Hangisini kabul ederseniz edin, herkesin alacağının, parasının derdinde olduğunu göreceksiniz. Hak edişler, edemeyişler neyi değiştirir?.. Para bu!.. Buldunuz mu her şey olabilmek mümkün, bulamadığınızda bir HİÇ siniz!.. Komik, dramatik ya da trajik… Bunların hiç biri gerçeği değiştirmiyor. Gerçek denilenin de doğru düzgün, şöyle herkesin ortak bir payda da birleşebileceği bir tanımı henüz yaratılamadığına göre, genel geçer nüfusun günün en önemli gerçeğini yine para olarak değerlendirmekten başka şansı kalmıyor.
Yine bol paralı oldukları hissini veren gösterişli günlerinden biriydi. Hayranlık uyandıran siyah takım elbiseleri içerisinde her biri son model siyah arabalarından indiler. Onları bekleyen kalabalığın adeta dilleri tutulmuştu; hem meraktan, hem bu yeni gelenlerin futbol takımlarının kurtarıcısı olduğuna inandıklarından… Kongrenin yapılacağı binaya doğru kalabalığa yüz vermeyen, kendinden emin adımlarıyla ilerlediler. Ağır ve mağrur bir ifadeyle salona girdiler. Kalabalık, karşılaştığı bu büyülü dünya karşısında biraz korkmuş, biraz sinmiş, içten içe birbirlerine belli etmeseler de yarınlar için ümitlenmişlerdi. Takımın eski başkanı biraz sıkılarak yaklaştı başkanlığını devr etmeye hazır olduğu yeni başkana. Elindeki kalın dosyayı yanına fazla yakınlaşmaya çekindiği yeni başkanın yerine, as başkan olacağını bildiği öteki adama uzattı saygıyla. 'Seni arayacağız, fazla uzaklaşma' dedi adam vakurla. Sonra ,gözlerini daha önce tanışmamışlar,az önce elindeki dosyayı alan o değilmiş gibi başka yöne çeviriverdi.
Kongre, ezici bir üstünlükle, çok da işi uzatmadan kimsenin daha önce tanımadığı, adını duymadığı bu siyah takım elbiseli, son model marka siyah arabaların sahiplerine takımı devretti. Eski başkanın utana sıkıla yaptığı konuşmanın ardından yeni başkan kürsüye geldi ve kullanmayı öğrenemediği Türkçesiyle daha önceden kendisi için hazırlanan metni okumaya çalıştı. Salondan alkış sesleri yükseldi. Herkes 'En büyük başkan bizim başkan' diye bağırıyor, okuma kıtlığını duymamış, konuşma becerisinin olmayışına takılmamış görünüyorlardı. İçlerinden hiç biri, 'Konuşmayı bilmeyen bir başkan olur mu?' sorusunu, akşam olup da evlerine vardıklarında, uyumak için yastıklarına başlarını koyduklarında bile kendi kendilerine sormadılar. Paradan ve gösterişlerinden başka hiçbir şeyleri olmayan bu adamları bir an olsun kurcalamak gereğini duymadılar. Bildikleri vasıfları onlar için yeterliydi. Ne de olsa bir futbol takımı için para HER ŞEY demekti.
Gel zaman git zaman ki, ligin ikinci yarısının başlamasına kadar zamanın hızla aktığını söylemek mümkün. Siyah takım elbiseli adamlar çok da uzun bir zamana yayılmadan, başına geçtikleri takımın eski kadrosunu dağıttılar, futbolcusundan teknik adamlara yepyeni bir kadro oluşturdular. Anlaşmada mutabakat sağlanan paraların ön ödeneklerini alan yeni takım oyuncu ve hocaları ,gelecek ödemelerden kuşkuya düşmeden hummalı bir çalışmaya koyuldular.Ne görsünler… Kendilerine ödenen miktar dışında , kulübün hizmetlilerinden, kulüp giderlerine, kulübün kesik elektriğine hiçbir ödeme gerçekleşmemiş. Fakat ilk maça kadar kamplarını lüks bir otelde yaptıkları için, olan bitenin bu olanaksız durumu uzun süreli taşımayacağı gibi pembe bir hayale daldılar.
Sürdü. Çok uzun sürdü. Ne hizmetliler bir kuruş para aldı, ne yatıp kalktıkları binanın akan tavanları tamir edildi, ne borçlu elektrik parası ödendi, ne de kendilerine söz verilen arta kalan paralarını alabildiler. Yeni yönetimin kendilerine uzattığı çek bile karşılıksız çıktı. Hem parasız, hem sahipsiz, hem koşul yetersizlikleriyle karşı karşıya kaldılar. Bunlar yetmiyor gibi, sorunlarını takımlarıyla ilgilenmesi gereken asıl sahiplerine, yöre sakinlerine bile anlatamadılar. Herkes başını çevirdi, takımına ters döndü.
Onlar bu hal içerisinde ne yaptılar dersiniz?..
Yılmadılar bir.
Profesyonel bir yaklaşım sergileyerek, para ve alacak meselelerini ertelediler, konsantrasyonlarını asıl işleri olan futbola yönelttiler ve bu haklı savaşlarını sahada vermeye karar verdiler, iki.
Kimsesiz, başsız ve parasız kalmış bu takımın kalan maç sayısına ve performans grafiğine bakıldığında görüleceği üzere, onlar, sırtlandıkları takımlarını bugün olmaları gereken lige, Bank Asya ligine taşımaya kararlı görünüyorlar. Her şeye rağmen başardılar , üç!!!
Onlar kim?
Kim olduklarının gerçek önemi şudur; çoğu o yörede doğmamışlar. Bölge sorunlarını, yapısını, insanını ve olaylara bakış açısını bilmiyorlar. Üstelik, bırakın dışarıdan gelen yeni heves yönetim kurulunu, bölge insanları bile kendi takımlarının arkasında değilken onlar oradalar. Profesyonellik bu değilse nedir?..
Yukarıda öykülemeye çalıştığım takım Gebze spordur. Bir yandan Diyarbakır sporu takip ederken, istemeden de olsa onları da gözlemek zorunda kaldım diyelim. İyi ki böyle bir fırsatla karşılaşmışım. Günlerce düşünsem daha ironik bir başka örnek yaratamazdım. Diyorum, hayatta tesadüflere yer yoktur. Yokmuş işte!!!







































































