1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. D.Ü'de rektörlük rekabeti
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

D.Ü'de rektörlük rekabeti

A+A-

Dicle Üniversitesinde rektörlük rekabeti başladı…

Üniversitede yaşanacak seçimin iki adayın rekabetine sahne olması bekleniyor.
Rektörlük seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte rektör adaylığı için ön plana çıkan Hukukçu Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem ile mevcut rektör Prof Dr. Ayşegül Jale Saraç( Prof. Dr. Aslan Bilici-Prof. Dr. Aytekin Sır) arasındaki rekabet gittikçe kızışmaya başladı. Yani D.Ü'deki rektörlük hareketliliği alabildiğine devam ediyor. Bu hareketlilik sadece kampüs içinde ya da kahve köşelerindeki sohbetlerde değil. Bu hareketlilik YÖK'te, AK Parti Genel Merkezi'nde ve Cumhurbaşkanlığı katında da devam ediyor.
 
D.Ü' de Haziran ayında yapılacak rektörlük seçimlerinde, yaklaşık 800 küsur öğretim üyesi oy kullanacak. Tabi bunlara mevcut yönetimin ihtiyacı olan 350 yeni öğretim elemanında oy kullanacağını iyi hesaplamak lazım. Peki, sonuç ne olacak? Sonuç rakamsal bazda belli ancak grup ve grupçuklar kurmadan üniversitenin yönetilmesini arzulayan, cemaat  kayırmasından D.Ü' nün kurtarılmasını bekleyen ve fişlenmeden D.Ü' nün artık sadece bilimsel yönüyle ön plana çıkmasını isteyen sessiz çoğunluğun sesi ne olacak. Bu sese kim tercüman olacak. Elbette bunu 16 Haziran'a kadar yapılacak olan seçimlerde göreceğiz.
 
Adaylara baktığımızda Rektör Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç yine aday; 4 yıl boyunca yanından ayırmadığı yardımcıları ile birlikte Diyarbakırlılara göre hiçbir varlık gösteremedi. (Ağaç dikme, birkaç öğrenciyle halay çekme, yemek verme ve makamında sürekli oturmak dışında)
350'ye yakın siz cemaatçi-tarikat mensubu diyin ben genç bıyıklı-bıyıksız öğretim üyesi diyeyim aldı. Bunlardan oy alacağı kesin. Yani rakamsal olarak kazanacağı kesin.
 
2008'deki seçimlerde oy olarak kazanamayan ancak atanan hal-i hazırdaki rektör Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç'ın gelmesiyle Genel Sekreterlik görevinden istifa eden Pof. Dr. Ahmet Keleş'in ilginç projelerini duydum. Kıyafetinde saflığı temsilen giydiği beyazlar dikkat çekiyor. Örneğin bir gün beyaz kıravat, diğer gün beyaz pantolon, sonraki gün beyaz ayakkabı gibi… Ancak arı gibi çalışarak bütün öğretim üyelerinin kapıları gezip oy talep ediyor. 
 
Gazi Üniversitesi'nden gelen Prof. Dr. Zeki Sezer'e fazla şans tanınmıyor. 1-2 yıldır Diyarbakır'a atanan kendini ön plana çıkarmaz tavırlarıyla o da çalışmalarına devam ediyor. Ama oy potansiyeli anlamında dikkat çekmiyor. Zira 12 Haziran'da basın mensuplarıyla kahvaltılı basın toplantısı yapacak ve projelerini anlatacak.
 
Rektörlük seçimlerinde bugün ibre Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem'den yana dönmüş durumda. 
2008 seçimlerinde oy dağılımında Naime Canoruç'tan sonra en yüksek oyu almıştı. Tercih edilmediği için İktidara, YÖK'e ve Diyarbakır'a küsmedi, yılmadı çalışmalarına devam etti. 
Anayasa'nın yeniden dizaynında önemli rol üstlenecek olan Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem'in 
sosyal ilişkilerdeki gücü ve uyumlu kimliğiyle de dikkat çekiyor. Sivil toplum kuruluşları ile olan yakın diyalogları, STK'lar -Üniversite işbirliğini ön plana çıkaracak donanıma sahip olması, halkla ve öğrencileriyle kurduğu yakın diyaloglar, Prof.Dr. Erdem'in D.Ü nün bir bilim merkezi ve özgür üniversite haline geleceği düşüncesini kuvvetlendiriyor.
Rektörlük seçimleri öncesi çalışması fikirleri ön plana çıkmasına yol açmış gibi görülüyor.
 
Gelelim seçimlere...
Seçimleri iki farklı açıdan değerlendirmek lazım:
1. Dicle Üniversitesindeki seçim hamleleri
2. 12 Eylül mirası seçim kandırmacası
D.Ü.'de seçim yarışı anayasa hukukçusu Prof. Fazıl Hüsnü Erdem ile Tıp
Profesörü Ayşegül Jale Saraç arasında geçecek.
2008 yılından bu yana rektörlük görevini Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç
yürütüyor.
Ancak bu 4 yıl içerisinde cam fanusta bir figür gibiydi Sayın Rektör.
Deyim yerindeyse D.Ü.'de "Çiller Modeli" yaşandı. Yani davul
başkasının boynunda, tokmak ise başka ellerdeydi.
Rektörlüğü süresince Prof Dr. Ayşegül Jale Saraç, rektör yardımcıları
Prof. Dr. Aslan Bilici, Prof. Dr. Aytekin Sır ve Prof. Dr Mustafa
Arıca Triosunun yakın markajından kurtulamadı. Kurtulmak için bir
çabası da olmadı.
Sayın Rektörün kararları, fikirleri, tepkileri, gülüşü, sesinin tonu
ve hatta nefes alışı bile yardımcıları tarafından ayarlandı.
Yaşı elveren okurlarımız ünlü Ayşegül kitaplarını hatırlayacaklardır:
"Ayşegül Çiftlikte", "Ayşegül Okulda", "Ayşegül Lunaparkta" gibi seri
resimli öyküler vardı.
Bizimle ne ilgisi var demeyin. Bizimkisi de: "Ayşegül Vitrinde"
Sayın rektörümüz vitrini pek sevdi ve vitrinde geçireceği ikinci bir
dört yıl için yeniden yetki istiyor.
Rektör yardımcılarına gelince; onlar da bu vitrin modelini çok sevmiş
görünüyorlar:
Vitrinde sembolik bir rektör.
Başbakan Çiller nasıl arkasına aldığı büyük ve karanlık bir resmi
gölgelemek için getirildiyse, bizim Ayşegül'de arka planda yaşanan
cemaat çatışması veya cemaat uzlaşmasına örtü oldu.
Cemaatler bu ittifakın devam etmesini arzuluyor. Al takke ver külah,
al gülüm ver gülüm hesabı.
Dicle Üniversite'sinde neler olup bitiyor diye ne zaman bakışlarımızı
çevirsek gözümüzün önünde ince sesi ve tiz gülüşüyle bir rektör
beliriyor.
Bu ince ses ve tiz gülüş aklımızı alırken, geri plandaki anti
demokratik uygulamalar ve cemaat hamlelerini görmemizi engelliyor.
Dicle Üniversitesinin 2008-2012 döneminde doğru ve yanlış uygulamalar oldu:
o Üniversitenin öğrenci sayısında neredeyse yüzde 100'lük bir artış yaşandı.
o Yeni öğretim dönemine yetiştirilmeye çalışılan modern yurtların
inşaatı devam ediyor.
o Tıp Fakültesi karşısındaki otopark işgaline son verildi (Valilik ve
Büyükşehir Belediyesi işgallere seyirci kalırken, DÜ'nün bu girişimi
Diyarbakır'da takdir gördü)
o Yeni bölümler açıldı, mevcut binalar yenilendi.
Yukarıda belirtilen olumlu faaliyetler yanında çok önemli hatalar
yapıldı. Mesela:
o Üniversite bilimsel kimliğini kaybetti.
o Cemaatler ittifakı, adamcılık ve güç oyunlarıyla DÜ tamamen siyasallaştı.
o DÜ'ye atanan 350 civarında öğretim elemanı bilimsel kriterler
yerine, cemaatsel kriterle belirlendi.
o Sembolik rektörlük ve çok parçalı yönetim DÜ'de yönetim zaaflarının
su yüzüne çıkmasına yol açtı.
o DÜ'nün etrafına duvar çekilmesi gibi "parlak" fikirlerle demokratik
uygulamalardan iyice uzaklaşıldı.
o Öğrencilerin birer tehdit gibi algılanması, yönetim ile öğrenciler
arasındaki bağları iyice zayıflattı.
16 Haziran'da, önümüzdeki dört yıl için rektörü belirleyecek seçimler yapılacak.
Cemaatler koalisyonu saadetlerinin ikinci 4 yılını da görmek
istiyorlar; ancak bu ittifakın ikinci dört yılında DÜ'nün bilimsel bir
enkaza döneceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.
Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem de adaylığını açıkladı. Önceki seçimde
Fazıl Hoca daha yüksek oy almasına rağmen Cumhurbaşkanı tarafından
atanmadı.
Yeni dönemde fazıl Hoca seçilirse sembolik olmayan bir rektörlük
dönemi başlayacağını düşünüyorum.
Bu seçimin, rektörlük makamını deyim yerindeyse hacıyatmaza dönüştüren
"Yardımcılar Dönemi"ne son vermesini ve Dicle Üniversitesi bilim
üreten bir döneme taşıması Diyarbakır'ın en önemli beklentisidir.
 
Seçim Oyunu
 
12 Anayasası, üniversiteler hariç toplumsal yapıdan yavaş yavaş
çekilmeye başladı. Üniversiteler ne yazık ki bugün bile darbe
kurallarıyla yönetiliyor.
12 Eylül Anayasası, YÖK Kanunu üzerinden üniversiteleri kendi siyasal
oyun sahalarına çevirdiler.
YÖK Kanunu üniversitelerin özerk olmasından ve kendini yönetmesinden
duyduğu kaygı ile hazırlandı.
Her iktidar, üniversiteleri kendi arka bahçesine çevirmek amacıyla,
demokratik olup olmadığını, darbe mirası olup olmadığını hiç
sorgulamadan YÖK'ü kullandı.
Bugün de, bu darbe hatırası "yasa"yı kullanmak cemaatlere nasip oldu.
Üniversitelerdeki seçimler tam bir şarlatanlığa dönüşmüş durumda.
Neden şarlatanlık olduğuna madde madde bakalım isterseniz:
1. Üniversitelerde yapılan seçimlere mutlaka 6 adayın katılması
gerekiyor. Seçimler için varsayalım 3 aday çıkmışsa, o zaman
üniversite yönetimi 3 aday daha bulmak zorunda. Yani gazozuna aday
bulmak gerekiyor.
2. Şarlatanlığın ikinci aşaması, sembolik adayların oylarını
eksiltmemesine dikkat etmektir. Bu nedenle sembolik adayların aldığı
oylar ya 1 oy ya da 2 oydur.
3. Şarlatanlığın üçüncü aşaması, 6 adayın YÖK'e gönderilmesinden sonra
başlıyor. YÖK altı kişilik listeyi 3'e indirerek Cumhurbaşkanı'na
gönderiyor. Bu aşamada, 3 kişilik listeyi belirlemek için cemaatler
arası meydan muharebesinin ikincisi yaşanır (birincisi üniversite
seçimlerinde)
4. Şarlatanlığın dördüncü aşaması, YÖK isterse kendisine sunulan
listedeki oy dağılımına bakmadan, kendi kriterlerine uyan 3 kişiyi
listeye alır. Mesela YÖK isterse, 1 veya 2 oy alan sembolik adayları
seçebilir (ki bu şekilde örnekler vardır)
5. En nihayet Sayın Cumhurbaşkanı kendisine gelen 3'lü listeden kendi
gönlüne göre, bazen de yengemizin tercihiyle istediğinin atamasını
yapar (Giresun Üniversitesine 2 oy alan adayın atanması gibi)
Ne güzel memleket değil mi?
Bir yandan Kenan Evren'i yargılarsın, diğer yandan Evren'in başyapıtı
YÖK Kanunu ile al gülüm ver gülüm...
Ne güzel memleket, ne güzel demokrasi.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT