1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. BİJİ KOMPLO...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

BİJİ KOMPLO...

A+A-

Diyarbakır'da öne sürülen neredeyse her fikir mutlaka içinde komplo ihtimaline yer verir.
 

Konuya damdan düşer gibi iddialı bir cümleyle girdim ama realitemize aykırı bir cümle değil bu.

Fakat Diyarbakır'a da haksızlık etmemek lazım, son 30 yıl içerisinde siyasetin her türlü entrikasına tanıklık etti. Karanlık oyunlar, siyasi taktikler, derin devlet manevraları vs…

Bir kahveye gidip kürsünüze oturup çayımızı yudumladığımızda siyasi sohbetler hemen başlar. Bir yanda içilen çaylar için aklımız cebimizdeki sınırlı parada iken, diğer yanda büyük Ortadoğu projesi, Amerikan oyunları, Rusya'nın, Çin'in, İran'ın stratejilerinden bahsederiz.


Kendi kendime hep dedim ki; “Ne kadar çok biliyoruz” bilmediğimiz bir konu yok. Her konuda söyleyecek sözümüz var. İcap ederse bilimsel ve kitabi, icap ederse felsefik, ideolojik ve sosyolojik…

Varsayalım ki konu sağlık, cepteki tıbbi sözcükle konuya girmesini de biliriz evelallah. Bir anda ömrünü tıp bilimine atamış biri olup yani akademiksiz profesör çıkarız. Konuşulan her hastalık hakkında mutlaka bir teşhis koyar, tedavi yöntemleri önerir, alternatif tıpla ilgili yorumları da ihmal etmeyiz. “Doktorlar da gidip aktarlardan gizli gizli bitkisel ilaç alıp, tedavide kullanıyorlar” deriz.

Şüphe her zaman cebimizdedir. Hangi doktorlar gizli gizli, gidip bitkisel ilaçlar alır, bütün bunlar olurken biz hep takipte miyiz? Bunlar önemli değil. Uysa da uymasa da biz tezlerimizi masaya atar, gerisine katılmayız, uysa da uymasa da…

 

Hatırlarsanız bir dönem bazı gazeteci arkadaşlarımız Dicle nehrinde ''Timsah'' var haberi yapılmıştı. İşte Hevsel bahçelerinde timsah göründü haberleri ardarda dönerken Diyarbakırlı da kırk dereden su getirip iddia ediyor, timsah var diye. “Peki sen gördün mü” diye soruyorlar, o da “ben görmedim ama abem görmiş, buna ne diyisiz peki” demiş.

Bizimkisi Cem Yılmaz hesabı; “işte ondan aynısından”  

En popüler konumuz hangisi derseniz, ülke yönetimi açık ara önde derim ben.


 

Sanırsınız ki her bir hemşerimiz, siyaset akademilerinde özel yetiştirilmiş ve hayata gözlerini açar açmaz annesinin memesinden retorik emmiştir. Bu satırları okuyan her Diyarbakırlı sözlerimin abartı olmadığını bilir.

Adam dibine kadar işsiz, perişan bir halde dolaşırken bile kafasında çoluk çocuğun kaygısından çok, büyük Ortadoğu projesi kaygısı vardır. Olaya gah Amerika, gah İsrail cephesinden bakar. Bir komplo teorisinden girer öbüründen çıkar. Emin olun Barack Hüseyin Obama bu işleri bizim kadar kafaya takmaz.

Felek olsan Diyarbakır'da, “komplo yoktur” diye kimseyi ikna edemezsin. Ayağın taşa takılıp düşsen bunu sebebi siyasi komplodur. Diyarbakır'da başka türlüsüne kimse ikna olmaz. Gök gürlese bu İsrail'in işidir kesin diye söylenirler. Onun için siz siz olun Diyarbakır'da gittiğiniz her yerde, efendi efendi  “he babam, her şeyin sebebi komplodur” demeyi öğrenin, aksi halde kendinizi bir komplonun parçası olarak bulursunuz.

Fakat bütün bunların vardır bir hikmeti. Diyarbakırlı her türlü tezgahı gördü. Son 30 yıl içerisinde, özellikle de 90'lı yıllarda, “derin devlet” denen yapının temsilcileri Diyarbakır'ı her türlü kirli deneyin yapıldığı bir laboratuara çevirdiler.

İçinde cinayetleri, faili meçhulleri, entrikaları ve her türlü b.....ku püsürü barındıran karanlık yöntemler, Diyarbakır'ı Kurtlar Vadisi setine çevirdi. Bugün devlet zemzemle yıkansa Diyarbakırlı'yı ikna edemez. Her olayın altında komplo arayan, her şeyden şüphelenen, güven duygusunu iyice yitirmiş hemşerilerimizin 30, 35 sene önceki naif hallerine dönmeleri için devletin kırk fırın ekmek yemesi gerekiyor.

Diyarbakırlı'nın meramını yine Diyarbakırlı anlar. Buna dair güzel bir fıkra vardır. Askerliğini yapan Diyarbakırlı Mehmet'in annesinin vefat ettiği birliğine haber verilir. Komutan, Mehmet'in arkadaşı Ahmet'i çağırıp durumu anlatır. Der ki komutan senin arkadaşındır, sen de Diyarbakırlı'sın, münasip bir dille durumu kendisine anlat. Ahmet kendi annesini kaybetmiş gibi üzülür ve “merak etmeyin komutanım ben ona uygun bir dille durumu anlatırım” demiş. Bizimkisi çıkıp arkadaşının yanına gitmiş. Demiş ki arkadaşına,

“oğlum Mıho deden sağdır yoksa ölmiş”,

Mıho “ölmiş” demiş,

Peki Mıho “nene sağdır yoksa ölmiş”,

Mıho “ölmiş” demiş.

İstediği kıvamı yakalayan Ahmet, “pekiii oğlum anan sağdır yoksa ölmiş”. Mehmet irkilir ve telaşla “sağdır oğlum” der. Bunun üzerine Ahmet sağlam bir el hareketi çekerek “ha buni sağdır ha” der.

Her ne kadar üslup sert olsa da Diyarbakırlı'nın halinden Diyarbakırlı anlar.

Bu coğrafyada yaşanan acılar temkinli, şüpheci ve güven duymayan bir kitle yarattı. 90'lı yıllarda en travmatik halini yaşadığımız ortaçağ karanlığı, her taşın altında komplo arayan bir vatandaş profili yarattı. Fakat bunu da kabul etmek gerekir ki, bizim özümüzde de şüphe ve temkin vardır.

Güzel bir Diyarbakır kelamı vardır bu halimize uygun, o sözle yazımızı son verelim:

“Ayık ol, tezgaha gelme” 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT