1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Bundan sonra ne olacak...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Bundan sonra ne olacak...

A+A-

16-17 Kasım günü Diyarbakır büyük bir şova sahne oldu. Dünyanın en ünlü sinema oyuncuları, pop ve rock yıldızlarını toplansa böyle bir etki yaratılamazdı. Öncelikle Diyarbakır 16-17 Kasım'da tarihi bir gün yaşadığını söylemek gerekir. İlk defa bu kadar üst düzeyde bir siyasetçi “Kürdistan” kelimesini kullandı. Yıllardan beridir milliyetçiliğini öfke ile bileyip keskin bir bıçağa dönüştüren bir ülkede bu kelimeyi kullanmak cesaret isterdi: Başbakan bu cesareti gösterdi. Diyarbakır'ın suyu, havası, toprağı başkadır, aklını çeler insanın. Başbakan da dizginleri iyice gevşetip bir Diyarbakır güzellemesi yaptı. Molla Mustafa'yı, Kadı Muhammed'i, Ehmede Xani'yi Mele Ciziri'yi, Feqiye Teyran'ı ve Diyarbakırlının gönlünde ayrı bir yeri olan Ahmet Kaya'yı andı. Konuşması etkiliydi ve duygusaldı. Başbakan şovunu yaptı ama hakkını teslim etmek gerekir, bu şovu yapmak herkesin harcı değil.

Bu yazıda Başbakan'ın Ahmet Kaya ile ilgili söylediklerini es geçeceğim. Özellikle grup toplantısında söylediği “Ulan o gün hepiniz oradaydınız” sözü çok önemli. Sert bir sözdür ama muhataplarının da fazlasıyla hak ettiği bir sözdür. Bu konuda söyleyecek çok şey var, bu yüzden başka bir yazıda detaylı olarak değerlendirilecek…

16-17 Kasım'da her şey iyi gitti ama Ankara dönüşünün sıkıntılı olacağı belliydi. Zaten Diyarbakır ziyaretlerinin en sakat tarafı Ankara dönüşleridir. Diyarbakır'da “zincirlerinden kopmuş aslana benzer” siyasetçi, Ankara'ya döndüğünde derhal temizliğe başlar. Keskin sözler yavaş yavaş törpüler, kelimeler yuvarlanır, sözler yumuşatılır. “Aslında öyle söylemedim”, “onu kastetmedim” ya da “gündemimizde öyle bir şey yok” bölümlerine sıra gelir. İlk geri çekilme 'af' meselesinde yaşandı. Başbakan, dağdakilerin inmesi, cezaevlerinin boşaltılmasından bahsetmesi doğal olarak af veya benzeri bir düzenlemeye yoruldu, ancak Ankara'ya ayak basar basmaz “gündemimizde af yok” diyerek acı bir fren yaptı. Hem Sayın Başbakan'ın, hem de Sayın Arınç'ın frene birlikte yüklenmeleri asfaltı ağlattı. Ancak keskin frenler asfalt ağlatsa bile cin şişeden çıktı artık. “Kürdistan” sözü söylendi, af iması ağızdan çıktı. Diyarbakır'da başka, Ankara'da başka söylense bile bu yolun dönüşü kolay olmaz artık.

Başbakan, söylenmesi en zor şeyleri söyleyerek tabuların yıkılmasına yol açıyor. Bu bir toplum mühendisliğidir. Başbakan'ın söyledikleri özellikle Türkiye'nin batısında, bilinçaltında bir parantez açılmasına yol açıyor. “Kürdistan” gibi kavramlar tartışıldıkça tabu olmaktan çıkıyor. Bu nedenle cin şişeden çıktı artık. Bundan sonra sıra “ne dilersen dile benden” bölümüne geliyor. Dileklere bağlı olarak halkların ortak çıkarlar etrafında daha güçlü bütünleşmesi veya ayrışması bölümlerine geçilebilir. Bundan sonrası siyasetin nasıl bir seyir izleyeceğiyle ilgili olacaktır.

16-17 Kasım Başbakanın Diyarbakır-Bismil ve Ergani ziyaretleri bölgemizde ilgiyle karşılandı. 2013 Diyarbakır'ında artık silahların değil, siyasetin konuşacağı bir süreç isteniyor. Ziyaretin amacı da barış sürecini Dünya ve Türkiye gündemine taşımak ve mesaj vermekti

Diyarbakır'da güzel bir güz rüzgârı esti. Bu güzel esinti, geride tatlı bir rehavet bırakmadan Diyarbakır'ın kronikleşmiş sorunlarına çözüm getirecek mi? Bundan sonra asıl sorulması gereken soru bu. Mesela işsizlik azalacak mı? Caddelerde, kavşaklarda dilenen çocukların sahiplenilmesi ve rehabilitasyonu için yeni merkezler ve eğitim imkânları yaratılacak mı? Eğitimde kalite ve başarının Türkiye'nin ortalamasına çıkarılması veya en azından iller arasında son sıralarda yer almamak için projeler yapılacak mı? Acaba elektrik kesintilerinin batıdaki gibi hiç kesilmediği günleri görecek miyiz? İyice kronik hale gelmiş yoksulluğumuza bir çare bulunacak mı?

Ancak geçmişe göre Diyarbakır'daki şartlar daha iyi. Geç kalınmış bir barış ortamının yanında, gecikmiş bir yol ve kavşak ve çevreyolu düzenlemesi, şehri gerçekten modern ve ferah bir görünümüne getirmiş durumda… Sivil havaalanı inşaatı da iyi bir gelişme ancak tamamlandıktan sonra Diyarbakır'ı uluslar arası uçuşlara açarak dünyaya bağlayacak mı? Bir seneye kadar havaalanının bitmesi bekleniyor ama henüz uluslar arası uçuşlara açık olup olmadığını bilmiyoruz. Sayın Valimizin bile bu konuda net bir cevabı yok. Bu durumda ısrarcı olmamız gerekiyor. Yani “barış süreci” hoş gelmiş sefa gelmiş. Aylardır çatışma yok, kan yok, cenaze yok. Onun için süreci, baş tacı etmek gerekir. Ancak bir yandan da işlerin yürümesi, yatırımların yapılması gerekir. Sayın Başbakan gelecek diye Kantar kavşağı neredeyse 15 günde tamamlandı.
Eminim herkes keşke Başbakan Barzanisiz ve Şivansız ayda 1 kez olsun gelsin diyor.
Çünkü Başbakan gelecek diye yollar asfaltlanıyor, elektrik direkleri sökülüp yenileri takılıyor.
Yani Diyarbakır gıcır gıcır oluyor.

Başbakan yeniden Diyarbakır'a gelene kadar bütün yarım kalan işlerimiz yeniden kış uykusuna dalacak gibi görünüyor. İyisi mi biz, Sayın Başbakan'ın güzel bir balmumu heykelini yapalım ama iyice benzemesi gerekir. Balmumundan Başbakan'ı, götürüp yeni havaalanı inşaatı civarına bırakalım ki işler iyice hızlansın, bakarsınız 2015'in başında tamamlanması gereken hava alanı 6 ayda hoop diye tamamlanmış olur. Birde balmumundan Erdoğan'ı şehrin muhtelif yerlerine bırakalım ki elektrikler de kesilmesin, Belki balmumundan Başbakan'ın karanlıkta kalmasından korkan Tedaş memurları elektrik kesintilerine çare bulurlar.

Neyse şaka bir yana, elektrik, havaalanı gibi sorunlarımız deva bulunmaz ince hastalığa döndü. Bu meselelere aklımızda tutup, yeniden 16-17 Kasım'a dönelim ve başta söylediğimiz cümle ile perdeyi kapatalım:

Cin şişeden çıktı artık…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT