1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Yıkıntılar arasında yeniden yaşam
Yıkıntılar arasında yeniden yaşam

Yıkıntılar arasında yeniden yaşam

Kulp'un Hanza mezrasında yıkıntılar arasında yeniden yaşamı filizlendiren bir kadının hikayesi var.

A+A-
21 yıl önce yakılan köyünde üç gün aç susuz bekledikten sonra ölüm tehditleriyle ayrılmak zorunda kalan Melek Teğin, “Şehirlerde kanepe üzerine oturmaktansa köyümde bir ağacın altında taşa otururum daha iyi” diyor ve yıllar sonra dönebildiği toprağında arıcılık, bahçecilik ve hayvancılıkla uğraşıyor.  
 
Melek Teğin’in (50) yeniden köye dönüş hikâyesi ve toprak özlemi bölgede gözleri önünde köyü yakılan yüz binlerce insan hikâyesinin bir özeti.
 
 
1994 yılında köyü yakılan Teğin bu defa zorunlu göç yollarına düştü ve önce Kulp’a ardından ise Diyarbakır’a geldi. Yıllar sonra köyüne dönebilen Teğin, toprak ve doğa ile yeniden kurduğu bağın sevincini yaşıyor. Bahar geldiğinde köye dönerek, arıcılık, bahçecilik ve hayvancılık yapan Teğin, “Şehirlerde kanepe üzerine oturmaktansa köyümde bir ağacın altında taşa otururum daha iyi” diyor. Hanza mezrasında yakılmış evlerinden geriye kalan tek göz bir oda yaşayan Teğin, sabahın ilk ışıkları ile uyanarak bütün günü arı, hayvan ve bahçeyle uğraşarak geçiriyor.
 
O günü dün gibi hatırlıyor
 
Teğin, köyünden koparılışını ve yeniden kavuşma hikâyesini anlattı. 4 Haziran 1994’te köylerinin yakıldığı günü dün gibi hatırlayan Teğin, askerlerin bir ay boyunca Andok, Dorjin ve Hesamdin dağları eteklerinde operasyon için asker takviyesine şahitlik ettiklerini ve ardından çatışmaların başladığını dile getirdi. Çatışmalar arttıkça köylerin askerler tarafından çembere alındığını belirten Teğin, aylarca köye hapsedildiklerini ve hastalarını dahi hastaneye götüremediklerini söyledi.
 
‘Çığlıklar ağlamalar dağlarda yankılanıyordu’
 
Giderek askerlerin köylere yaklaştığını ve her gün ölüm haberlerini aldıklarını vurgulayan Teğin, “Erkeklerin hepsi tarlalara gidip çalışıyorlardı. Sadece kadınlar köyde kalmıştık. Akşamüstü uçak dolaşmaya başladı. Bir anda baktık ki bütün mezralardan ateş yükseliyor. Ne olduğunu anlamdan bir anda bizim köyün içi askerle doldu. Yetiştikleri evi yakmaya başladılar. Evde kim var kim yok demeden bizim evden çıkmamıza fırsat vermeden evlerimizi ateşe verdiler. Çığlıklar ağlamalar dağlara yankılanıyordu. Kafamıza silahı dayadılar. Erkelerde görüp eve doğru geldikleri sırada ellerini kelepçeleyip aralarına aldılar” diye kaydetti.
 
‘Kadınlar olmasaydı erkekleri öldüreceklerdi’
 
Erkeklerin kelepçelenip götürüleceklerini ve öldürüleceklerini anladıklarını söyleyen Teğin, “Kadınlar olarak bir araya geldik ben askerlerin üzerine yürüdüm onları bırakmaları için. Erkekleri ormana doğru götürmeye başladılar kadınlarla onların üstüne yürümeye başladık. Ormana gittiğimizde bize dönmemiz için darp ettiler, taciz ettiler, kovdular hakaret ettiler ne yaptıysalar onları bırakmadan dönmeyeceğimizi söyledik. Vazgeçmeyeceğimizi anlayınca erkekleri bıraktılar” diye konuştu.
 
‘Tekrar bir araya getirmek çok zor’
 
3 gün boyunca yanan evlerin aç susuz izlediklerini anlatan Teğin, askerlerin gelip ‘gitmezseniz kimyasal atarız’ tehdidinde bulunduğunu söyledi. Ağıtlarla topraklarını terk ettiklerini kaydeden Teğin, “Artık köyüme tamamen dönmek istiyorum. Şimdi yerle bir olmuş bir hayatı tekrar bir araya getirmeye çalışıyorum ama çok zor. Şehir hayatını gördüm dayanamıyorum orada yaşamaya. Son nefesime kadar burada köyümde yaşamak istiyorum” dedi.

HABERE YORUM KAT