1. YAZARLAR

  2. Nesrin ERDOĞMUŞ

  3. Bacası tüten bir ev
Nesrin ERDOĞMUŞ

Nesrin ERDOĞMUŞ

Diyarinsesi.Org Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Bacası tüten bir ev

A+A-

Küçüklükten beri  elime,  kağıt  ve kalem aldığım da resimler çizerdim. Bu resimler genellikle ev resimleri olurdu. İki katlı, bahçeli bir ev çizer, bacasını yapar, ve bu bacadan tüten dumanların resmini kağıda nakşederdim.
 Aradan yıllar geçmişti.

Bir gün kişisel gelişimle ilgili, bir kitap okurken, bu kitap da küçük çocukların çizdiği resimlere, dikkat edilmesi gerektiğini yazıyordu. Eğer bacası tüten, ev resimleri yapılıyorsa, mutlu bir yuva, huzur dolu bir yaşam hayal ediyorlar diye  kitap da yazıyordu.
 
Yıllar geçmişti, bazen huzur, mutluluk kapımı çalsa bile,  bunun yanında acıları,  yüreğimin soğukluklarında hissetmiştim.  Yüreğim bir parçasıyla acı çekerken, bir yanında da, mutlu olmak için çabalayan, küçük bir kız çocuğu gibiydi. Kendimi ve bulunduğum ortamı,  bir nebze bile, neşeli yapmak için çabalıyordum. 
Çünkü iyi biliyordum ki, kimseden mutluluk satın alamayacaktım. Mutluluk an ve yitirilen zaman da saklıysa bende bunu bulup cımbızla çıkaracaktım.
 
Kimi zaman masum bir çocuk yürekliliğiyle, çılgınlıklar yapacak, kimi zaman gözyaşlarında saklanan, sessizlik girdaplarında savrulacaktım. Korkunun zerresi yüreğimden taşacaksa, bu korkuları bastırmayı bilen cesaretim de olacaktı.

Ağlarken gökyüzündeki yağmur tanecikleri gibi, bazen masum, bazen şiddetli olacaktım. Kar taneleri  gibi, bembeyaz düzenli olacaktım. Bazen poyrazla beraber bu gözyaşlarım şiddetli bir şekilde,  denizlerde alabora olup akacaktı..

Bacası tüten mutlu yuvalar hayal eden, küçük bir kız çocuğu değil miydim ben.
Delice  savuracaktım duygularımı.
 
Bir gün devlet memurluğu görevimi yaptığım zamanlar da,  büyük kızımın  üstüne çay dökülmüş ve birinci sınıf yanıkla hastanede, yanıklarını tedavi ettirmeye çabalamıştık. Daireye gelmiş ve bulunduğum serviste çok ağlamıştım. Arkadaşlarım kızımın birinci derece yanıkla hastaneye götürüp tedavi ettirdiği bildikleri  için,  anne olarak evladımın,  hastalığı için ağladığımı bilip susuyorlardı.
 
Çünkü onlar da bir anneydi .  Ve çocukları koşarken, düşüp kol ve bacaklarını kırdıklarında, veya ağır bir hastalıkla mücadele ettiklerinde  ana yürekleriyle gözyaşlarını savurup  ağlayabiliyorlardı.
 
O günü hiç unutmuyorum, o kadar çok ağlamıştım ki ; birden abla gibi sevdiğim bir servis arkadaşım gelip boynumu sarılmıştı. “ Nesrin biliyor musun ağlamana içim dayanmıyor ama, inan ağlayınca yanakların kıpkırmızı oluyor ve masum bir çocuk gibi o kadar güzelleşiyorsun ki “ deyip devam etti. 
 “ Hiç bir annenin ağlamasına dayanamam. Ama sen ağla olur mu, çünkü ağlarken senin o güzel yüreğinin masumluğunu görünce, seni daha çok sevmeye başlıyoruz “ demişti.
İkimizde susmuştuk. Ben gözyaşlarımı silip, hatta hafiften de gülümsemeye de başlamıştım.
 
Şimdi yine bacası tüten evler hayal ediyorum. Resimlerime nakş etmek, o yuvalarda hayat bulsun  istiyorum.
 
Yılın ilk karı kadim şehrimize yağdı.  Pencereden baktığımızda o beyaz gelin gibi süzülen doğa, bizimle beraber mutluluk aşıladı. Kar deyince aklıma hep karda oynanan oyunlar geliyor. Fakat bugünler de   boğazıma takılan sözcüklerle, anlatamayacağım buruk bir acı var.
 
Kalp atışlarım bile hüzünle yavaş atmaya başladı.  Günlerdir bu güzel şehrimiz de yaşanan olaylar sonucunda karı bile sevemez olduk. O bembeyaz gelin evrene yayıldığında tüm hastalıkları, kötülükleri beraberinde silip götürür diye, büyüklerimizden dinlemiştik. Hani bizlere, tertemiz bir evren   bırakacaktı.
 Bu kadim şehir ...

Acısı ve tatlısıyla kaldırım taşlarını  bir bir  arşınladığımız,  çocukluğumuzun geçtiği sokaklarında, mutlulukla yüreklerimizin buluştuğu şehirdir.
Dostlarımızla , eski ahbaplarımızla, kirvelerimizle , komşularımızla içiçe yaşadığımız şehirdir.
 
Son sıralar, şehrin üstündeki  kara bulutların dağılmasına dualar eder olduk. Tekrar eski huzurlu günlerimizin olmasını istiyoruz. Her ne olursa olsun, bu koca şehir tüm insanlara aş, iş ,ev bark sağlamaya çalışmıştı. Küçe çıkmazlarında, çocuk parklarında çocuklar koşup oynamıştı.
 Dıngılafistanların da (tahteveralli ) çocuklar neşelenmişti.  Ama şimdi top, ve mermi sesleriyle yankılanıyor.
Kelimeler gece boğazımızda düğümleniyor. " Allah'a el açıp, dualarımızla yalvarıyoruz, yeter ki   bu acılı günlerimizin bir an evvel son bulmasını istiyoruz.."
 
Suskun bir şehrin evlatları değil, eski Diyarbekir'in evlatları olarak bu şehrin üstündeki kara bulutların dağılmasını yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.  Kardeş kardeşin ölmesi değil, beraber kucaklaşmasını istiyoruz. 
Çocuklarımızın yine eskisi gibi,  oyun parklarında oyun oynamalarını istiyoruz.
Şimdi yine bacası tüten evler hayal ediyorum.
Resimlerime nakşetmek, o resimlerin yuvalarda, hayat bulunmasını istiyorum.  
SEVGİLER SAYGILAR ESENLİKLER DİLİYORUM..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT