1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Vedat Aydın'ın failleri bulunsun'
'Vedat Aydın'ın failleri bulunsun'

'Vedat Aydın'ın failleri bulunsun'

1990′lı yıllarda yaşanan “faili meçhul” cinayetlerin simge isimlerinden Vedat Aydın soruşturmasında aradan geçen 22 yıla rağmen tek adım atılmazken, Aydın'ın arkadaşları yaşanan çözüm sürecine rağmen faillerin yargı önüne çıkarılmayışına tepki gösterdi.

A+A-

HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın gözaltına alınıp katledilmesi üzerinden geçen 22 yıla rağmen soruşturmaya ilişkin herhangi bir aşama kat edilmedi. 5 Temmuz 1991′de evinde gözaltına alındıktan sonra cenazesi 7 Temmuz'da Elazığ Maden civarında bulunan Aydın'ın faillerinin bulunmasına ilişkin yetkililer tarafından hiçbir adım atılmadı.

Aydın'ın katledilmesine ilişkin olarak Susurluk kazasının ardından hazırlanan raporda, devlet içinde odaklanan bir çete tarafından katledildiği kayıtlara geçti. Hazırlanan rapora rağmen hiç bir adım atılmazken, dosyanın zamanaşımı kapsamında düşmesine kısa bir süre kala Abdulkadir Aygan'ın cinayete ilişkin beyanları dosyaya girdi. Aygan bu beyanlarında Aydın'ın Cem Ersever'in başında bulunduğu itirafçı JİTEM elemanları tarafından katledildiğini belirtiyordu. Faillerin bulunarak yargılanması için hukuki mücadele veren ailenin avukatı Mehmet Arif Altunkalem, beyanların dosyaya alınmasına karşın hiçbir somut adım yaşanmadığını kaydetti. Türkiye'de hukuk dışı mevzuların en başında “faili meçhul” cinayetlerin geldiğini ve Vedat Aydın'ın ise bu konuda simge bir isim olduğunu ifade eden Altunkalem, “Çözüm süreci denilen bir sürecin ekonomik, hukuki, siyasal olarak devam ettiği bir dönemde, Vedat Aydın gibi simge bir faili meçhul cinayette hukukun tam anlamıyla işletilmesi, kamu otoritelerinin tüm güç ve imkanlarını kullanarak bu olayın faillerinin yargı önüne çıkarılması gerekiyor. Devletin çözüm sürecinde Kürt toplumuna verebileceği en önemli güven adımlarından biri olacağını düşünüyorum. Fakat dava dosyasında bu anlamda maddi bir adım atılmış değil” dedi.

'Özetle bizim için onun yeri bambaşkaydı'

Avukatı dışında Vedat Aydın'ın aynı zamanda arkadaşı olan Altunkalem, Vedat Aydın'ı şu cümlelerle anlattı: “Hayatını kaybetmiş insanların ardından böyle cümleler kullanırlar. Bazen abartı olarak görülür, ama öyle değildi. Gerek siyasal olaylarda, gerek günlük yaşamda çok farklı bir insandı. Arkadaşlarına bağlıydı. Sadece entelektüel ortamlarda değil, aynı şekilde tanık olduğum durum köy ortamında da bir cemaatte de oturduğunda çok rahat onlarla iletişim kuran sohbet eden bir insandı. Sadece kaba anlamıyla cesareti kastetmiyorum gerek entelektüel, gerek insanlara karşı açık sözlülükte cesur bir insandı. Takdir ettiğim vasfıydı bu. Kendi yakın akrabaları da bana anlatmıştır; 'Bizim diğer ailelerle dargınlığımız olsa da Vedat'la ilişkimiz her zaman olumluydu. Köyde Vedat kalkıp kendi bahçelerinde budama işi yapardı, kendi bahçesini bitirir bizim bahçeye geçerdi. Herhangi bir sorun olduğunda kendi ailesinin veya kendi menfaatlerini değil genel bir adaleti gözetirdi.' Haklı olarak insanlar ona güvenir ve onu severdi. Özetle bizim için onun yeri bambaşkaydı.”

'Kürt ulusal birliğini savunan biriydi'

12 Eylül sonrası cezaevinden çıktıktan sonra siyasi bir platformda Aydın'la tanışan ve “Çok yakın arkadaşım, dostumdu” diyen Avukat Feride Laçin ise, o dönemde İnsan Hakları Derneği üzerinden muhalefetin yeniden bir toparlanmaya gittiğini, Kürtlerin seslerini çıkarmaya başladığını ve Vedat Aydın'ın da burada örgütlü olan isimlerden biri olduğunu ifade etti. Bu siyasi süreç süresinde arkadaşlıklarının güçlendiğini dile getiren Laçin, “Vedat ağabey gerçekten cesur ve mert biriydi. Sorumluluk sahibiydi. Sadece kendisi açısından değildi bu sorumlulukları, Kürt halkının mücadelesi için doğru olabilecek bir tavrı koymaktan yanaydı. Kürt ulusal birliğini savunan biriydi ayrıca. Cezaevindeki tavrı da, dışarıdaki tavrı da olumluydu” dedi. Vedat Aydın ile çok anısının olduğunu belirten, büyük bir duygusallık ve heyecanla bu anıları paylaşan Laçin, şunları söyledi: “Yıldızların Kürtçe adını bana o öğretti. Gölün kenarında oturuyorduk, bütün Kürtçe yıldız isimlerini ondan öğrendim. Bir bahçe ekmişti köyde. 'Ne yapıyorsun' diye soruyordum, 'Ağaçlarımı sulamaya gidiyorum' derdi. Doğayla son derece barışık olan bir insandı. Ekmek yememeye çalışıyordu. Son yıllarda çok kilo aldığı için böyle bir şey geliştirmişti. Bir insanı sevmesi yanlış yaptığı zaman da onun yanında olacağı anlamına gelmiyordu. 'Ben ekmekten vazgeçtiğime göre insanlardan da kolay kolay vazgeçebilirim' diyordu. Sorumluluk sahibiydi. Ticaretten hiç anlamıyordu. Bir lastikçi dükkanı açmıştı, bütün arkadaşlarına oto lastiklerini verdi ve paralarını tahsil edemediği için dükkan iflas etti. Normalde öğretmendi, öğretmenlik de yapmıyordu 12 Eylül koşullarında.”

'Katledilmesi sıradan bir tercih değildi'

Aydın'ın Kürt halkının faydasına olabilecek bütün aktivitelerde yer aldığını ve hedef seçilmesinin de bundan kaynaklandığını dile getiren Laçin, “Doğrunun yanındaydı her zaman. Böyle bir yapısı vardı. Bilinçli bir tercihti onun katledilmesi, sıradan seçilmiş bir insan değildi. Lice'de bir gerillanın cenaze töreninde yaptığı konuşmadan sonra işte gazetenin sağ alt köşesinde ona ilişkin bir yazı çıkmıştı. O yazılardan sonra devlet çok üzerine gitti” diye belirtti. Aslında Vedat Aydın dendiğinde Maden'de cenazesinin köprü altında bulunduğu güne gittiğini söyleyen Laçin, o günleri şu şekilde anlattı:

“Ben nedense Maden'de köprü altında bulunması gününe gidiyorum. Köprü altında bulunmasından sonra ben oraya gittiğimde sigarası içilmişti ve kül tablası devrilmişti oraya. Tabi o dönemde DNA hikayesi yoktu, onun delil olacağını düşünemedik. İşte onu öldürenlerin döktüğü çöptü. Onu toplayıp incelemeyi düşünemedik. Cenazeyi teşhis günü ben, kardeşi, Hatip Dicle, Avukat Hüsniye Ölmez sabah 6 sularında Maden'e gittik. Ben ve erkek kardeşi fotoğraftan teşhis için savcının odasına girdik. Anlatılır gibi değildi. Kafasının arkası dağılmıştı. Kafatası tamamen göçmüştü. Gözleri patlatılmış, bütün vücudu jiletle doğranmıştı, kat kat soyulmuştu. O görüntüyü görünce zaten Veysi bir çığlık attı ve benim hayatım boyunca kulağımdan çıkmayan seslerden biridir o çığlık.” Aydın'ın katledilmesi ve ardından faillerin yargı önüne çıkmayışını bir hukukçu olarak değerlendiremediğini ifade eden Laçin, “Hukukçu olarak değerlendiremiyorum. Vedat ağabey gerçekten benim çok yakın arkadaşımdı. Arkadaşımdan ötesi, dostumdu. Hiçbir zaman avukat olarak değerlendirebilecek bir durumum yok. Faili meçhul konusu çok bilinen gerçekler. Devlet istediği takdirde faillerini bulur. Ama 'faili meçhul' ve kayıplara ilişkin çok farklı çalışmanın yapılması lazım” diye belirtti.

'Vedat zıddına dönmüştü'

Kürt özgürlük mücadelesinde bu güne kadar çok kişinin yaşamını yitirdiğini, ancak Vedat Aydın gibi insanların yaşamını yitirişlerinin derin iz bıraktığını anlatan Aydın'ın arkadaşlarından Haluk Yıldızhan ise, eğitim enstitüsünde birlikte okuduklarını ve tanışıklıklarının o günlere dayandığını söyledi. Yıldızhan, “Cezaevinde aynı koğuşlarda kalmasak da aynı cezaevinde kaldık. Aynı direnişlerde beraber yer aldık. Bu anlamıyla gençlikten başlayarak onun ölümüne kadar sürdü ilişkimiz. Yani bu anlamıyla bendeki anlamı çok farklıdır” dedi. Aydın'ın kendisinden 5 yaş büyük olduğunu, tanıştıkları ilk dönemde çok fevri bir insan olduğunu kaydeden Yıldızhan, “Bizim orda tanışmamızda farklı farklı siyasi hareketlerin içindeydik. O DDK'nin içinde ben Rızgari grubunun içindeydim. Husumetle karışık bir arkadaşlığımız vardı. Tasvip edilebilecek bir ilişki değildi. Böyle başlamıştı ilişkimiz, fakat Vedat'la esas ilişkimiz cezaevi sonrası pekişti. Yani o cezaevi sonrası da devam eden o süreçte Vedat'taki o değişimi ve dönüşümü gördüm. Vedat zıddına dönüşmüştü” diye belirtti.

Cezaevi sonrasında sürekli birlikte vakit geçirdiklerini söyleyen Yıldızhan, “dostum” dediği Vedat Aydın'a ilişkin bir kaç anısını şu cümlelerle aktardı: “İnsanlarla diyalog kurmaya çalışan, insanları anlamaya çalışan, ama aynı oranda küfürbaz, aynı oranda bildiği doğruları karşıdakinin suratına suratına söyleyebilen biriydi. Sevmediği adamı sevmeyen, sevmediği adamla ilgili biz iyi bir arkadaş dediğimizde o bize, 'İyi demeyin, ölüler de iyidir, tahta da iyidir kimseye ne yararı ne zararı var. Masa gibi bir adam bunun iyiliği kötülüğü ne olabilir' derdi. Yurt dışından bir heyet gelmişti bizi ziyarete. Amcasının evinde oturduk. Orada gelen heyetle sohbet ediyorduk, bize hazırlanan meyveler vardı. O esnada biz sohbet ederken Vedat ekmek ve şeker yemediği için hep meyve yiyordu. Meyveye karşı korkunç bir zaafı vardı, saldırıyordu. Sohbet ederken tabaktaki tüm meyveler yok olmuştu. 'Ne yapayım ekmek yemiyorum' dedi. Biz de ekmek ye de meyveler bitmesin demiştik. Aramızda bir espri konusu olmuştu. Aramızın limoni olduğu dönemde, ölümünden birkaç gün önce Dağkapı tarafında onunla Zübeyir Aydar tablacıdan meyve alıyordu. Onu orada görünce gidip arkadan sarıldım Döndü birbirimize sarıldık ve son görüşmemiz o oldu. Hep aklımda o görüşme. Onu tanıdığım için şanslı mıyım şanssız mıyım bilmiyorum. Evet, onun gibi bir arkadaşım oldu, ama daha sonra öyle bir arkadaşı kaybetmenin acısını yaşadım.”

Aydın'ın çok cesur, yiğit, korkusuz olduğunu söyleyen Yıldızhan, “Onu zaten ölüme götüren en önemli şeylerden biri korkusuz ve yiğit olmasıydı. Her şeye göğüs gerebilmesiydi. HEP sürecinde bir tartışmamız olmuştu, onun o atılganlığı ve girişkenliğini onu öyle bir noktaya götürdüğünü de tartışıyorduk kendisiyle” dedi.

HABERE YORUM KAT