1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Dışarıda Mutsuz, İçerde Saldırgan !
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Dışarıda Mutsuz, İçerde Saldırgan !

A+A-


Son zamanlarda, ne zaman kötü ve şiddet içerikli bir olay olsa, sosyal medyada, iyi eğitimli, orta sınıfın, bu olayı kınama maksatlı, “biz ne zaman bu hale geldik?” ya da “biz nasıl bu kadar kötü olabildik?” serzenişlerini ve şaşkınlıklarını sıklıkla izleyip duruyorum. Sosyal medya çıktı mertlik bozuldu sanki. Eskiden sosyal medya yoktu, bilgiye erişim bu kadar kolay ve hızlı değildi ve biz bilmeden hep gül bahçesinde yaşıyorduk sanki... Bilgi ve iletişim teknolojileri geliştikçe ve bu yolla olaylar ve olaylara verilen tepkiler sosyal medyada paylaşıldıkça, kötülüğe karşı biriken kin de bir çığ gibi devleşe devleşe yuvarlanmaya başladı ve görünen de o ki bu dev topun nereye savrulacağı da kontrolden tamamen çıkıyor. E toplumun tarih hafızası da zayıf olunca herşeyi ilk kez onlar görüyorlarmış ya da “hep de o makus 80'ler kuşağına” denk gelmenin ezikliği ve bahtsızlığı yüzünden bunlar oluyormuş gibi, yaygın bir algı var bu nesilde.

Evet, hergün bir sürü kötü, kötücül haberler duyuyoruz, bu kötülüklere karşı kızıyoruz, tepki veriyoruz. Ne var ki bizim kötülük tarihimiz o kadar genç değil. Şimdi soruyorum; insanları sırf farklı etnisite ve/veya dinden oldukları için kendi vatanlarından sürerken daha mı az kötüydük? Zorunlu göçe mahkum edip oradan oraya sürüklerken ve telef olmalarına göz yumarken daha mı az kötüydük? Biz akıncılar akınlarda çocuklar gibi şen elalemin malını mülkünü, karısını, kızını yağmalarken daha mı az kötüydük? Henüz ergenliğe yeni erişmiş çocukları hapislerde akla zarar işkenceler altında çürütürken daha mı az kötüydük? Hapislerde kilit altındaki silahsız ve savunmasız insanları diri diri yakarken daha mı az kötüydük? Çocuğunu hapiste görmeye giden kadınları bilmediği bir dili konuşması için dipçikle döverken daha mı az kötüydük? Sırf daha fazla para kazanmak için, değil depremde üflesen yıkılacak konutlar yaparken daha mı az kötüydük? Yıllarca kayıp çocuklarının peşinde oradan oraya sürüklenen anne-babaların ellerine “al çocuğun” diyip bir çuval kemik verirken daha mı az kötüydük? Ya da bu olup bitenlere sesimizi çıkarmazken daha mı uygardık?

Genç bir kadın, gelinlik giyip, bisikletine atlıyor ve dünyayı gezmeye karar veriyor. Bir mesajı var ya da yok. Onlarca ülke geçiyor, bir sürü anı biriktiriyor, belki yüzlerce kez herşeyine yabancı insanlarla selamlaşıyor, el sıkışıyor ve Türkiye'ye uğradığında tecavüze uğrayıp, öldürülüyor. Bir leylek Macaristan'dan başlıyor kanat çırpmaya, onlarca ülkenin üstünden geçiyor ve Türkiye'ye geliyor, dan diye vuruluyor. Tanımlayamadığım, adını koyamadığım ve sadece “tuhaflık” diyebileceğim birşey var bu tabloda. Hep yoketmek, birşeyle yetinememek, tahammül edememek üzerine kurulu bir tuhaflık.

Kötülük hep vardı, var ve var olacak. Esas sorun kötülüğün veya şiddetin toplumumuzda artık sadece kimin yaptığı ile ilgili olduğu vahşeti. Kötülüğün veya şiddetin kendisiyle değil de kimin yaptığına bakıp ona göre tepki geliştirmekle kötülüğü bir sistematiğe kavuşturmak ve aktörlerine göre meşrulaştırmak kötülüklerin en kötüsü.

Birkaç gündür kamuoyunun (ben de dahil) ilgilendiği bir olay var; bir adamın, otobüste, şort giydiği için bir genç kadına saldırıp, tekmelemesi. Bu çok saçma ve çok kötü bir hareket. Öyle ilkellikle, cehaletle ve üstten bakmacı bir uslüpla üretilebilecek sözcüklerle filan da açıklanabilecek bir şey değil. Saçma sapan bir şiddet. Peki ya bu şiddete verdiğimiz tepkiler: “ben de senin bıyıklarına gıcık oluyorum, suratını tekmeleyesim var” kıvamında rövanşist tepkiler... Suçu işleyenle mağduru savunanların aynı şiddet dili..
 
Ben görevim gereği  toplam 7 yıl Avrupa'da yaşadım; 3,5 yıl Milano'da, 3,5 yıl Paris'de. Bu yedi yıl boyunca, bu şehirlere Türkiye'den gelen turistleri gözlemledim. Milano ve Paris sokaklarında gözlediğim Türklerin en belirgin özelliği mutsuz görüntüleriydi. Asık bir suratla gezinirler ve sürekli yanlarındakilerle kavga ederlerdi; eşleriyle, çocuklarıyla vıdı vıdı tartışırlardı.

Şöyle bir sonuç çıkarmak galiba Türkiye sosyolojisini oluşturan bireyler, gruplar ve etnisitelere yapılacak bir haksızlık değildir. Bu sosyolojinin ürünü kişiler veya gruplar, görece gelişmiş uygar, demokratik ülkelerde mutsuz, asabi ve ezik; öte yandan kendini egemen ve muktedir gördüğü kendi topraklarında ise saldırgan, kötücül ve merhametsiz. Sakın karamsar olduğumu düşünmeyin; maalesef kimi iyi insanlara haksızlık yapmış olmak pahasına bu genellemenin kesin doğru olduğuna inanıyorum.
 

Bu yazı toplam 1459 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar