1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. BAŞKALARININ ÇOCUKLARI...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

BAŞKALARININ ÇOCUKLARI...

A+A-

Bu nasıl bir olaydır!

Elazığ'da bulunan 8. Kolordu Komutanlığı'na bağlı Kabul ve Toplama Merkezi'nden Van'a doğru hareket eden askeri konvoya Bingöl-Muş karayolunda PKK tarafından yapılan saldırı da 10 asker şehit oldu, 70 asker yaralandı.

Haber kanallarında yapılan saldırı sırasında 2 Mehmetçiğin PKK'yı şaşırttığı otobüsten inerek ateş açtığı ve PKK'lılarında arkalarına bakmadan kaçtığı yönündeydi.

Yine bir başka haber kanalı marka ve modelini vererek PKK'lıların 2012 model Audi marka lüks bir araçla Diyarbakır yönüne kaçmalarıydı.

Ve yine haber kanallarında, PKK'lıların yakalanmalarının an meselesi olduğunu, kaçış noktalarına karşı uçakların ve helikopterlerin bomba yağdırdığını ve bir PKK'lının öldürüldüğünü; ancak PKK'lıların cenazeyi olay yerinden kaçırdıkları söylendi.

Son olarak da, yine haber kanallarında farklı bir değerlendirme yer aldı. Aslında otobüsün koruma altında olduğu fakat saldırı başladığında zırhlı araçların geri çekildiği…

Bir yanda yaşanan çok acı bir olay, diğer yanda nasıl davranacağını, hükümete ters düşmeme kaygısıyla haberin nasıl verileceği konusundaki akıl karışıklığı.

Ve bu olaydan çıkan en acı sonuç:

Ne yazık ki asker ve polisin canlısı değil, ölüsüne çok daha fazla değer veriliyor. Nutuklar atılıyor. Bir adım bile geri adım atmayız deniliyor. Çözüm yönündeki çabalar geri adım olarak gösteriliyor. Aksini düşünenler kısa sürede hedef haline getiriliyor.

Ve bütün bu hesaplar başkalarının çocuklarının hayatı üzerinden yapılıyor.

Aklıma dönemin Başbakanı Tansu Çiller geldi. Çoğu Anadolu'nun yoksul kasabalarından, köylerinden gelen yoksul çocuklar üzerinden bayrak, ezan, şahadet nutukları atarken, oğlu Mert Çiller, kendi yalılarının yanı başında denizci olarak sözde askerlik yapıyordu.

Doğan Güreş'in Genel Kurmay Başkanı olduğu dönemde yine ortalık kan gölüne dönmüşken, Çiller ve Güreş kan nutukları atarken, Doğan Güreş'in oğlu, askerliğinin çoğunu Antalya Lara plajında yaptı.

Çocuklar sizin değilse kan nutukları atmak kolay oluyor. Başkalarının hayatı, başkalarını canı, başkalarının çocuğu….

Sonuç olarak malum konu başka mecralara çekilmiş yani istenen olmuştu. Yani hafif ekseni kaymıştı.
Bir nevi AK Parti Genel Başkanı Hüseyin Çelik'in sözleri gibi 'Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis'i toplayamayız' açıklaması…

Gelelim olayın oluş şeklindeki zafiyetlere…

10 zırhlı eşlik ettiği 3 otobüs, 2 minibüs 15 araçlık konvoy Elazığ'dan Van'a doğru hareket ederken o kadar Jammerler, helikopterlerin güvenlik uçuşu yapmaları sanırım HAVADA kaldı.
Yıllardır bu bölgede muhabirlik yapan biri olarak zafiyetler dikkat çekmek istiyorum.

Güvenlik gerekçeleri nedeniyle Elazığ, askerlerin dağıtımlarında stratejik bir önem taşıyor. Başta Bingöl, Muş, Tunceli ve Van gibi terörün etkili olduğu illere yapılacak asker sevkiyatlarında, askerler önce Elazığ'a geliyor. Elazığ'a bağlı Harput ilçesine sınır bulunan ve 8. Kolordu Komutanlığı'na bağlı Kabul Toplama Merkezi'nde, askerler belli bir sayıya ulaştığında güvenli nakil için düğmeye basılıyor.

“Emniyetli Gün” adı verilen ve tarihi güvenlik sebebiyle hiç kimse ile paylaşılmayan günlerde sivil otobüsler ile nakil gerçekleştiriliyor.

En önde zırlı kirpi adı verilen araçlar hemen arkasından BTR'ler ve sonra da “başkalarının çocuklarının”  bindirildiği o derme çatma otobüsler, onların arkasına yine frekans bozucu Jammerler sonra yine ağır silahlı ZPT'ler(Zırhlı Personel Taşıyıcı), zırhlı kirpiler ve en sonda Jandarma trafik aracı. Bu arada helikopterde havadan güvenliği sağlar. Sevkiyat bu şekilde yapılır.

Diğer yandan Elazığ'da bulunan Kabul ve Toplama Merkezi'nden (KTM), askerlerin hangi gün yola çıkacağı, merkezi arayan askerlere dahi güvenlik amacıyla söylenmiyor. Bu durumda ise askeri konvoyun ne zaman yola çıkacağının üst komutanlar dışında kimse tarafından bilinmemesi bir hayli ilginç olsa sanırım.

Durum böyle efendim. Canımız, kanımız pahasına büyüttüğümüz, gözümüz gibi baktığımız, üzerine titrediğimiz çocuklarımız üzerine ne kolay hesaplar yapılıyor, ne kolay nutuklar atılıyor.

İster dağda, ister kışlada olsun, o çocuklara, “başkalarının çocuğu” gibi bakılıyor. O çocuklar öldükten sonra yoksul evlerden feryatlar yükseliyor. O çocuklar için “şehitler ölmez” deniyor, o çocuklar için “şehit namırın” deniyor. Ama biz gerçeği biliyoruz değil mi? O çocuklar ölüyorlar. Hayatları su gibi ellerimizden kayıyor.

“Başkalarının çocukları” üzerinden nutuk atılmaya devam ediliyor. Başkalarının hayatı kolayca harcanmaya devam ediyor. Diğer çocuklar ise, o has çocuklar, yalılarının bitişiğinde, plajlarda askerlik yapmaya devam ediyorlar. Dün böyleydi, bugün böyle, ne yazık ki yarın da böyle olacak…

Bu yazı toplam 12675 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT