1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. BDP ve SİYASET...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

BDP ve SİYASET...

A+A-

 Türkiye'de Kürt siyasi parti geleneği neredeyse cumhuriyetle yaşıttır. Osmanlı döneminde özellikle ikinci meşrutiyetle birlikte partileşme çalışmaları hız kazanır.
Bu yazı Kürt siyasi parti hareketinin tarihsel geçmişini anlatmayacak. Anlatılmak istenen BDP'nin birinci derece akrabaları üzerinden yakın geçmişi hatırlamak ve bugünkü siyaset tarzını değerlendirmektir.
BDP'yi esas alarak geriye doğru gidersek, partileşme hareketini 14-15 Ekim 1989 tarihinde Paris Kürt enstitüsünün düzenlediği Kürt Konferansına dayamamız gerekir.
1989'da SHP'de siyaset yapan Kürt milletvekillerinin konferansa katılıp katılmayacağı kamuoyunda heyecanla tartışıldı. Kızanlar, öfkelenenler, hemen “vatan hainliği” suçlamasına sarılanların söylemleriyle yine bu günleri aratmayan hararetli tartışmalar yapıldı.
Neticede Paris'teki Kürt Konferansına katılan 7 milletvekili SHP'den hemen ihraç edildi. İlerleyen günler içerisinde aralarında 7 SHP milletvekilinin olduğu kurucular Halkın Emek Partisini (HEP) kurdu.
SHP her zamanki refleksiyle 7 milletvekilini ilkeler, prensipler diye uzayıp giden gerekçelere dayanarak kendi bünyesinden söküp atmıştı.
Demokratik olmayan yöntemlerle yapılan bu uzaklaştırma girişimi partide rahatsızlık yaratmış ve ihraçları protesto eden bir istifa dalgası başlamıştı. Yaşanan istifalarla Arif Sağ, Kemal Anadol,Hüsnü Okçuoğlu,İbrahim Binici, Abdullah Baştürk,Fehmi Işıklar,Cüneyt Canver,Tevfik Koçak, Mehmet Kahraman, Kamil Ateşoğlu, Aydın Güven Gürkan gibi isimler SHP'den ayrılmış, artçı şoklarla da doğu ve güneydoğu il örgütlerinde topluca istifalar yaşanmıştı.

İhraçların verdiği ivmeyle 7 Haziran 1990 yılında Fehmi Işıklar başkanlığında Halkın Emek Partisi kuruldu. Bir sene önce ihraçlar ve toplu istifalarla Kürt milletvekillerini bir anlamda ayıklamış olan SHP, 1991 seçimlerinde HEP ile ittifak yaparak seçime girdi. 1991 seçimlerinde HEP kontenjanından 18 milletvekili meclise girdi.

Leyla Zana'nın mecliste Kürtçe yemin etmesiyle başlayan süreç ve diğer siyasi gelişmelerin ardından 3Temmuz 1992'de Anayasa Mahkemesinde parti hakkında kapatma davası açtı. Tam bu noktada Leyla Zana'nın bu çıkışını bugün daha salim bir kafayla düşünülmesi gerekir. Leyla Zana'nın o gün yaptığı Kürtçe yemin bölgede heyecan yaratıp, gönülleri rahatlatmış ama bedeli ağır olmuştu.

Yeminle başlayan süreç bu süreç daha sonra şöyle gelişmişti:
HEP kökenli milletvekilleri 31 Mart 1992'de SHP'den istifa ederek, DEP'e geçti.
25 Haziran 1992'de HEP'in kapatılma ihtimaline karşı ÖZDEP kuruldu.
3 Temmuz 1992'de HEP'e kapatması için davası açıldı.
Anayasa Mahkemesi, 14 Eylül 1993'de HEP'i kapattı.
23 Kasım 1993'de  Anayasa Mahkemesi ÖZDEP'i kapattı.
Türkiye'nin demokrasi geleneği oturmadığı sürece bu liste böylece uzayıp gidecektir.

BDP'ye GELİNCE
 
Çok daha detaylı bir araştırma yapıldığında siyasetin ne kadar zorlu süreçlerden geçtiğini ve ne büyük acılar yaşandığı daha açık görülür.
Yaşanan bütün bu acıların sonucunda, HEP ile başlayan ve BDP'ye uzanan bu sürece bakıldığında şu soru akla geliyor; bütün bu acılara, ölümlere, faili meçhul cinayetlere karşılık gelebilecek siyasi bir gelenek oluştu mu?
BDP, bu geleneğine emeğini, mücadelesini ve hayatını vermiş insanlara, “bütün bu acıların yaşandı doğrudur ama biz de sonuna kadar siyasi kanalları zorladık ve yapabildiğimizin en son haddesine kadar siyaset yaptık” diyebilir mi?

Lafı eğip bükmeden söylenmek gerekir. Yaşanmış olan ve halen de yaşanın acının, zorlukların, ölümlerin karşısına konulacak bir siyasi gelenek ve siyasi temsil bilinç oluşmadı.
Bu güne kadar HEP ile başlayan ve BDP ile devam eden parti geleneği, bir türlü üzerindeki ürkekliği atamadı.
BDP geleneği bu güne kadar kendisine oylarıyla destek veren 2,5 ile 3 milyon arasındaki seçmeni temsil etmeyi başaramadı.
BDP birçok vesileyle açık açık şunu söyledi:
“Ben Kürt sorununun muhatabı değilim”
Eğer BDP bunu söylüyorsa, BDP seçmeninin de şöyle demesi gerekir: “eğer bu sorunun muhatabı değilsen ve çözümün tarafları içerisinde kendini görmüyorsan, neden benim oyumu boşa harcıyorsun”
Zaman zaman AK Parti şöyle bir söylem geliştiriyor: “Kendisini taraf olarak görmeyen bir parti ile ne konuşabilirim” AK Parti'nin bu konudaki yaklaşımı malum. AK Parti her geçen gün Kürt sorununa daha da yabancılaşıyor, ancak BDP'ye yönelik eleştirisinde haklılık payı çok fazla.
BDP kendisini Kürt sorununun doğrudan temsilcisi olarak görmek zorundadır. BDP 3 milyonu bulan ve kendisinden medet uman seçmenine haksızlık yapmaktan vazgeçmelidir.
BDP'nin, “muhatap İmralı'dır, muhatap Kandil'dir” söylemini yeniden gözden geçirmesi gerekir.

Gary Adams, “muhatap ben değilim, gidip IRA ile görüşün” deseydi bugün, IRA sorunu çözülmeyecekti. İngiltere aslında IRA'nın siyasi kanadı olan SINN FEİN ile görüşerek dolaylı da olsa IRA ile görüştüğünü biliyordu, ancak çözümün Sinn Fein üzerinden olması bir zorunluluktu. Sinn Fein ve lideri Gary Adams, “benimle değil IRA ile konuşun” deseydi, bugün İngiltere'de kan dökülmeye devam edecekti.
İspanya, Bask sorununu çözmek için  Herri Batasuna ile masaya oturdu.   Herri Batasuna, ETA'nın siyasi kanadır. Yani hem Sinn Fein, hem de  Herri Batasuna bizdeki HEP'le başlayan BDP ile devam eden partilere karşılık gelir.Hem İspanya, Hem İngiltere'de bu siyasi partiler bir adım öne çıkıp sorumluluk almasaydı, Avrupa'nın merkezinde şiddet yaşanmaya devam edecekti.

BDP'nin adı ne ihale, ne yolsuzluk, ne de hırsızlığa bulaşmıştır. BDP bu açıdan bakıldığında, Türkiye'deki kirliliğin bir parçası olmamıştır. BDP'nin bugün dokunulmazlığının tartışılması, hem de fikirlerinden ve siyasi tavrından dolayı tartışılması bir demokrasi ayıbıdır. Bu ayıbın en önemli kısmı da Başbakanın ağzından daha dokunulmazlık sözleri dökülmeden savcıların hemen harekete geçmesidir.
Bütün bunlara rağmen BDP'nin temsil konusundaki ürkekliğinin sorgulanması gerekir.
BDP'nin bir adım öne çıkması gerekiyor.
BDP'nin Kürt sorunu ile ilgili başka yönleri adres göstermeden inisiyatif alması gerekir.

Eğer bunları yapamayacaksa bir sonraki seçimde sayıları 3 milyonu bulan seçmenine haksızlık yapmamalıdır…

Bu yazı toplam 11875 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT