Yangın yeri

Yangın yeri

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde devam eden sokağa çıkma yasağını protesto etmek isteyen HDP ve DBP’li partililer, dün polisle karşı karşıya geldi.

A+A-

Polisin çok sert müdahale ettiği olaylar kısa sürede kentin birçok bölgesine yayıldı.

 

Göstericilerle polis birçok yerde çatıştı. Bağlar. Huzurevleri. Kaynartepe, Ofis Dörtyol. Ekinciler, Esma Ocak, Seyrantepe, Şehitlik gibi birçok bölgede sanki savaş yaşanmış gibi görüntüler ortaya çıktı.

 

Yollar barikatlarla ve taşlarla kapatıldı. Birçok araç kapalı yolda ters istikamete girerek kaçtı. Olaylarda iddiaya göre 2 kişi başından vurularak öldürüldü, çok sayıda kişi de yaralandı. Kentte dün sabahın erken saatlerinden itibaren Sur’daki yasağı protesto etmek için dükkanlar açılmadı, araçların da önemli bir bölümü çalışmadı. Sendikalar da hayatı durdurma çağrısı yapınca okullar da önemli ölçüde boş kaldı.


Diyarbakır’da Sur’da 6’ncı kez devam eden sokağa çıkma yasağı, günlerdir protesto ediliyor. Sur içinde polisle YDG-H elemanları arasındaki çatışmalar devam ederken. HDP ve DBP’liler de yasağı protesto etmek ve Sur’a girmek için sürekli fiili girişimlerde bulunuyor.

 

Önceki gün akşam saatlerinde de benzeri bir durum yaşandı. Aralarında HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP'li vekiller, HDP ve DBP Diyarbakır il yöneticileri ile birlikte kalabalık bir grup, Sur'da devam eden yasağın sona ermesi için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi binası önünden bir araya gelerek, Şêx Saît Meydanı'na kadar yürüyüş yaptı.  Yürüyüşte yurttaşlar sık sık "Bijî berxwedana Sûrê" ve "Sur halkı yalnız değildir" sloganlar attı. Meydanda sona eren yürüyüş ardından basın açıklaması düzenlendi.
 
'Devlet halkı açlık ve katletmekle teslim almak istiyor'


Açıklamada ilk konuşan DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, Amed'in polis saldırısı ve ablukası altında olduğunu belirterek, "Devlet, halkı açlık, susuzluk ve saldırılarla korkutarak telsim almak istiyor. Halkın özyönetimin hiçbir isteğini reddedemezsiniz. Bu halk da artık tekçilik ve tek kişinin yönetimi istemiyor" dedi.

 

Devletin halkın isteklerini ve iradesini tanıması gerektiğini ifade eden Yüksek, "Bu halkın isteğine karşı şimdi de devlet Sur'a asker ordusunu yığıyor. Sur'da olduğu gibi, şimdi de Cizre ve Silopi'yi ablukaya alarak katliam gerçekleştirmek istiyor" diye konuştu. Halka çağrıda bulunan Yüksek, şu sözlerle konuşmasına son verdi: "Bu saldırı ve katliam planlarına karşı halk bir olmalıdır. Halk artık meydanlara inerek, üzerindeki saldırıları püskürtmelidir. Tüm halkımız direnişi büyütmelidir."
 
Katletmek serbest


Yüksek'in ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise günlerdir ağır saldırı altında bulunan Sur halkının direnişini selamladıklarını dile getirerek, "Bu topraklarda sokağa çıkma ve yaşamı yasaktır. Ama insanları katletmek ve kanı akıtmak serbesttir" ifadelerini kullandı.
 
Bu ateş bizi de yakar


AKP hükümetinin hem içeride hem de dışarıda savaş politikasını yürüttüğünü belirten Yüksekdağ, "Hükümet katliamlar için seferber olmuş durumda. Biz ise halkımızın yaşamını garanti altına alınması için seferber olmuşuz. Tüm Türkiye halklarını bu halkın talebine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Eğer biz bu saldırılara karşı birlik ve beraberlik olmasak, bu ateş hepimizi yakacak. Hükümet halkı teslim almakla kendi imparatorluğunu kurmak derdine düşmüş. Biz de hiçbir zaman bu karşı boyun eğmeyiz. Hiç kimsenin hakkı değildir ve haddi değildir bizi ölümle denemesin" diye konuştu.
 
Valilik “Toplantı çağrısı kanunsuz”


Eşbaşkanların bu açıklamalarının ardından topluluk Urfakapı’ya doğru yürüyüşe geçti. Halkın Urfa Kapısına varmasıyla birlikte polis ise, gaz bombaları ve tazyikli su ile kitleye müdahale etti.

 

Bunun ardından gece boyunca kentte olaylar yaşandı. HDP ve DBP de gece yaptığı çağrılarla halka dün öğle saat 12:00’de Esma Ocak Parkı önünde toplanmaya çağırdı. Bu açıklamanın hemen ardından Diyarbakır Valiliği de açıklama yaparak, HDP ve DBP’nin toplanma çağrılarının kanunsuz olduğunu belirtti ve halkın gelmemesi için uyarı yaptı.
 
Kepenkler açılmadı


Valilik ve HDP’nin karşı karşıya geldiği bu açıklamalar sonrasında eğitim sendikaları da halkı çocuklarını okula göndermemeye, öğretmenleri de sevk eylemi yapmaya davet etti. Çağrının etkileri sabahın ilk saatleriyle görüldü. Dükkanlar açılmadı, araçların bir bölümü de kontak kapattı. Birçok öğretmen ve öğrenci okula gitmedi. Kent genelindeki ölüm sessizliği öğle saatlerinde bozuldu.

 

HDP DBP’nin çağrısıyla Esma Ocak Parkı önünde toplanan yüzlerce kişi, önce polisin demir bariyerleri ile çembere alınmak istendi. Topluluk bu bariyerleri yıkınca polis de hemen müdahale etti. Kısa süre içinde Diyarbakır Valiliği’nin de olduğu bölge gaz bulutuyla kaplandı.
 
Göz gözü görmez oldu


Kalabalık Ofis ve Çamlıca mahallelerine dağılarak, ateşler yaptı, yola çöp konteynırlarını devirip, trafik işaret tabelalarını yerinden söktü. Uzun süre Çamlıca ile Ofis’te polisle göstericiler karşı karşıya gelip çatıştı. Polisin basınçlı su ve gazlı saldırılarına göstericiler de havai fişekler ve taşlarla karşılık verdiği görüldü.

 

Özellikle Çamlıca’da müdahale bir ara o kadar çok yoğunlaşınca, aşırı gazdan göz gözü görmez oldu. Kalabalık sürekli olarak taşlarla elektrik direklerine tabelalara, ya da başka şeylere vurarak gürültü eylemi de yaptı. Sık sık Sur’da yaşanan çatışmalardaki YDG-H’lilere övgü belirten sloganlar atıldı. Zaman zaman ses bombaları da patlatıldı.
 
Koşuyolu Parkı’nda 2 ölü, 2 yaralı


Bir süre sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan kalabalık ise parti yöneticileri tarafından dağılmaları istenince, evlerine ve sokaklara çekildi. Olaylar birkaç saat sonra il geneline de yayıldı.

 

Huzurevleri, Koşuyolu, Bağlar’ın birçok mahallesi, Seyrantepe, Ofis, Ekinciler. Şehitlik, Kantar ve daha birçok yerden dumanlar yükseldi. Yollar kapatıldı, barikatlar kuruldu, ateşler yakıldı. Bağlar'da Ford Ranger'larla gelen özel harekat timleri, Koşuyolu Parkı içinde girerek eylem yapan göstericilerin üzerine doğru ateş açtı.


Polisin açtığı ateş sonucunda Şerdıl Cengiz (21), Şiyar Salman (18), Engin Kayar ve soyadı öğrenilemeyen Şaban isimli kişiler yaralandı. Yaralananlar oradakiler tarafından Bağlar Özel Hastanesi'ne kaldırıldı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Şerdıl Cengiz (21) ve Şiyar Salman (18) yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
 
Hüda Par’lı esnaf ateş etti


Olaylar sırasında polisin gerçek mermiler kullandığı görüldü. Hüda Par’a yakın olduğu öne sürülen bilinen bazı işyeri sahiplerinin göstericileri uzaklaştırmak için silah kullandıkları görüldü.


Bu arada Sur ilçesinde devam eden çatışmalarda tarihi yapılar da zarar görmeye devam ediyor. Daha önce de olaylar sırasında yanan tarihi Paşa Hamamı'nda yine yangın çıktı.
 
Dargeçit’de bir ölüm


Diğer yandan Mardin'in Dargeçit ilçesinde, sokağa çıkma yasağının 3. gününde özel timlerin açtığı ateş sonucu Takyedin Oral adlı bir kişi yaşamını yitirdi.

 

Oral’ın cenazesi Mardin Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. İlçe hastanesinin 4 kişilik morgunda yer olmadığı gerekçesiyle, Oral'ın cenazesinin Mardin'e sevk edildiği belirtilirken, sıkıyönetim uygulamaların yaşandığı ilçede, Dargeçit Devlet Hastanesi yöneticilerinin olası ölümler için hastane morgunu boşalttıkları öne sürüldü.
 
HDP, yasaklar için AYM’ye başvurdu


Halkların Demokratik Partisi (HDP), sokağa çıkma yasaklarını Anayasa'nın 13, 15 ve 23'üncü maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Ek 1. Protokolü'nün 5. maddesinin ihlal edildiğini belirterek, sokağa çıkma yasaklarını Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) taşıdı.


HDP Hukuk Komisyonu Üyesi ve Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından "bireysel başvuru" çerçevesinde konuya ilişkin hazırlanan başvuru dilekçesinde, devletin İl İdaresi Kanunu 11/c maddesine dayanılarak gidilen uygulamalarının tam kronolojisi yer verilerek, "16 Ağustos 2015 tarihinden 11 Aralık 2015 tarihine kadar 7 ilde, 2014 nüfus sayımına göre toplam 1.299.061 kişinin yaşadığı 17 ilçede toplam 52 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş ve bunlardan en uzunu 14 gün boyunca sürmüştür. Uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle 63 sivil yurttaş yaşamını yitirmiştir" denildi.


Anayasa'nın "temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" şeklindeki hükümlerine dikkat çekilen başvuruda, savaş hallerinde bile yaşam hakkının korunması gerektiği yönündeki maddelere işaret edildi.

 


Sokağa çıkma yasaklarına gerekçe gösterilen nedenlerdin OHAL veya Sıkıyönetim nedeni olduğu belirtilen başvuruda, "Ancak mevcut siyasi iktidar; bu iki yönteme başvurmaksızın Anayasa ve hukuk dışı yollarla güvenliği sağladığı iddiasında bulunur iken açıkça 'yaşam hakkı'nı ciddi bir biçimde tehdit etmektedir. Sokağa çıkma yasağı uygulaması devam ettiği müddetçe her birey yaşam hakkı ihlali riski ile karşı karşıyadır" denildi.
 
Kararlar keyfi


Başvuruda 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin; mülki amirlere keyfi bir biçimde kişi hak ve özgürlüklerini kısıtlama hakkı vermediği gibi yapılan keyfiyetin Anayasa'ya aykırılık teşkil ettiği belirtildi.
 
Öncelik verilmesi istendi


Ayrıca yasakların "AİHS'in 5. maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiği" belirtilen başvuruda, yasakların kaldırılması için kimi yerel mahkemelere başvurulduğu ancak yaşam hakkı ihlalleri nedeniyle Anayasa Mahkemesinin başvuruya öncelik vermesi istendi.
 
AKP fiili OHAL uyguluyor


Yine dünyadaki OHAL ve sokağa çıkma yasağı örneklerinin aksine bölgedeki yasağın insan yaşamına kast ettiği belirtilerek, "Mevcut siyasi iktidar en önemli icraatlarından birisinin 'OHAL'in kaldırılması olduğunu her fırsatta beyan ederken 'eski Türkiye' görüntüsü vermekten kaçınmanın yolunu hukuki dayanaktan yoksun sokağa çıkma yasağı uygulaması olarak bulmuş durumdadır" denildi.
 
Köyler boşaltılıyor


Ayrıca başvuru dilekçesinde de insanların ibadet özgürlüğünün de ellerinden alındığı ve camilerin bombalandığı bilgilerine de yer verilerek, insanların sağlık, eğitim, barınma, yiyecek gibi temel ihtiyaçlarının engellendiği dile getirildi. Yine başvuruda sokağa çıkma yasaklarının yanı sıra ilan edilen "özel güvenlik bölgeleri" uygulamasıyla evlerin ateşe verildiği ve köylerin boşaltıldığı şeklindeki bilgilere de yer verildi.

 

Başvuruda bölgede güvenlik güçleri tarafından yapılan "Türksen övün değilsen itaat et" şeklindeki ırkçı milliyetçi yazılamalara yer verildi.
 
Acilen görüşülmesi talep edildi


Anayasa Mahkemesi İçtüzük 73/1'i maddesi gereğince "tedbir amaçlı olarak, mülki amirlikler tarafından sokağa çıkma yasaklarına ilişkin karar alınması ve uygulanmasının engellenmesi konusunda tedbiren bir karar verilmesi" talep edildi, ayrıca konunun acilen ele alınması ve öncelikli incelenmesi istendi.
 
Türkiye Kürt Meselesinde Yakın Tarihinin En Ağır Krizini Yaşıyor'


CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Türkiye'nin bir bölgesinin Ankara'dan kopmuş durumda olduğunu savundu.


CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Türkiye'nin bir bölgesinin Ankara'dan kopmuş durumda olduğunu savundu.

 

Tanrıkulu, "Türkiye'de bir coğrafi kopuşun da aynı zamanda işaretidir. Bölgede yaşayan yurttaşlarımızın büyük bir çoğunluğu bundan 10 yıl önce duygusal bir kopuş yaşıyorlardı ancak şimdi tamamen kopmuş durumdalar. Türkiye bir yol ayrımına gelmiş. Türkiye Kürt meselesinde yakın tarihinin en ağır krizini yaşıyor. Ama hükümet maalasef bunun farkında değil." dedi.


Meclis'te basın toplantısı düzenleyen Tanrıkulu, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin öldürülmesiyle her gün yeni deliller çıkmasına karşın şimdiye kadar şüpheli hale gelmiş herhangi bir kamu görevlisi, polis memuru veya güvenlik görevlisinin olmadığına dikkat çekti.

 

2015 yılının çok ağır insan hakları ihlalleriyle anıldığını dile getiren Tanrıkulu, sokağa çıkma yasaklarının da ihlal tablosuna dönüştüğünü ifade etti. Türkiye'nin bir bölgesinin Ankara'dan kopmuş durumda olduğunu vurgulayan Tanrıkulu, şöyle devam etti:

 

"İnsan Hakları Vakfı'nın hazırladığı bu tablo, kırmızı ile görülen yerler, ben bölge adı belirtmeyeyim bir tartışmaya neden olmamak amacıyla, Türkiye'de bir coğrafi kopuşun da aynı zamanda işaretidir.

 

Bölgede yaşayan yurttaşlarımızın büyük bir çoğunluğu bundan 10 yıl önce duygusal bir kopuş yaşıyorlardı ancak şimdi tamamen kopmuş durumdalar. Yüzleri Meclis ve Ankara'da değil; kendi kaderlerine terk edilmiş durumdalar ve çok ağır insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır."


Diyarbakır, Sur ilçesinin kalbi olduğunu belirten Tanrıkulu, sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi sonrası bölgede yaşanılanlara ilişkin çeşitli fotoğrafları basın mensuplarıyla paylaştı.

 

Geçmişten çok iyi bildikleri paramiliter güçler vasıtayla tüm bu ihlallerin gerçekleştirildiğini ifade eden Tanrıkulu, duvar yazılarını gösterdi ve bunların bir kopuşun simgesi olduğunu kaydetti.

 

Hükümetin bir tek cümle bu konulardan bahsetmediğini vurgulayan Tanrıkulu, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü'nün tek bir cümle söylemediğini belirtti.
 
'Türkiye bir yol ayrımına gelmiş'


Türkiye'nin bir bölgesinin ağır insan hakları ihlalleriyle dolu olduğunu anlatan Tanrıkulu, insanlarda terk edilmiş duygusu olduğuna dikkat çekti.

 

Konuya ilişkin Parlamento'da bir tek söz söylenmediğini ve bir adım atılmadığını ifade eden Tanrıkulu, Diyarbakır'da birçok görev yaptığını ve şimdi gerçekten bir kopuş yaşandığını kaydetti.

 

"Türkiye bir yol ayrımına gelmiş. Türkiye Kürt meselesinde yakın tarihinin en ağır krizini yaşıyor." diyen Tanrıkulu, "Ama hükümet maalasef bunun farkında değil; bu bir yol ayrımıdır Türkiye bakımından aynı zamanda. Başka bir ağır tablo var karşımızda, hükümet bunun farkında değil. Bütün bu yaptıklarını da hukuk dışı bir işle yapılmakta." ifadelerini kullandı.


Daha önce Türkiye'nin Kürt meselesinde bir irade ortaya koymaması halinde bölgenin Suriyeleşeceğini, Lübnanlaşacağını, Diyarbakır'ın Beyrutlaşacağını söylediğini aktaran Tanrıkulu, ancak kibirden yol alamayan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine ittiğini savundu.


İnsan hakları ihlallerine ilişkin rakamlar da veren Tanrıkulu, bunun hükümetin utanç tablosu olduğunu ifade etti.

 

2015 Ocak-Kasım ayları içinde 2 bin 899 kişinin çeşitli sebeplerle hayatını kaybettiğini anlatan Tanrıkulu, şu ifadeleri kullandı: "2015 yılının ilk 11 ayı boyunca 214 kişi yargısız infazla öldürülmüştür. Operasyonlar sırasında 445 kişi öldü. Silahlı çatışmalarda ölenlerin sayısı 21, iş kazalarında 1742 işçi yaşamını yitirmiştir.

 

Faili meçhul 19 cinayet var. Nefret saldırılarında ölenlerin sayısı 3, öldürülen gazeteci sayısı 2, kadına yönelik şiddet sonrası öldürülen kadın 259. Böyle ağır bir tablo var. Böyle ağır bir tablo ancak iç çatışmalarda yaşanır veya sivil savaş denilen ortamlarda yaşanır. Demokrasiyle ifade edilemez."
 
Darbe dönemlerinde bile karşılaşılmadı


Toplantı gösteri yasaklarında toplam 3 bin 218 yasak konduğunu belirten Tanrıkulu, kişi güvenliği konusunda 78 vakada 703 işkence vakası yaşandığını söyledi.

 

Başbakan Davutoğlu'nun daha dün işkence olmadığını söylediğini aktaran Tanrıkulu, isterse bu sayıların verileceğini vurguladı. İfade, basın ve medya özgürlüğü bakımından da Türkiye'nin hiçbir zaman bu kadar ağır bir tablo yaşamadığının altını çizen Tanrıkulu, yakın bir zamanda girişimci özgürlüğe aykırı bir şekilde bir medya grubuna el konulduğunu söyledi.


Can Dündar ve Erdem Gül'ün yaptığı haberden dolayı tutuklandığını anlatan Tanrıkulu, darbe dönemlerinde bile karşılaşılmayan ağır bir tablo olduğunu ifade etti.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bu konuya ilişkin tek bir soru sorulmadığını belirten Tanrıkulu, "Varsa yoksa hazretin başkanlık sevdası. Bundan başka birşey yok. En azından gazetecilik namusu ve ahlakı bakımından bir soru da sorulması lazımdı. Dünyanın neresinde böyle bir demokratik uygulama var." dedi.

 

Tanrıkulu, 2016 yılında bu ağır tablonun yaşanmaması temennisinde bulundu.

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT