Fransa Parlamentosu, “1915 Ermeni soykırımının” inkârını suç sayan yasa teklifini kabul etti.
Yasa metninde, "Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların reddi, bir yıl hapis ve 45 bin Euro para cezasına çarptırılır" deniyor.
22 Aralık'ta alınan bu karar Türkiye'de tepkiyle karşılandı. Diplomasi dili, yerini Kasımpaşa raconuna bıraktı. Aradan bir hafta geçti. Hakkâri Uludere İlçesi Ortasu Köyü kırsalında 35 sivil katledildi. Yaşları 12 ile 28 arasındaki çocukların ve gençlerin üzerine 4 saat boyunca kurşun ve bomba yağdırıldı.
35 sivilin öldürülmesi bir katliamdır.
1915'i inkâr edenler, 97 yıl sonra, 2012'yi bir katliamla karşılıyorlar. Bu katliam, bir yanıyla da soykırımdır. Aynı aileye mensup 29 kişi (Encü ailesi) yaşamını yitirdi. Bir aile soykırıma uğradı. 12 yaşındaki Aslan Encü'den geriye kalan ceset parçaları bir poşete konularak gömüldü. Annesi, “onun daha bıyıkları terlememişti” diye Kürtçe ağıt yakıyordu. Bu katliam bilinç altındaki çer çöpü de ortaya döküyor. Başbakan Gediktepe ve Hantepe baskınlarını hatırlatıyor. Ne olur ne olmaz diye, her ihtimale karşı öldürülmüştür demeye getiriyor. Her ihtimale karşı çocuklar ve gençler katlediliyor. Ne kadar merhametsiz, ne kadar insafsız ve ne kadar acımasızca…
Katledilen sadece 35 kişi mi?
Bu haberi duyurabilmek için esas duruşta komut bekleyen basın mensuplarının onurları katledilmiştir. İktidar hassasiyetine göre refleks geliştiren basın mensuplarının bir zamandır erozyona uğrayan ilkeleri ve ahlakından arta kalan ne varsa, bu katliamla birlikte rüzgâra karışmıştır.
Artık ülkemizde yer çekiminden etkilenmeyen bir basın camiası var. Bütün “yüklerini” attılar çünkü. Basın etiği, irade, ilkeler, namus, vicdan, merhamet, yani ağırlık yapan ne varsa attılar. Bütün yüklerden azade, kendilerine yerçekimsiz bir ortam yaratan basın erbabı, iktidarın ipi nereye çekerse, oraya süzülmek konusunda ustalaştı. Boşlukta usulca süzülen astronotlar gibi, iktidar mecrasına usulca akan gazeteci türüne dönüştüler.
Birkaç onurlu kalem, birkaç iyi adam ayakta durmaya çalışıyor.
Bizzat bu ülkenin başbakanı tarafından haddi bildirilmeye, tedip edilmeye çalışılan gazeteciler, akademisyenler, aydınlar, bir anda toplu davaların aktörlerine dönüştürülüyorlar.
Haymana cezaevinin düşünce suçlusu, 2002 sonrası Türkiye'sinin demokrasi mimarı, özgürlükçü Erdoğan hızla kabuk değiştirerek bir tirana dönüşüyor. Tiranlaşma sürecine tanıklık ettiğimiz Erdoğan'ın, sözlerini yeniden hatırlamakta fayda var: “Demokrasi sizi hedefinize ulaştıracak bir araçtır. Hedefe ulaşınca ondan kurtulursunuz” İnsanlığın karanlık tarihine gömülen yüzlerce tiran bugün nefretle anılıyor.
Diktatör filminin son sahnesinde, zorbalara direnmek için insanlığı direnişe Charlie Chaplin şöyle diyor: “…iktidar hırsı insan ruhunu zehirledi, nefret duvarları ördü. Bizi mutsuzluğa ve insan kıyımına mahkum etti. Hızı keşfettik ama yerimizde sayıyoruz. Makineleşme bolluk yerine yokluk getirdi. Bilgimiz bizi saygısız ve yobaz yaptı. Çok düşünüp az hissediyoruz. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var. Beceriden çok iyiliğe ihtiyaç duyuyoruz. Aksi takdirde şiddet galip gelecek ve hayat yok olacak... Şu anda sesimi milyonlarca insan duyuyor. Umutsuz kadın, erkek ve çocuklar... Masum insanlara işkence yapan, hapse atan bir sistemin kurbanları onlar. Beni duyanlara sesleniyorum. Umutsuzluğa kapılmayın. Mutsuzluğumuzun sebebi hırslı kişilerin insanlığın ilerlemesinden korkmasıdır.
Nefret geçer, diktatörler ölür. Halktan aldıkları iktidar, halka geri döner... İnsanlar ölür, hürriyetler ölmez! Zorbalara itaat etmeyin. Onlar sizi eziyor.
Düşünce ve hareketlerinizi planlıyor. Sizin koyun yerine koyuyorlar!
İnsanlıktan çıkmış beyni ve kalbi makineleşmiş kişilere teslim olmayın. Siz ne makine ne koyunsunuz! Sizler insansınız!”
1915'de değil, bugün katledilen 35 çocuk ve gencin annesi, babası, kardeşi, 35 insanın mensup olduğu Kürt halkının bütün bireyleri olarak Chapline'nin sözlerini bir kez daha hatırlayalım: “Nefret geçer, diktatörler ölür. Halktan aldıkları iktidar, halka geri döner...
İnsanlar ölür, hürriyetler ölmez! Zorbalara itaat etmeyin”.







































































