kültürel ve coğrafi özelliği nedeniyle bu gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil.
 
Değerli okurlar bu köşede devamlı olarak Diyarbakır halkının yıllardır süregelen çözümü beklenen ekonomik,kültürel ve sosyal meselelerini işlemeye çalışıyorum. Herkesin malumu olduğu üzere en önemli mesele “çatışma”…
 
Bu meselenin çözümüne dair dolu dolu bir hafta geçirdik…
 
Bardağın dolu tarafını konuşalım isterseniz.
 
21 Mart Newrozu, “çatışma” tarihinin bittiği demokrasi ve siyaset yoluyla barışın inşası için atılan ciddi bir adımdır. Birlikte yaşama kültürüne sahip bu insanların yaşadığı yerde silahın sustuğu yerini siyasete bıraktığı, ötekileştirmenin, dışlamanın yerini “çözüm” denilen ama zor ve uzun bir sürecin aldığı bir dönem başlamıştır.
 
Bu süreç artık geriye dönülmez bir nitelik taşıyor.
Ortak duygu, barış, birliktelik, bütünleşme ve karşılıklı güven…
Medyadan yansıdığına göre herkes süreçten umutlu.
 
 
Biraz da bardağın boş tarafını konuşalım isterseniz…
 
Bunca yıldan sonra, bunca çatışmadan ve cenazeden sonra, gerçekten barış mümkün mü?
 
Açıklamalar Türkiye'yi bölgesinde ve küresel dünyada “güçlü”  olması gerektiğini işaret ediyor ve Dışişleri bakanı Davutoğlu'nun Diyarbakır'da yaptığı konuşmasında da belirttiği gibi, Türkiye'de yeni ve büyük bir “restorasyon” gerekiyor.
 
Davutoğlu'na göre; restorasyon, birbirleriyle ilişkili üç ayaktan oluşuyor: (a) Ülke içi restorasyon; yeni bir psikoloji ve zihniyetin ortaya çıkması, (b) Kimlik inşasına dayalı restorasyon; eşit-tarihdaşlık ve vatandaşlık temelli yeni bir ortak dil, ve (c) Dış politikada restorasyon; yeni bir özgürlük-güvenlik denklemi. Restorasyon: Yeni dönem, Yeni Zihniyet, Yeni kimlik ve Ortak Gelecek için birlikte ve işbirliğinde çalışmak. Bunu “demokratik modernite” olarak da okuyabiliriz.
 
Çözüm süreci zor ve ciddi riskler içeriyor.
 
Türkiye'nim bölgede güçlü olmasını istemeyen aktörler mevcut. Bunlar içeride de yansımaları olacaktır. Hele “ben anamdam milliyetçi olarak doğmuşum !” diyen bir anlayış derinden ve siyaseten kurumlaşmışsa iş zor demektir.
 
Değerli okurlar ben Diyarbakır halkı için yine çağrımı tekrarlayayım buradan:
 
Diyarbakır Benim !
 
Herkesin baharının devamlı ve kalıcı olması dileklerimle…
 
Hoşçakalınız….
Bu yazı toplam 11087 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT