1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Bir Kırlangıç Yazı
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Kırlangıç Yazı

A+A-

 
Son 14 yıldır yazlarımızı Tavaklı İskelesi'nde geçiriyoruz. Burası eskiden Geyikli Belde'sine, şimdilerde Ezine ilçesine bağlı küçücük bir sahil yerleşim yeri. Kestanbol Kaplıcaları ve Troa Aleksandra ile Assos Apollon Smintheus harabeleri üçgeninde sakin, doğasını korumakta hala direnen, küçük bir zeytin diyarı. Her yıl Kaz Dağları, Gönen civarında çıkan orman yangınlarıyla iklimi hissedilir derecede değişse de yine de hala nefes alınabilen bir alan.
 
Burası benim hayatımda bir milat; haşere ve sürüngen fobimi yendiğim yer. İstanbul'un boğucu, kalabalık, insanı öğüten keşmekeşinden sonra buranın dingin havası ve doğasında her tür canlının ekolojik sistemde ve dolayısıyla yaşamlarımızda ne denli değerli olduğunu gözlemledikçe fobilerim yerini derin bir saygıya bıraktı. Eskiden evin duvarına yapışan süleymancıklar bana korku salarken, şimdi onları her gördüğümde için huzur buluyor, çünkü herşeye rağmen varolmayı başarmış olduklarını görmek heyecan verici. Her böceğin, her kuşun, her sürüngenin ve her bitkinin yaşama tutunma ve kendi türlerini doğanın diğer parçalarıyla uyumlu ve de aynı zamanda özerk yaşatma mücadelesini, birebir gözümün önünde izlemek beni çok heyecanlıyor, ruhum huzur buluyor ve yaşama dair fikirlerim ve taleplerim şekillenip, evriliyor.
 
Bu yıl eve gelip, terasdaki iki basamağı çıkar çıkmaz, terasın tavanına kondurulmuş bir kırlangıç yuvası ile karşılaştık. Öylesine saf, öylesine kendiliğinden ve insana özgü o illet mülkiyet duygusundan bihaber kırlangıçlar, minik gagalarında taşıdıkları taş, çakıl, kum ve toprakla, sabırla, yılmadan bir yuva yapmışlar. Biz ışığı açıp da harala gürele terasa yönelince, yuvadan fırlayıp, korkudan pır pır kaçıştılar. Gün geçtikçe dost olduk ve şimdi evin birer ferdi gibi yuvaya girip çıkıyorlar. Biz kahvelerimizi içerken üstümüzden geçip yuvalarına girip birşey taşıyorlar. Her iki taraf da kendi evlerinde, birbirine değen yaşam parçacıklarında birbirini ürkütmeden huzurla ve barış içinde yaşayıp gidiyor. Çok alıştık birbirimize; öyle ki akşam üstü yuvaya dönüşleri biraz gecikse, gözlerim havada onları arıyor ve gökyüzünde süzülerek evin hemen önündeki elektrik tellerinde soluklandıklarını görünce rahatlıyorum.
 
Bahçeyi sularken hergün bir çiçeğin açmış olmasına sevinmek, kuruyan ya da solan bir yaprağa üzülmekle aslında kendi kısır yaşantılarımızdaki kuruntularımızın, şüphe, öfke ile yoğrulmuş hiddetlenmelerimizin ne denli değersiz, yersiz ve gereksiz olduğunu hissetmek…
 
Aslında doğa bize bütün insani didişmeler, kavgalar ve düşmanlıklardan arınırıp, barış içinde, huzurlu, özgür ve adil bir yaşamın ipuçlarını öyle cömertce sunuyor ki keşke herkes bunları görüp, önlerine sunulmuş ve “al-kullan” diye sergilenmiş can simitlerinin değerini bilip, içselleştirebilse.
 

Bu yazı toplam 7338 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar