1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Barselona'nın Şiiri
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Barselona'nın Şiiri

A+A-

Atletico Madrid, bu oyun yapı ve anlayışıyla çıktığı her karşılaşmayı –ki bunların sayısı 10000 olsa ve her maçını 5-0 kazansa bile, ben bu yaklaşıma saygı duymam. Her kim “topu rakibe bırakarak oynamak” kavramını icat etmişse, o kesinlikle futbol oyununun lanetliler mezarlığında cayır cayır yanacaktır. Ne demek “topu rakibe bırakmak” ? Topu rakibe bırakıyorsan sen neden sahaya bir rakip olarak çıkıp boy gösteriyorsun? Bu tarz oyunun mucitleri ve uygulayıcıları kendi yetersizliklerini şahane bir buluşla ambalajlayıp, herkese yutturduklarını sanıyorlar.

Futbolda en temel kavram, prensip, ilke ve bu oyunu niteleyen öz; bir “oyun” tasarlayıp, kurgulayıp, onu uygulama iradesidir. Futbolda bir takımı var eden şey, kendine özgü bir “oyuna” sahip olmasıdır. “Oyun” doğası gereği topun sizde olma hali ile topun rakipte olma halinin kapsadığı total bir bütünlüktür. Top sizde ise kendi oyununuzu oynarsınız; top rakipteyse rakibin oyununu, yine size özgü bir anlayışla, bozmaya çalışırsınız. Eğer bir maçı salt rakibin oyununa göre yorumlayıp, topu rakibe bırakıp, onun zaaf, yetersizlik ve yanlışlıklarından faydalanmayı tasarlıyorsanız bunun kara kaplı futbol kitabındaki adı “O-Y-U-N-S-U-Z-L-U-K” tur.

Oyun, teknik direktör ile birlikte sahaya sürülmüş olan 11 kişinin toplam aklı ve hünerini temsil eder. Başkasının oyununa tabi olmak ve o oyunun zaaflarına göre konum almak aklı temsil etmez; burada bir akıl ve akli tutarlılık yoktur. Dolayısıyla “topu rakibe bırak” ve “alanı savun” anlayışı tuhaf bir ortaçağ kilise kurnazlığından öte bir şey değildir. İslam coğrafyasında biz buna “yorgun molladan aşırma köylü kurnazlığı” diyoruz.

Barselona'nın en saygı duyduğum tutumu, rakip kim olursa olsun, oyun içinde onu karşıya almadan - hatta rakibin yerleşmesine bir tür izin vererek - deyim uygunsa tipik ortaçağ şovalyeleri gibi hayatını riske etmeden rakibini alt etmeye tenezzül etmemesidir. Bu felsefe oyuna büyük bir adalet kattığı gibi, insan aklını ve hünerlerini saygın bir özgürlük içinde birleştiriyor. Ortaya çıkan estetik, tohumun ağaca dönüşmesi gibi, özsel bir sahicilik taşıyor. Barselona; yeşil sahadaki her davranış, her tutum, her hareket ve her reaksiyonuyla, sokakta birbirine rastlayan iki dostun nispeten ateşi düşük sevgisi gibi, berrak, net ve pürüssüzdür.

Futbol denilen bu oyunu ezik, özgüveni gelişmemiş, yaratıcı hiçbir düşüncenin altına imza atmamış, sadece başkalarının yaptıklarını taklit edip bu taklitçiliği de korumacı, sefil güdülerle yapan insanlar icat etmemiştir. Oyun duygusu gerçek hayattaki rasyonel duygumuzdan farklı olarak, cürret ve cesareti öncelikli varsayar. Oyunda cesur olmayanlar gerçek hayatta cesur olamazlar. Çünkü oyun olgusunu insanlığın ilk gününden bugüne doğuran, yoğuran, öne çıkarana ve bütün oyunları bugüne taşıyan temel arzu meydan okuma arzusudur. Yani cesaret etmektir. Cesareti akıl ve hünerle taçlandırdığımızda oyunların lezzetli hazzı ölümsüzleşir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT