1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Ünlü sinema oyuncusu Diyarbakır'da gaz yedi
Ünlü sinema oyuncusu Diyarbakır'da gaz yedi

Ünlü sinema oyuncusu Diyarbakır'da gaz yedi

Sinema oyuncusu Arzu Okay, Paris'ten Türkiye'ye temelli dönüş yaptıktan kısa süren sonra barış yürüyüşüne katılmak üzere Diyarbakır'a geçti.

A+A-

Burada polisin sert müdahalesine maruz kalan ve plastik mermiyle yaralanan Okay, Diyarbakır'a nasıl ve neden gittiğini, orada yaşadıklarını anlattı...

Yılın son günü, Diyarbakır'da düzenlenen 'Barış Yürüyüşü'nde polisin gazlı müdahalesiyle karşılaşanlar arasında, Türk sinemasının tanıdık isimlerinden Arzu Okay da var. Uzun süredir Paris-İstanbul hattında yaşayan, son olarak Görkem Yeltan'ın 'Yemekteydik ve Karar Verdim' isimli filminde rol alan Arzu Okay, kısa süre önce Türkiye'ye temelli dönüş yapmıştı. Diyarbakır'dan gelen fotoğraflarda, polisin plastik mermisiyle yaralanan isimlerden olan Arzu Okay ile Özlem Akarsu Çelik konuştu. 

Bianet'te yer alan haber/söyleşi şu şekilde: 

'Ölüm Değil Yaşam' sloganıyla ve 'Barışa Yürüyorum' diyerek Bodrum'dan Diyarbakır'a giden ve 31 Aralık günü polisin TOMA’lı, gazlı müdahalesiyle karşılaşan 'Barış Yolcuları' arasında polisin plastik mermisiyle yaralanan bir isim vardı. Önce herkes isim benzerliği olduğunu sandı ama kısa sürede bu kişinin ünlü sinema sanatçısı Arzu Okay'ın ta kendisi olduğu anlaşıldı. Arzu Okay, 29 yıl yaşadığı Paris'ten Türkiye'ye taşınır taşınmaz, ayağının tozuyla gittiği Diyarbakır'ı ve izlenimlerini bianet'e anlattı.
"Orada olmak zorundaydım. Çocuklar ölürken sessiz kalırsam kendi çocuğumun yüzüne nasıl bakarım diye düşündüm" diyen sinema sanatçısı Arzu Okay, vahşete sessiz kalan sanatçılara da seslendi, "Başıma gelecekleri az çok tahmin ediyordum ve 60 yaşımda ilk kez polisin gazlı, sulu saldırısına maruz kaldım, plastik mermiyle yaralandım. İnsanın özgürlüğünden daha kıymetli kaybedecek neyi var? Sanatçı arkadaşlarımın para pul, şöhret kaybından korkarak yaşananlara mesafeli durmasını anlamıyorum. Özgürlük olmadan hiçbirinin kıymeti yok ki!"

ZULME 'DUR' DEMEK İÇİN GİTTİM
Sizin Paris'te yaşadığınızı sanıyorduk. Ne zaman geldiniz ve Diyarbakır'a gitmeye nasıl karar verdiniz?
Dünyanın her yerindeki saldırılar beni de etkiledi Paris'te. Etkilememesi ne mümkün! Etkilemiyorsa, o etkilenmeyenlerin ayıbı zaten. Hem bütün bu olanlar, hem de burada uzun süredir devam eden ilişkim, dönmeme vesile oldu. Ömrümün kalanını Foça'da geçireyim istedim. Geldiğimin üçüncü gününde kendimi Diyarbakır'da buldum.

Nereden duydunuz Barış Yürüyüşü'nü?
Bir dostum sosyal medyadan paylaşmıştı. Hemen kendisini arayıp sordum. Zulme, savaşa "Dur" demek isteyen, barış gönüllülerinden oluşan bir grup olduğunu öğrenince eşime "Ben gidiyorum" dedim. Bir kız arkadaşımla hazırlandık, iki saat sonra Bodrum'daydık.

Sizi Foça'dan Diyarbakır'a götüren neden neydi?
İlla kendi çocuğumun cenazesini mi buzdolabında tutmam lazım oraya gitmek için! Herkesin evladı ölüyor, sivil insanlar zarar görüyor. Bir insanın annesinin cenazesini pencereden bir hafta izlemek zorunda kalmasından, onu defnedememesinden öte bir şiddet, zulüm olamaz. Çocuklar ölürken sessiz kalırsam kendi çocuğumun yüzüne nasıl bakarım diye düşündüm ve yola koyuldum.


Diyarbakır'da polisin saldırısıyla karşılaştınız ve yaralandınız. Bekliyor muydunuz böyle bir saldırıyı?
Çok erken saatte Diyarbakır'a vardık ve Büyükşehir Belediyesi'nde kahvaltıya davet edildik. Bizi çok güzel ağırladılar. Eş başkanlar sloganlardan uzak, çok güzel konuşmalar yaptılar. Orada Kürtçe tabelaları görünce aklıma kızımın İspanya'da yüksek lisans yaptığı günler geldi. Katalanca ve İspanyolca, çift dilde yazılmış tabelaları kimse yadırgamıyordu. Bizde de keşke böyle olsa diye geçirdim içimden. Beni orada en çok etkileyen, Kürt kadınlarının gelip bize sarılmaları, ağlayarak teşekkür etmeleri oldu. "Siz bizim için, barış için mi geldiniz?" diye soruyor, teşekkür ediyorlardı. Yürüyüş başladığında "Biz barış için geldik, en önde biz yürüyelim" dedik. Halay çekenler vardı, konuşmalar yapılıyordu. Barikatlara 50-60 metre mesafede durduk. HDP Eş Başkanı Figen Hanım konuşuyordu.
Bir ses duyuldu. Ses bombası olduğunu söylediler. Ardından gaz bombası attı polis. Ben de sol bacağımdan plastik mermiyle yaralandım. Canım çok yandı. Arkadaşım Aksel ile el eleydim. "Beni bırak, sen kaç" dedim ama bırakmadı elimi. O mermi gözüme, kafama da gelebilirdi. Şans eseri bacağıma geldi. Daha önce hiç böyle bir olay yaşamamıştım, 60'ımda kısmetmiş.

Toplam 24 kişi gözaltına alındı. Sizin gruptan da beş kişi değil mi?
Keşke ben alınsaydım. O çocuklar çok gençler. Bugün (3 Ocak) mahkemeye çıktılar. Buradan telefonla dakika dakika takip ediyorum. Örgüt üyeliğiyle suçlanıyorlar. İnanılır gibi değil.

Nelere tanık oldunuz polis saldırısı sırasında?
Sığındığımız markette bize limon verdiler. Oranın halkı hazırlıklı bu saldırılara. Sonra Özel TİM girdi bulunduğumuz yere ve gördüklerim gaz bombasından da, o mermiden de kötüydü. İnsanın insana vururken çıkan o ses var ya! Yumruğun ete vururken çıkardığı ses tüyler ürpertici. 
Beş arkadaşımız gözaltına alınırken biz oradan üstümüz başımız sırılsıklam çıktık. Önce otele gidip temizlendik. Sonra Baro'ya gidip Tahir Elçi'nin odasını ziyaret ettik. Arkadaşlarımızın salıverileceğine dair umudumuz vardı ama olmadı.


Sizce neden saldırdı polis?
Biz buradan şarkılar, türküler söyleyerek yola çıkan sivil insanlardık. Herkes biliyor, amaçları göz korkutmak, yıldırmak. Dönüş yolunda otobüste bir forum yaptık. Herkes tek tek orada olma gerekçesini anlatıyordu. Aynı görüşte olmasak da ortak paydamız barıştı. Hesapsız, kitapsız, arkasında bir örgüt olmayan sivil bir inisiyatif. Söz sırası bana geldiğinde orada olma gerekçemi Voltaire'in meşhur sözüyle anlattım: Fikirlerinize katılmıyorum ama onları ifade etme hakkınızı sonuna dek savunacağım.

Diyarbakır'da tanık olduklarınız sizi şaşırttı mı?
Basından, sosyal medyadan izlemekle yerinde görmek çok farklı. Olanları orada görmek lazım. İnsanın canı öyle yanıyor ki... Üstelik biz sadece Diyarbakır'a gittik. Cizre'de olanları düşünün bir de. Bizden bir gün önce giden gruba polis saldırmamıştı ama onlar basın açıklamasını yaparken grubun dört bir yanı panzerlerle TOMA’larla çevriliydi. Bu da bir şiddet.

PARANIN, ŞÖHRETİN ÖNÜNDE YAŞAM VE BARIŞ KAYGISI VAR 
Barış yolculuğunu sürdürecek misiniz?
Tabii. Çocuklara söyledim. Bir daha giderlerse beni de çağıracaklar.

Türkiye'nin batısındaki bu sessizliğe, sanatçıların suskunluğuna ne diyorsunuz?
Bakın Sabiha Gökçen'de bir bomba patladı. Kim patlattı, neden patlattı, ölen kim? Birkaç yer dışında bu haberleri görmedik bile! Her şey çok kötü. Ben kendimi oradaki insanların yerine koydum ve yollara düştüm. Paranın, işin, şöhretin önüne geçen çok daha önemli bir kaygı var, yaşam kaygısı, barış kaygısı. Önce bunları halledeceğiz ki işin gücün anlamı olsun değil mi?

'ARZU OKAY'I TANIYARAK HARİKA BİR YOLDAŞ KAZANDIK'
Barış yolcularından vicdani retçi, anarşist Yavuz Atan'la Arzu Okay'ın yol arkadaşlığını konuştuk. Okay'ın plastik mermiyle yaralanmasına rağmen haber olmak istememesini Atan şu sözlerle anlattı: Bodrum'dan yola çıktığımızda çoğunluk birbirini tanımıyordu. Molalardan sonra herkesin otobüste olup olmadığını anlamak için yoklama yapıyorduk. Arzu Okay adını duyunca acaba tanıdığımız sinema sanatçısı Arzu Okay mı diye baktım, evet o idi. Onu orada görmek çok hoşuma gitti. Ünlü biri gibi davranmıyordu ben de bu durumu bozmak istemedim. Yaralanmasından sonra birlikte bir canlı yayına davet edildik ama Arzu Okay gelmek istemedi. “Medya ve devlet benim geçmişim üzerinden çirkin haberler yapabilir, bu yürüyüşümüze zarar vermesin diye geri durmak istiyorum dedi. Biz de kendisine, eski bir sinema emekçisi olarak geçmişiyle hiçbir sorunumuz olmadığını, kendisiyle bir arada olmaktan gurur duyduğumuzu, onunla artık yoldaş olduğumuzu söyledik. (bianet)

HABERE YORUM KAT