1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. AH UZAYLILAR AH!
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

AH UZAYLILAR AH!

A+A-

Diyarbakır'da sonradan gelen Başkan Baydemir'den öğrendiğimiz uzaylılar…

Rüyalarımıza giren, her caddeden geçerken bilboardlarda gördüğümüz Diyarbakır'a sanırım geceleri gelen ama bizim sabah uyanınca çöpçüler yerine gördüğümüz 'O Uzaylılar'

Bilboardlarda çok yakışıksız hareketler yapan 'uzaylılar', bir de utanmadan poz vermişler. Hatta kendi reklamlarını yapmak için uzaydan gelirken yanlarında getirdikleri paralarla yaptırmışlar.

Yani reklam kokmuş reklam…

Önceki yazılarımda okumuşsunuzdur belki, uzaylılar konusuna değinmiştim. Gerçi Belediye Başkanı Osman Baydemir çok tepki göstermişti.  Diyarbakırlıları uzaylı olmakla suçlamıştı.

Neyse gelelim konumuza…

Vizyondan çıkalı yıllar oldu ama halen belleklerde vardır. Bilirsiniz Vizontele filminin en güzel repliklerinden biri, Deli Emin'in televizyonla ilgili değerlendirmesidir.  Arkadaşı, Deli Emin'e, radyonun resimlisinin çıktığını söyler, Deli Emin heyecanla “şerefsizim bu benim aklıma gelmişti” der.

Deli Emin misali, Diyarbakır'ı uzaylıların kirlettiği benim de aklıma gelmişti. Çünkü, bir şehirde yaşayanlar, o şehre bu kadar düşmanlık edip, bu kadar acı çektiriyorsa, bu işin içinde başka şeyler var demektir.

Ben de, biraz araştırarak bu şehri kirletenleri bulmaya çalıştım.

Diyarbakır'ı kirletenler içerisinde uzaylısı dahil 77 millet var. Kimler yok ki!

Robotlar, şövalyeler,  samuraylar, Eskimolar, geyşalar, Pigmeler, Aborjinler, Kızılderililer…  Bu saydıklarımın tamamı Diyarbakır'ı kirletiyor.

Dikkat ettiyseniz saydıklarım arasında Diyarbakırlı yok; çünkü Diyarbakırlılar kesinlikle bu şehri kirletmezler.

Ben tanık olduğum bazı kirletme vakalarını paylaşayım sizlerle:

Diclekent'in, o çok övündüğümüz lüks binalarının balkonlarından bazı dişi uzaylıların halılarını, sofra bezlerini silkelediklerini; erkek uzaylıların ise sigara izmaritlerini attıklarını her gün görüyoruz. Ayrıca hem dişi, hem erkek uzaylıların çok hızlı çekirdek çitlediklerini, çekirdek kabuklarını da, içeride, dışarıda, balkonda vs. hızlı bir şekilde çevre ile buluşturdukları hepimizin malumu.

Bir de, bu uzaylıların basketbola düşkün olanları var ki, işte onlar çok fena. Efendim bu gurup uzaylılar, çöp torbalarını basket topu zannediyorlar. Basket topu zannettikleri çöp torbalarını sektirip, hoop balkondan cadde ve sokağa gönderip 3'lük sayıyı haneye yazdırıyorlar.

Ah uzaylılar ah!

Mesele sadece kirletmek değil, daha ne kirlilikler var.

Mesela bazı samuraylar kılıç gücüyle Diyarbakır'ın dört bir tarafını işgal etmiş durumdalar. Diyarbakır surları, tarihi evler, parklar, bahçeler, araziler, arsalar. Kılıç gücüne bağlı olarak işgalin boyutu daralıp, genişleyebiliyor.

Bazı gezegenlere ait belediyeler ise işgal ve kuralsızlığı kurala dönüştürmüş durumdalar.

Diyarbakır dışında, Türkiye'nin hiçbir yerinde, kavşaklara veya çevre yolları üzerine kurulan taksi durakları göremezsiniz. Tabi Diyarbakır'daki hiçbir belediye buna izin vermez.

Diclekent 75 metre yoldan Selahaddin Eyyubi bulvarına döndüğünüzde göreceksiniz. Birkaç Kızılderili bulvar üzerine konteyneri kurup taksi durağına dönüştürmüş. Tabi ki izin Uranüs Belediyesinden alınmış. Yani bu işin arkasında da uzaylılar var.

En kötüsünü de Aborjinler yapıyor: Diyarbakır sokaklarında yürüyen Aborjinler, önce hafif, daha sonra yavaş yavaş yükselen hırıltılarla bir güzel boğaz temizliği yaptıktan sonra tükürüğünü, icap ederse balgamını bir güzel kaldırıma veya yola yapıştırıverir. Balgam öncesinde öyle hırıltılar yükseliyor ki, adamın ciğerini de yola dökeceğini zannediyorsunuz. Aborjinler'den, balgam ve tükürük gibi genetik artıklarını doğaya bırakmadan hemen önce “tüfi” diye bir nida yükselir. “Tüfi” sözcüğü bu eylemin alamet-i farikası, yani markasıdır.

Diyarbakırlı olmayanların bu şehre eziyetlerinden bahsedince ister istemez Pigmeler'in trafikteki davranışları geliyor aklıma.

Diyarbakır trafiğinde araç kullanan Pigmeler'in tamamı kendine göre trafik kuralları icat etmiş. Yani Diyarbakır'da trafikte özerkliğe çoktan geçmişiz.

Doğal olarak, Diyarbakır lisanını bilmeyen Pigmeler iletişim dili yerine korna sesi kullanmayı örgenmişler. Pigmeler, kendi aralarında kullandıkları bu dile “Kornaca” diyorlar.

Mesela, Kornaca'da, arka arkaya iki uzun 'daaaaat' sesinin Diyarbakırca'daki karşılığı; “Ula oğlum niye gitmısen, ne beklisen ha” demektir.

Trafikte, seyir halindeyken birbirleriyle karşılaşan diit, dit, dit gibi ritmik korna sesleriyle birbirlerinin dikkatini çekmeye çalışan Pigmeler asıl amacı cilveleşmektir. Ritmik korna sesleriyle cilveleşen ve arkalarında dağ gibi trafiği yığan Pigmeler, aslında yoğun bir iletişim yaşamaktadırlar. Diit, dit, dit, dit sesleriyle mesaj ileten Pigme, Diyarbakırca'ya çevirirsek, aslında şunu söylemeye çalışmaktadır; “Ula oğlum titikli ne yapisan”

Yukarıdaki örnekten de görüldüğü gibi Diyarbakır'ın trafiğini rezil edenlerin Pigmeler olduğu açık. Biz Diyarbakırlılar'a kalsa, trafikte kurallara sonuna kadar uyarız, çok acil olmadıkça (aynen Avrupa'da olduğu gibi) korna çalmayız, yaya geçişlerine dikkat eder onlara öncelik veririz, trafikte birbirimizi sıkıştırmaz, karşılıklı haklarımıza saygı gösteririz… yani Pigmeler bizi rahat bıraksa her şey çok güzel olur.

Biraz de Eskimolar'dan söz edelim:

Eskimolar, Diyarbakır sokaklarındaki bütün kapkaç, vur kaç, hırsızlık gibi her türlü uğursuzluğun sebebidir. Bu işlere buz gibi yaparlar, karışan eden yok. Venüs emniyet teşkilatı bu işlere dönüp bakmaz.

Venüs emniyeti, olaya şöyle bakar, diyelim ki vatandaşın cep telefonu çalındı, Venüslü polis bu eylemin siyasi olup olmadığını düşünür. Eğer ki, eeen küçük bir siyasi durum varsa, Venüs emniyetinin uzaylı polisleri her yeri ablukaya alır, gazını, biberini (Organik olandan)boca eder. Eğer siyasi bir durum yoksa Venüslü polis hemen görünmez olur.

Neticede uzaylılar, Aborjinler, Pigmeler, robotlar, Eskimolar, samuraylar Diyarbakır'ı yaşanmaz hale getirdi.  Bir de geyşaların duruma var ama bu başka bir hikaye ve başka bahara kalsın.

Bu olanlardan bizim sorumluluğumuz ne olduğunu merak ediyorsanız, hemen söyleyeyim.

Biz sütten çıkmış ak kaşığız. Bütün bu çürümenin bizimle hiç ilgisi yok, kendi bataklığımızdan memnun geçinip gidiyoruz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT