1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Beşiktaş & Şenol Güneş
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Beşiktaş & Şenol Güneş

A+A-

Kontrolden çıkıp savrulan ve bir daha toparlanamayan oyunların çok köklü, çok eski ve çok geleneksel nedenleri var. Türk futbol oyun pratiğinde teknik direktörün en temel görevi saha içi dizilime karar vermek olarak anlaşılmış ve algılanmıştır. Teknik direktör futbol paradigması açısından hakemin düdüğü ile birlikte kendini saha içinde olup bitenlerden hiç sorumlu hissetmemiştir. Çünkü o'na göre o futbolcularını doğru yerlere yerleştirmiş, bu yerleşime bağlı olarak onlara doğru talimatlar vermiş ve sahaya salmıştır.


En temel sorumluluğunu oyuncu gurubunun bileklerine havale eden Türk tipi teknik direktör, oyuncu dizilişine ve oyunculara verdiği talimatlara aykırı davrandığını düşündüğü oyuncuları oyuncu değişiklikleri yapmak suretiyle, oyuna müdahale ettiğini sanıp içini rahatlatır. Türk tipi teknik direktörlere ve Türk tipi yorumculara göre bunun adı “hamle”dir. Bu algı ve düşünce, 105x65m2 alanda oynanan bu oyunda oyuncular arası ilişki ve işbirliğinden kendini soyutlar.


90 dakika süren bir maçta oyuncular arası ilişki ve işbirliklerine bizzatihi oyuncu karar verecekse, o zaman teknik direktöre ne gerek var... Çünkü bu oyunun oyun özünü belirleyen oyuncuların sahada nerelerde konumlandığı değil, hem hücumda hem savunmada konumlar arası ilişki ve işbirliğinin nerede ve hangi örüntülerle sürdürülmesi gerektiği kararıdır.


Topla buluşan her oyuncu, o topla ne yapması gerektiğine kendisi karar verirse, oyuncu kendisini sonsuz alternatifler içinde bulabilir ve bu sonsuz alternatifler oyuncunun yeteneğine bağlı olarak keyfiyetine tabi ise, oyunun nasıl ve hangi yönde gelişeceğine dair fikir sahibi olmak, neredeyse mucizelere kalır.


Bir oyuncunun yek-diğer oyuncunun ne yapacağını tahmin etmeye çalışması oluşacak olan kaotik durumun neredeyse başlangıcıdır. Topa sahip olan bir oyuncunun, takım arkadaşı diğer 11 kişinin o'nun ne yapacağını tahmin etmeye çalışmaları ise kaosun ta kendisidir. Bu tahmin bulmacasının listesine dahil olabilecek bir dizi başka değişkeni de ekleyebiliriz. Tuhaf bir ironi gibi, her teknik direktör “oyun kontrolünden” sözederek herşeyin yolunda gittiğine ilişkin olarak bizi teskin etmeye çalışır. Kavram olarak “kontrol” sözcüğü bir biliş ve denetleme anlamını içerir. Esasen her kontrol bir egemenliğe de işarettir. Eğer bu doğruysa, yapılan işler önceden kurgulanmıştır ve her iş ve işlev bu kurgunun bir parçası olarak varlığını sürdürür.


Türkiye'de izlediğimiz her maçın ana içeriğini oluşturan oyunlar kesinlikle kontrol dışıdır, de-facto'dur ve kelimenin tam anlamıyla doğaçlamadır.


M.Başakşehir maçında, Beşiktaş bildiğim ve sevdiğim Şenol Güneş oyun pratiğinden çok uzakta, dağınık, ele avuca sığmaz, toparlanması son derece güç bir oyun oynadı. Defansif blokun hücum bloku ile kurduğu bildik örüntülü oyun yerine, topun ve oyuncunun ilk dik yönüne doğrudan evrilen pas trafiği, Şenol Güneş'in dehasına doğrusu hiç yakışmıyordu.


İlk üç maçta, Oğuzhan'ın yerleştiği alanın 10m'lik çeperine Şenol Güneş doğru ve şahane bir kararla, dört oyuncudan oluşan bir örüntüler ağı kurgulardı; Beşiktaş, sözünü ettiğimiz bu örüntülerle, hem alan katederdi hem de oyunu kontrol etme inisiyatifini rakiplerine bırakmazdı.


Sosa, Gökhan Töre, Mario Gomez, Atiba Hutchinson'ın ekstra performanslarına rağmen, Güneş'in oyun inisiyatifini ele geçiremeyişi, Oğuzhan ve etrafındaki oyun mekaniğinin, oyundan çok skorla ilgili olmasındandı. Sanırım bu psikolojik durumu koşullayan etkenlerin başında da Mario Gomez'in standart santrfor görüntüsü geliyordu.


Beşiktaş'ın maçı 2-0 kazanması nihayet bir skor, bir oyun değil. Oysa lig devam ediyor ve Beşiktaş'ın her hafta tekrarlanabilir bir oyuna ihtiyacı var. Unutmayalım; skor oyunu garanti etmiyor, ama oyunun skoru garanti etme ihtimali her zaman var.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT