1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Ah Ulan MEMO ah…
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Ah Ulan MEMO ah…

A+A-
Eskiden bir söz vardı bilirsiniz, Allah düşmanımın eline düşürmesin diye...
Diyarbakır'daki özel hastaneler “düşman eli”nden farklı değil, sanırsınız özel hastane değil adeta doğrama atölyesi...
 
İyi bir karşılamanın ardından, itinalı bir doğrama seansı ve ardından da küçük parçalar halindeuğurlama...
 
Salı günü göğüs sıkışması nedeniyle bir doktordostuma birlikte ismi asaletli Selahaddin EyyubiDevlet Hastanesi Acil Servisi'ne başvurduk. Tipik devlet mantığı ile işleyen bir sistem. Önce EKG ardından kan tahlilleri derken, kalp'te bir sıkıntının olduğu ifade edildi. Emin olmam için tekrar aynıişlemleri yaptık. Kardiyologlar kısa sürede anjiyo olmak gerektiğini aksi takdirde bunun sonuçlarını ağır olacağını söylediler.
 
Kısa süreli bir araştırma ve telefon diplomasisi sonrası kendimizi kentin en "kazıkçı" hastanesinde bulduk kendimizi. Doktorun huzuruna çıktık.Dünyadaki son yarım saatini yaşayan bir hastaya bakar gibi gözlerimin içine baktı ve “derhal yoğun bakımı hazırlayın” diye talimatlar yağdırdı. Buolağanüstü durum karşısında, “vay be, demek vademiz buraya kadarmış” dedim, kendi kendime…
 
Birader yanımdaydı. Bankacı dokümanları gibibütün evraklar önümüze konuldu. Zaten dünyadaki vademizin dolduğu psikolojisiyle, her türlü evrakı, sorgulamadan takır takır imzaladık. Ondan sonrasıteferruat… Sonra bir tekerlekli sandalye çıktı asansörün içinden, senaryo hazır gibi. Ben daha ölmedim der gibisinden, tekerlekli sandalyeyi kabul etmedim tabii ki, dostlarım ile birlikte konuyu enine boyuna tartışırken, işte “15 dakikada biter”,“akşama çıkarız” gibi söylemlerle baktım ki anjiyo odasındayım.
 
Hemşire ve teknik ekip hazır, geldi doktor içeriye...“Ne korkuyorsun, biz günde 10'dan fazla anjiyo yapıyoruz” dedi. “Korkma sönmez bu şafaklarda”gibi, mesleğin rutini olmuş bir espriyle gazımızıaldı, ardından da operasyona başladı.
 
Ekrandan izliyorum. Çok iyi diye başladığımız anjiyo zaman ilerledikçe " ohooo' diye devam etti, sonra doktor senin damar tıkalı stent takmamız lazım ne diyorsun dedi. Ben bir yandan kaygıyla izliyorum, diğer yandan, “zaten kuzu kuzu ilk girişteher şeyi imzalattırmışsınız” diye içimden geçirirken doktor bey işlem sırasında stendin fiyatını söyledi.Devletin karşıladığı stent takabileceğimizi, ancak sonradan ameliyat ile çıkartılması gerektiğini vs.anlatmaya başladı. Amaaaa, bu tak çıkar işiyle uğraşmak istemiyorsak, şeffaf, ithal, bööyle çiçekinaçmış, yakışıklı, stendlerin olduğu ve ikinci bir operasyona gerek duyulmadan iki yıl içinde eridiğini, pıhtılaşmadığını öğreniyoruz.
 
Ey yüce kapitalizm, sen nelere kadirsin.
 
Ameliyat masasına yatmış, anjiyo olurken, bir yandan da size stend reklamı yapılıyor. Bir anda, sanki ameliyat yapan doktor gitti yerine Acun geldi.Survivor reklam arası vermiş, Acun da bana stentreklamı yapıyormuş gibi bir anda gözüme perde (projeksiyon) inmiş gibi oldu. Stendlerimiz şöyle cicidir, böyle güzeldir, ancak fiyatla ilgili minicik bir kusuru vardır, o da zaten kadı kızında bile olurdemeye getirdikten sonra stent fiyatının 7000 bin TL olduğunu söyledi.
 
Masaya uzanmış kurbanlık koyun misali, gıkımı çıkarmadan, en efendi halimle, pazarlık yapmayı aklımdan bile geçirmeden, her şeye tamam dedim. Anlayacağınız, yılın hastası ödülünü bile alabilirim.
 
Nuri Bilge Ceylan, Cannes film festivalinde Altın Palmiye ödülü aldıktan sonra, ödülü, nasıl ki Gezi sürecinde yaşamını yitiren gençler ve Soma'da ölen madencilere adadıysa, ben de, alırsam eğer,yılın hastası ödülünü, ameliyat masasında kendisine tıbbi malzeme reklamı yapılan Türkiyeli tüm hastalara adayacağım.
 
Hiçbir koşul dinlemeden satışa secde eden kapitalizmin satış stratejilerine bin selam olsun.
 
Her neyse, pazarlama stratejileri dersinden, pardon ameliyattan çıktık. Dışarıda geçmiş olsun diyenler derken, yattık yoğun bakıma. Biraz sonrasert bakışlı hemşire abla geldi, aldı kanımızı,anlayacağınız dakika ve skor kaydından sonra gitti. Sonra yazışmalar başladı, uzandık acılar içinde kıvranıyoruz bir o yana, bir bu yana derken tedavi için normal odaya alındık. İkindi kahvaltısı, sabah akşam yemekler vs. Sabah artık gitme vakti geldi, çıkışımızı yaptık, ilaçlarımızı aldık… Tuzsuz, klasik, diyet cümleler ve bolca sempati arasında faturamız geldi; tamı tamına 8 bin 360 TL 20 kuruş. Detaylıfatura dökümü istedik inşallah deyip 1 saat oyaladılar. Anlayacağınız kuzu kuzu ödedik.Devletimizin ödemediği 500 YTL'lik ithal ilacımızıda aldık.
 
AK Parti döneminde en fazla övünülen politikalardan biri, sağlık sektöründe yaşanan değişim-dönüşümdür. Gerçekten de sağlıkta önemli gelişmeler yaşandı. Kamu ve özel hastaneler farkı önemli ölçüde kalktı ortadan. Ancak, para, sistemi çalıştıran en önemli mekanizma oldu. Devlet yavaşyavaş sağlık hizmetinden uzaklaşarak, bunu piyasanın insafına bıraktı.
 
“Ne kadar para, o kadar köfte”
 
İşte Türkiye'de sağlık hizmetini özetleyen cümle…Paranız varsa ameliyatlar sonrasında vücudunuza en kaliteli ithal malzeme yerleştirilir. Paranız yoksa en kalitesiz Çin mallarıyla idare edersiniz. Gözünüz hariç, bütün vücudunuzu çekik hale getirebilirsiniz.
 
Son yıllarda, iyi sağlık hizmetlerini karşılayamayan vatandaş, ucuz malzemeleri için deneme tahtasına dönüşmüş durumda. Özel hastaneler bu konudaSGK'yı suçluyor. “SGK'nın verdiği birim fiyatlar benim maliyetimi karşılamıyor” diyor. Durum böyle olunca da, ya kalitesiz ürüne mahkum olarak kendinizi riske atıyorsunuz. Ya da cebinizi hastaneye teslim ediyorsunuz.
 
Tıbbi cihaz ve malzeme konusunda 2 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğü var. Bu pazarın ürünlerinin % 85'i ithalat ile karşılanıyor. Yani 1 milyar 700 milyon dolarlık bir ithalat rantı var. Nasıl ki iş kazalarında her yıl binlerce insanımızı kaybediyorsak, niteliksiz malzeme kullanımından da bir çok kişi ölüyor veya ciddi enfeksiyonlara maruz kalıyor. Kalitesiz stent, aeliyat ipliği, sterilmalzeme, enjektör gibi ürünler insan yaşamını tehdit ediyor.
 
Sağlıkta tam anlamıyla, “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” politikası uygulanıyor. Ucuz malzemelerin riskine bulaşmak istemeyen hastaya, kaliteli malzemeler 5 katına, 10 katına, ya da kime ne tutturulursa diyerek giydiriliyor. Can kurtarma işinin karşılığı, tepeden tırnağa soyulmak oluyor.Denetimlerde devlet 50 bin TL civarında ceza kesmiş sadece. Yaklaşık 4 milyardan büyük pazarın %85'inin ithal ürün olduğunu söylemiştik. Bu ürünlerin çok büyük bir kısmı Çin'den ithal edilen kalitesiz ürünler. Kesilen cezayla kıyaslandığında, ceza oranının 100 binde 1 olduğunu görüyorsunuz. Yani birileri insan sağlığı üzerinde at koşturuyor. Dönüp bakan, denetleyen yok. Getirilen malzemelerin test edildiği laboratuarlar yok. Bu arada SGK'ya (Devlet'e) gönderilen faturayı da çok merak ediyorum.
 
Neyse biz yine kendi durumumuza dönelim. Biliyorsunuz “memorial” sözcüğünün Türkçe'dekikarşılığı, “anıt”, “abide” anlamına geliyor. Yani sağlığımıza karşılık üzerimize kazıktan bir anıt dikildi. Bu kazık anıtı için şimdilik çelenk ve çiçek gönderilmemesi rica olunur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum