1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Yüksek: Toplum yerinden yönetim istiyor
Yüksek: Toplum yerinden yönetim istiyor

Yüksek: Toplum yerinden yönetim istiyor

DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, Diyarbakır’da yaptığı açıklamada, ülkede toplumun talep ve iradesini tanımayan bir dikta rejiminin olduğunu söyledi.

A+A-

 “Şuan sivil bir darbe var” diyen Yüksek, toplumun merkezi yönetim ve bu yönetimin atadığı yöneticileri istemediğini dile getirerek, toplumun yerinden yönetim istediğini kaydetti.
 
Geçici AKP hükümeti tarafından devreye konulan topyekûn savaş konsepti karşısında Kürdistan'da halk, kendi kendini yönetme temelinde savunmaya geçerken, sokak ortasında infazların yaşandığı kaos sürecini Diyarbakır’da değerlendiren Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, hükümetin yerel halkın isteklerine kulak asmadığını ve toplumun istemlerini bastırmak için kaosu seçtiğini söyledi.
 
Ortadoğu'daki devletlerin toplumun isteklerine kulak asmadığı ve tartışmaya açık olmadığı için çok farklı sonuçlara gittiğini belirten Yüksek, “Ama biz ülkemizin böyle bir durum yaşamayacağını ümit ediyoruz. Bizim anladığımız şu, toplum artık mevcut merkezi yönetim ve onun atamış olduğu yöneticileri istemiyor ve hakikaten toplumun karşı karşıya oldukları durum, baskı, şiddet ve işkenceden başka bir şey değildir. Bakın Yüksekova'da bir özel hareket timi komutanı, şantiyede duran bütün çalışan yurttaşları yere yatırıyor ve tehdit ediyor. Aynı DAİŞ'in taktiğidir, hiçbir farkı yok. DAİŞ öldürüyor o da onurunu kırıyor. O insanların onurunu öldürüyor. Bu insanlar onuru için yaşıyor. Bir toplumun onuruyla oynanmaz" ifadelerini kullandı.
 
'Toplumu dikkate almayan bir dikta rejimi var'


Halkın maruz kaldığı baskı ve şiddet karşısında "Yönetim böyleyse bunları istemiyoruz" şeklinde tepki gösterdiğini ifade eden Yüksek, şöyle devam etti: "Hakikaten günlerdir HDP milletvekilleri, belediye başkanlarımız, DBP parti yöneticilerimiz ve sivil toplum örgütleri Şırnak'ta valiyle, kaymakamla diyaloga girmeye çalışıyor. Vali ve kaymakam diyaloga girmiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Halkın seçilmişleri 'Sorun nedir? Yardımcı olalım, birlikte çözelim' çabası içerisine giriyor ama dikkate almıyorlar. Toplumu, halkı dikkate almıyorlar. Bu tam bir dikta rejimidir. Toplumda 'Ben böyle bir dikta rejimini kabul etmiyorum. Böyle yaşamak zorunda değilim' diyor. Hakikaten de insanlar böyle yaşamak zorunda değiller. Her gün baskı, işkence, her gün tutuklama, operasyon yani böyle yaşamak zorunda değil ki. Dolayısıyla toplum bunlara karşı bir talep ortaya koyuyor."
 
'Yereli belediyeler yönetsin'


Hükümetin toplumun taleplerini dinlemesi ve bu talepleri tartışması gerektiğini vurgulayan Yüksek, şöyle konuştu: "Devlet demokratikleşsin. Yerinden yönetimler olsun. Örneğin belediyeler yönetsin yereli. Avrupa'nın birçok yerinde öyledir. Gidin Belçika'ya belediye başkanları yönetiyor.

Yerelde başka bir ülke amiri veya idare amiri yoktur. Belediye başkanları seçimle iş başına geliyor, meclis üyeleri seçimle iş başına geliyor ve oradaki bütün iç işleyiş ona bağlıdır, o yönetiyor. Niye burada olmasın? Bursa belediye başkanı Bursa'yı yönetsin. Bursa'yı merkezden atanmış vali niye yönetiyor ki? İstanbul'u belediye başkanı ve meclisi yönetsin. İzmir belediye başkanı İzmir'i, Diyarbakır belediye başkanı da Diyarbakır'ı yönetsin. Merkezi hükümet de olsun, merkezi yönetimler de olsun ama o da olsun. O yereldeki durumu ilgilendiren yetkileri devredin belediyeye o yönetsin. Toplumun bütünlüğünü, ülkenin tamamını ilgilendiren konularda merkezi hükümetin yetkisi dahilinde olsun. Geldiğimiz durum bunu zorunlu kılıyor."
 
'Sivil bir darbe var'
 
Devam eden yönetim şeklinin artık dayanılmaz bir hal aldığı için artık toplumda bir yerelden yönetim isteminin yükseldiğini belirten Yüksek, "Bu talepler meşrudur. Ülkenin bunu tartışması gerekir. Hükümet artık toplumun iradesini kabul etmeyen bir hal aldı. Halk seçimlerde iradesini ortaya koyuyor ama şu anki cumhurbaşkanı ve geçici hükümet sonuçları kabul etmiyor. 'Milli irade' diyen bunlar değil mi? 'Milli iradeye saygı diyen AKP şu an milli iradeyi tanımıyor. Askerin sivil siyaset üzerindeki vesayetini sürekli gündeme getiren, bundan rahatsızlık duyan, bürokrasinin sivil siyaset ve halk üzerindeki vesayetini sürekli eleştiren cumhurbaşkanı veya AKP değil miydi? Ama bugünkü durum tüm bunların gerçekleşmesi halidir. Şu anda bürokrasi vesayeti, asker vesayeti durumundan öte geçici hükümetin tüm toplumlar üzerindeki vesayeti söz konusu. Yani sivil bir darbe var" şeklinde konuştu.
 
'1990'lı yılların tutumunun sonuç vermediğini gördük'
 
AKP hükümetinin 7 Haziran seçimlerinde devrilmesine rağmen koltuğu bırakmadığını ve tekrardan iktidar olabilmek için ülkeyi savaşa götürdüğünü söyleyen Yüksek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Halkın ortaya koymuş olduğu talep ve iradeye karşı baskıyla, infazla, gözaltı ve tutuklamayla gidilmesi kesinlikle öfkeyi büyütmekten, tepkiyi büyütmekten başka hiç bir şey ortaya çıkarmaz. Hükümetin aklıselim olması gerekir. Bu yaşanan gelişmeler ve ortaya konan iradeye karşı baskı uygulamak şiddeti derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Zaten bizim dikkat çekmek istediğimiz husus halkın talep ve iradesi bastırılmamalıdır. Bu tutum 1990'lı yılların yöntemidir. Bunun sonuç almadığını gördük. Ülke çok acı deneyimlerle bunu yaşadı. Bunun yerine olması gereken halklara kulak vermektir. Ne diyor bu insanlar? Bu vatandaş ne istiyor? 'Bunu dinleyelim' demektir doğru yol. Yoksa talep etti diye gidip ensesine sıkmak olur mu?"
 
'Toplum devlete değil yönetim şekline karşı'
 
Halkların bir silahlı kuşanma ya da ülkeyi bölme gibi bir tutumunun olmadığını herkes tarafından görüldüğünü söyleyen Yüksek, "Toplum ülkenin üniter bütünlüğü içerisinde demokratik tarzda yönetimin şekillenmesini talep ediyor. Buna bu kadar öfke duymanın bir anlamı var mı? Toplum devlete değil yönetilme şekline karşı. Halk bundan rahatsızsa, buna ilişkin yeniden durum değerlendirmesi yapmak gerekiyor. Siyasete düşen iş budur. Yoksa gidip sokak ortasında 'Vay sen nasıl böyle bir şey istersin' diye infaz etmek kesinlikle bir çözüm yöntemi değildir. Bu yöntem çok daha fazla içinden çıkılmaz bir noktaya götürebilir" diye konuştu.
 
Ülkenin kaostan çıkışının tek yolunun konuşup müzakere etmekten geçtiğini belirten Yüksek, "Bu ülkede müzakere edilemeyecek hiçbir şey yoktur. Vatandaşın da talebi de oturup konuşulmasıdır. Mevcut yönetimin de basiretli davranması lazım" dedi. 

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler