1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Bir Şehir, Üç Lider ve Kudüs
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Şehir, Üç Lider ve Kudüs

A+A-
 
Bir Şehir, Üç Lider ve Kudüs
 

Sovyetlerin dağılması ve kominizmin artık batı dünyası için bir rejim tehditi (!) olmaktan çıkması ve soğuk-sıcak savaşın kapitalist ülkelerin tekeline geçmesiyle birlikte, siyaset hayatının şu iki altın kuralını da daha belirgin olarak hissetmeye başladık; eğer bu yeni dünyada siyasi erki eline geçirmek veya elinde tutmak istiyorsan, bunun iki kuralı var: ilki arkana bir sermaye desteği alacaksın, diğeri de toplumun vasatını kendine bağlayacaksın. Burada kastettiğim “vasat”, toplumun çoğunluğunu oluşturan, evrensel değerlere göre değil de kendi hassasiyetlerine göre karar veren, o toplumun ortalama eğitim düzeyindeki, aile ve yakın çevre değerleriyle veya sadece dokunan olaylar üzerinden fikir üreten, varolan ekonomik sistem içinde çalışan, üretim zincirine katkısı düşük ve kendi halinde geçinen sınıf.

En küçük siyasi birimlerden (mesela köylerden) tutun da büyük devlet başkanlıklarına kadar bu kural şaşmıyor. Her ülke için de geçerli; her ülke veya toplum kendi cirmine uygun olarak bu kuralı bir şekilde uyguluyor.

 

Bu nedenle de yeni dünya düzeninde ideolojilerin, fikirlerin pek de bir anlamı yok; siyaset dünyasında anlamlı olan tek şey artık “söylem”. Vasatın hassasiyetlerine uyan, sermaye için istikrarlı ve kazançlı bir büyüme alanı vaad eden söylem. Söylemin içsel tutarlılığı olup olmaması veya zaman içinde kendi kendini inkar edip etmemesi de çok önemli değil; toplumun en hassas noktasını dulup, o damarı hedeflemesi yeterli. Arada çıkan çatlak seslerin, muhalif fikirlerin veya “yok artık”cı eleştirilerin ya da bir mantık zinciri izleyerek sorgulamanın, iktidar için bir sayısal tehdite dönüşmediği sürece, siyaset dünyasında pek bir kıymet-i harbiyesi yok. İçerden veya dışarıdan gelen/gelebilecek krizlerin ve iktidarı tehdit eden risklerden silkelenmenin yolu da yine vasatınızın hassasiyetleri üzerinden iç politikalar ve söylemler üretmek.

 

Her ülke lideri kendi iktidarını güçlendirmek ve daim kılmak için kendi tabanlarını kaybetmemek için, akla zarar da olsa, politikalar üretiyor. Sermaye desteğini vaadlerle, vasatı da hassasiyet olarak belirlediği normlar ve söylemlerle elde tutan politikalar.

İşte Kudüs meselesi bunun en taze örneği. Kudüs, tarihi, ruhani önemini bir yana koyarsak, bugünlerde üç liderin adeta can simidi olma yolunda, birden jeopolitik değeri zirveye taşınan bir şehir. Kim bu üç lider?

 

Trump, ABD’de ve dünyada başkanlığı ençok tartışılan lider. Seçimle işbaşına geldi. ABD’de ve dünyada hızla bir virüs gibi yayılan milliyetçi, ırkçı tabana, enjekte ettiği “Büyük ABD” söylemi Trump’ı şaşkınlıklar içinde başkanlığa taşıdı. Her ne kadar, ABD’li uluslararası mega teknoloji ve sanayi şirketleri, onun “off-shore işgücüne son verme” gibi radikal kararlarını sevmeseler de, can kurtaran dev silah tacirleri ve üreticileri savaş kokusu alınca Trump’ı desteklediler. Ne var ki, ABD devleti, bu yaramaz çocukla başedemez hale geldi. Attığı fütursuz sosyal medya mesajları ile devlet sırlarını bile ifşa etme noktasına gelmesi ve başkanlık seçimlerine şaibe lekesi düşüren Fueller ve Flynn davaları. ABD Devleti Trump’ı kıskaca almış gibi. Durum ciddi ve başkanlık tehlikede. Peki şimdi ne yapmalı? ABD’den uzakta bir kriz çıkarmak ve yönetmek çare olabilir. ABD gibi bir ülke isen bütün dünyada bu krize ortam sağlayan bir çok yere hakimsin zaten. Kudüs? Tam isabet! Ortadoğu’daki sıcak havayı soğutmadan, yangını körüklemek içeriyi de bayağı rahatlatır.

 

Gelelim Kudüs meselesinin en birinci aktörüne; Netanyahu.. Netanyahu son zamanlarda büyük yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile bayağı uğraşıyor. İş adamlarından uygunsuz para aldığı, bir medya patronuyla kendi lehine yayın yapması için pazarlık yaptığı ve Almanya'dan alınan denizaltılarda adının yolsuzluğa karıştığı iddiaları ile 5. kez sorgulandı. Durumu kurtarmak ve bu iddialara nesnet teşkil eden suçlara meşru alan açmak için yapmaya çalıştığı yasa değişikliği de elinde patladı patlayacak. Çünkü İsrail halkı sokaklarda, Netanyahu’ya protestolar her geçen gün daha artıyor. İş çığırından çıkmadan, ırkçı-milliyetçi, dinci seçmen tabanını sakinleştirmek lazım. Çare? Kudüs’ü başkent yapmak. ABD de destekler. Gündem değişir, belki yolsuzluk davalarına da bir etkisi olur, vs, vs, vs.... gerisi bilindik hikaye.

 

Kudüs konusunda can siperane orataya atılan bir diğer lider de Erdoğan. Son zamanlarda Zarrap davası, unutulmaya başlayan 17-25 Aralık iddiaları, dönemim bakanlarına yönelik yolsuzluk, rüşvet iddiaları, umduğunu bulamayan dış politika hamleleri ve ekonomideki sorunlar ve yükselme devrinin sonunun sinyallerini veren göstergeler, hukuk-adalet sistemi krizleri, OHAL’in artık kontrolden çıkması ve toplumsal tepkilere karşı AKP’nin direncinin azalmaya başlaması. Seçmeni diri tutacak bir şey yapmaya gerek kalmadan, çözüm İsrail’den geldi bile.. Şimdi tabanın dini hassasiyetlerini canlandırıp, meydanlara toplayarak, seçim yasağına filan takılmadan seçim havası estirip, Kudüs zırhı içinde AKP ve Erdoğan propagandası yapmak ve hafıza tazelemek için doğru zaman. Meydanlarda bir Kudüs türküsü, ardından Dombıra, sonra da ver Mehter’i..

Önceki ve Sonraki Yazılar