1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. DalKurd’un Ortak Bir Akıl ve EGO’ya ihtiyacı var.
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

DalKurd’un Ortak Bir Akıl ve EGO’ya ihtiyacı var.

A+A-

 

Her takımın, daha doğrusu her aklı başında takımın, sadece ortak akla ihtiyacı yok; aynı zamanda onu her zaman diri tutacak, her zaman zinde kalmasını sağlayacak ve özellikle de sıkıntılı  ve zor durumlara isyan edecek bir ortak EGO’ya ihtiyacı var. Bugün ortak aklın yarar ve işlevlerinden daha çok, ortak Ego’nun neden çok gerekli olduğuna odaklanacağım. Söz konusu olan sportif bir yarışma olunca, özellikle de düşme potasının sıcaklığını boyuna geçirilmiş bir ilmik gibi hisseden takımın, o ortak EGO’ya en az akıl kadar ihtiyacı olur. 

Çünkü düşme potasının büyük baskısını hisseden bir takım, evvel emir de kendi aklıyla ciddi güven sorunu yaşayan bir takımdır. Eğer aklı işe yarasaydı zaten düşme potasında olmazdı; sırf, düşme potasındaki nesnel durumu, şimdiye kadar kullandığı aklından şüpheye düşmeye meşruiyet kazandırır. Öyle ki, zaten takımın ortak aklı şimdiye kadar işine yaramadığı için bu durumdadır. Her insan gibi, her takımda işe yaramayan akıldan şüphe etme hakkına sahiptir. 

İnanın bana konuya böyle bir giriş yapmaktan aslında hiç memnun değilim. Keşke her egemen ulusun bireyi gibi büyük bir özgüvenle konunun merkezine dalıp, oradan söylemek istediklerimi söyleme lüksüm olsaydı. Ama öyle değil, biz Kürtlerin her şeye ihtiyacı var. Bir şeyin nedenlerini açıklarken en dibe inmek zorundayız. Yoksa ne söylenirse eksik kalıyor, yarım kalıyor. 

Dün Hammarby maçında DalKurd’un bu maç için ortaya koyduğu akıl hiç işe yaramadı. Bunu sadece skora bakarak söylemiyorum. Esasen, o aklın sınıfta kalma sebebi oynattığı çağdışı oyundu. Eğer aklınız yetmiyorsa, ister istemez imdat’a daha başka potansiyelinizi çağırırsınız. Bu ruhtur, motivasyondur, amacın büyüklüğüdür, karakterdir ve nihayet incinmeye en müsait olan EGO’ dur. 

Dün gördük ki, bütün bu insani değerin hiçbiri, oyuna ağırlığını koyacak kadar gelişmiş değildi, DalKurd,de. Çok belli ki motivasyon temel amaçlardan kaynaklanan bir motivasyon değil. Çok belli ki, temel amaç, bir motivasyon kaynağı olarak takıma enjekte edilmemiş. Çok belli ki, çok çetin şartlarda ortaya çıkması gereken özel bir ruh hali de yok. Hammarby’e karşı isyan edecek bir karakter de geliştirilmemiş. Geriye, her şeyi naif hale getirecek ve sırf incinmek istemeyen ve o nedenle de büyük bir direnç gösterecek olan takım EGO’ su da hiç varlık göstermedi. 

Bakın bu ciddi bir problemdir. Mesela, Hammarby’ de bir oyuncu ısrarla top ayağında olan DalKurd’lü her oyuncuya müadahale ediyor ve o topu mutlaka kazanıyor. Peki DalKurd’lu oyuncu ya da oyuncular ne yapıyor? Hiç. Mesela daha beşinci dakika da Robin Tranberg top sürerken, Hammarby’li bir oyuncuya topu kaptırdı. Az daha gol oluyordu. Peki ne yaptı Robin? Sadece rakibin arkasından koştu. Oysa yapılacak şey bu değil, madem topu kaptırdın bir biçimde o topu kullanmasına izin verme. Yok. Aynı şekilde Kebba  Ceesay'de benzer hataları tekrarladı. Rewan Amin, Ahmed Ammad, Bura Turay, sadece iki oyuncu bunun dışında kaldı. Simon Strand ve  Malkolm Moenza. Sadece bu iki oyuncu kaptırdıkları topları geri almak için faul dahil her şeyi yapma ihtiyacı hissediyordu. 

EGO’su yüksek bir takım rakibi bu kadar geriden karşılamaz. Rakibinden bu kadar çok korktuğunu, ondan bu kadar  çok çekindiğini göstermez. Bunu bilse bile, sırf korktuğu şey başına gelmesin diye agresif bir saldırganlık geliştirir. 

Benim anlamakta zorlandığım ikinci şey de şudur;  Madem rakibe top yüzü göstermeyecek bir oyun planının yok, neden, saldırgan bir karakterle rakibe saldırıp onu zor durumlara düşürmüyorsun.? Neden, rakibin akışkan bir oyun oynamasına izin veriyorsun? Saldırgan agresif, temaslı ve yıldıran bir oyun için akla ve yeteneğe pek ihtiyaç yok. Bu işler için güçlü bir fizik kondisyonu ve birazcık birlikte hareket etmek yeterlidir.. 

Bu agresif saldırganlık yerine, DalKurd oyuncuları, sanki dünyanın en hünerli ayak bileklerine sahiplermiş gibi davranıyor. Sanki, dünya da hiçbir oyuncu ayaklarından top kapamazmış gibi bir akıldışılık ve yavaşlık sergiliyorlar. Bu çok tuhaf bir durum. Ama bu tuhaf durum DalKurd’un böyle işler için antrenman yapmadığını gösteriyor. Top DalKurd’lü oyuncuya geldiğinde Hammarby’li oyuncu şimşek gibi saldırıyor. Neden aynı şeyi DalKurd oyuncuları yapma ihtiyacı duymuyor?; çünkü Teknik heyet böyle antrenmanlar yaptırmıyor. Çünkü teknik heyet böyle bir şeye ihtiyaç duymuyor.! 

 Bir başka şey daha; Buya Turay neden her topta kendini yerde buldu? Neden istisnasız her top alış ve sürüşünde Hammarby li oyuncular tarafından yere indirildi?. Bunun iki nedeni var. 1-) Buya Turay, yeterince antrenman yapmıyor, güçsüz ve her temasta ayakta kalacak takadı bulamıyor. Buya Turay sanki takımın ağası.! Bu kadar güçsüz bir oyuncuya neden şans veriliyor? 2-) Hammarby’li bütün defans oyuncuları Turay’ın hızlı bir oyuncu olduğunu biliyor, dolayısıyla ondan kopmadan her topa müdahale etmeye çok dikkat ettiler. Ya topu Turay ile buluşturmadılar, buna engel oldular ya da Turay topla buluştuğu anda faul yapmadan onun dengesini bozdular. İşte bu oyunun adı temaslı oyundur. 

Eğer DalKurd bu ligde kalmak istiyorsa, Hammarby’in defansif anlayışını ezberlemelidir. Onu taklit etmelidir. Vazgeçtim nasıl hücum ettiklerini anlatmaya ve önermeye. Bari nasıl defans yaptıklarını örnek alın. 

Önceki ve Sonraki Yazılar