1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Umutlarımızın ön koşulu barıştır!
Umutlarımızın ön koşulu barıştır!

Umutlarımızın ön koşulu barıştır!

Sosyal demokrasi kavramı Türkiye'deki başlıca tartışma konularından birisi.

A+A-

Kaldı mı, var mıydı, var olacak mıydı? Türkiye'de var olabilir miydi? Var olsa da faydası olabilir miydi? CHP sosyal demokrat mı? Olması mı iyi olmaması mı iyi? Bütün bu soruları, elbette gündemin üst sıralarında yer alan barış süreci ile harmanlayarak konuşuyoruz. Konuğumuz Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Genel Sekreteri Mehmet Tüm...

Sosyal demokrasi kavramı çeşitli biçimlerde tartışılıyor. SODEV bu tartışmalara nasıl yaklaşıyor?

Sosyal demokrasi örgütseldir, toplumsaldır, barışçıdır. Bizim sosyal demokrasi anlayışımız herkese, her şeye eşit mesafede yakın, eşit mesafede uzaktır. Ancak bu şekilde barış içinde beraber yaşayabiliriz. Ve sosyal demokrasi olmadan da barış olamaz. Bizim sosyal demokrasi anlayışımız Sosyalist Enternasyonal'in ilkelerine bağlıdır. Yani bütün sosyal demokratların üst kurumu Sosyalist Enternasyonal'dir.

İlkeler bildirisinde şöyle denir: “Bütün umutlarımızın ön koşulu barıştır. Barış bütün insan toplumu için gerekli bir temel değerdir. Savaş insanın yaşamını ve toplumsal gelişmenin temelini yok eder.” Bütün sorunlara biz de böyle bakıyoruz. Aynı zamanda sosyal demokrasi evrensel bir dünya görüşüdür. Tarihsel olarak her ülkede farklı tarihsel biçimlerde doğmuştur. Türkiye'de sosyal demokrasi işçi sınıfından, Marksist bir kökenden gelmiyor. CHP de, cumhuriyetin değerlerini, Atatürk ilke ve devrimlerini sosyal demokrasinin evrensel değerleriyle birleştirerek sosyal demokrat bir parti olmuştur.

Ancak sosyal demokrasinin Türkiye'deki sınavı pek de iyi değil sanırım. Mesela barış ya da diğer bir isimlendirmeyle çözüm sürecindeki yaklaşımları...

Sosyal demokrasi özü itibarı ile barış yanlısıdır ve barışı savunmaktadır. Demokrasi ile barışın doğrudan bir ilişkisi vardır. Demokrasi olmadan barış olmaz. Bir başka deyişle barış süreci toplumun her kesimi için yeni demokratik haklar getirirse, toplumsal bir barış olarak algılanırsa ve bütün bunları sağlayan gerçekten demokratik bir anayasa ile taçlanırsa anlamlıdır.

Bugün demokrasisiz bir barış süreci mi işliyor?

Elbette. Aksini söylemek yanlış olur. Sürece insanların kuşkuyla bakmasının sebebi de bu. Hükümet bütün demokratik değerleri yok sayıyor. Güçler ayrılığı ortadan kalkmışken, özel yetkili mahkemeler hükümetin ağzına bakarken, tutukluluk süreleri bu kadar keyfiyete kalmışken demokrasiden bahsedebilir miyiz? Sadece parasız eğitim istediği için binin üzerinde öğrenci içeride;  KCK, Ergenekon, Balyoz gibi bir sürü dava ile insanlar asılsız gerekçelerle cezaevlerinde. Seçilmiş milletvekilleri cezaevinde. Şimdi hangi demokrasiden bahsedebiliriz? Toplumun bir kesimine Silivri'yi gösterirken diğer yarısıyla barış nasıl sağlanacak? Yıllardan beri Alevilerin inancı yok sayılıyor. Kürt meselesi elbette bunların içinde en önemli sorundur. Bu yüzden gerçek anlamda bir demokrasi olmadan iç ve dış barış sağlanamaz.

Şimdi silahlar susuyor. PKK çekiliyor.

Bu çok önemli. Kimsenin buna itiraz etmesi mümkün değil. Başbakan bundan üç beş ay önce idamı geri getiriyordu, BDP'lilerin dokunulmazlığını kaldırıyordu, üç ay sonra farklı bir rotaya girdi. Üç ayda ne değişti de Başbakan bu kadar çabuk rol değiştirdi. Artık iç ve dış dayatmalar karşısında mecbur kaldı. Koşullar istediği gibi oluşmadı. Ama insanların sürece kuşkuyla yaklaşması da önemli. Bu kuşkuyu yaratan da hükümettir.

CHP'liler mi ikna olmuyor?

CHP'nin tabanının büyük kısmı barıştan yanadır. CHP'nin SHP'den beri ürettiği, biliyorsunuz önemli raporlar var, böyle bir politikası var. Bu konuda birçok rapor var. Hatta o raporlardan dolayı mahkumiyet kararları var. Barajın düşürülmesi, koruyuculuğun kaldırılması, faili meçhullerin bulunması gibi talepler var; ama hükümet şimdiye kadar bunların hiçbirini yerine getirmedi. Şimdi bütün mesele şurada; toplumun her kesimi iktidara güven duymuyor. Ama şunu unutmamak gerekir: en kötü barış bile savaştan iyidir. Sosyal demokrasi anlayışı bunu öngörür. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'nun çağrısı vardı “Bu işi çözelim” diye. Hatta kredi de tanındı. Ancak Başbakan elinin tersiyle itti.

LİBERAL POLİTİKALAR KAN KAYBETTİRİR

Dünyadaki bütün sosyal demokrat iktidarlar da hep olumsuz sonuçlandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Sosyal demokrasi, biliyorsunuz, bir yandan sermaye ile emek arasında bir uzlaşma yaratmak, diğer yandan ülkede ezilen sınıflar adına politika yapmaktır. Sosyal demokratlar iş, aş sorunlarına değindiklerinde iktidar oluyorlar. Düzenden zarar görenlerin sesi oluyorlar. Ama liberal politikalara kendini kaptırdığı zaman kan kaybediyor.

Böyle süreçler yaşandı mı?

Avrupa'da partiler sosyal demokrasi anlayışından taviz verdiler. Alman Sosyal Demokrat Partisinde böyle, İspanya, Yunanistan böyle. Tony Blair döneminde İngiltere'nin ABD'nin Irak işgaline ortak olması sosyal demokrat bir tutum olamaz. Onlar da kendi içlerinde bunu tartışıyorlar. Ama sosyal demokrasi bitmez. Çünkü sömürü devam ettikçe, sınıflar arasındaki farklılıklar devam ettikçe sosyal demokrasi de olacaktır. Ama bundan taviz verdikçe de inişe geçecektir. 1970'lerde Ecevit yönetiminde yüzde 43 oy alınmıştı. Diyarbakır'dan yüzde 44 oy alınıyordu. Eğer bugün alınamıyorsa CHP kendini sorgulayacaktır. Bu toplumun her kesimi için böyledir. Eleştiri, özeleştiri önemlidir.

Mesela, Blair sosyal demokrat olarak tanımlanamaz mı?

Aykırı bir durumdur. Çünkü barışa karşı değil, emperyalizme ve faşizme karşı olmalıdır.

1990'lardan sonra sosyal demokrasinin içeriğinde de değişmeler oldu. Neoliberalizmin birçok uygulamasına sosyal demokrasi de ikna oldu.

Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte sosyal demokratlar ciddi bir sıkıntıya girdi. O dönemde kapitalizm sosyalizme karşı kendini korumak için sosyal demokrasiyi kabul ediyordu. Burjuvazi de ödün veriyordu. Blok yıkılınca tek kutuplu bir dünyaya dönüştü. Bu süreçten etkilendi sosyal demokrasi. Ama tekrar tek kutuplu dünyanın yerini çok kutuplu bir dünya almaktadır. Bu da sosyal demokrasiye yeni bir fırsat sağlayabilir. Mesela Fransa'da sosyalistlerin seçimleri kazanması.

Fransa da Mali'yi işgal etti...

Elbette bu tür politikalara itiraz ederiz ama sosyalistler orada iktidar oldu. Karşısındakiler çok daha liberal, çok daha muhafazakardı.

Ehven-i şer midir?

Eleştirilecek tarafları da var, olumlu tarafları da var.

ULUSALCILIKLA EVRENSEL DEĞERLERİN ÇATIŞMASI

CHP'yi sosyal demokrat bir parti olarak görüyor musunuz?


Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrasiyi kabul etmiş bir partidir. Bir kitle partisidir. CHP içinde sosyal demokrasinin evrensel değerlerini öne çıkaran arkadaşlar da, ulusalcılığı öne çıkaran arkadaşlar da var.

Böyle bir ayrışmayı görüyorsunuz yani...

Çünkü CHP bir kitle partisi.

CHP, sizce sosyal demokrasi ilkeleri yerine getiriyor mu?

Parti içinde de siyaset anlayışında da sosyal demokrasinin ilkelerine inanmıştır. Parti içinde özgür konuşmalar bunu göstermiyor mu? Artık CHP lider partisi değil, tüzük ve anlayış partisidir. Yeni oluşumda bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ancak demokrasi bizde anlaşıldığı gibi değil, elbette. Partinin bir tüzüğü ve bir programı var. Demokrasi derken bunları göz ardı etmek doğru değil. CHP bu konuda ciddi adımlar atmıştır.

Eskiden böyle değildi yani.

Dönem dönem, CHP kendi içinde de bu tür sorunları tartışıyor. Kendi içinde yeteri kadar demokrasi uygulamayan, yeteri kadar çoğulculuğu savunmayan anlayışları olmuştur. Yeni oluşumda çoğulcu, katılımcı, reformcu, yenilikçi bir sosyal demokrasi anlayışı öne çıkarılıyor. Doğrusu da budur zaten.

Baykal dönemi mi?

Evet. Dönem dönem bu anlayışlar partinin gidişatına damgasını vurmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu'nun gelmesiyle sosyal demokrat çevrelerde çok büyük bir ilgi uyanmıştır. Son tüzük değişikliği de bu doğrultudadır. Mesela yüzde 33 cinsiyet kotası, yüzde 10 gençlik kotası. Bunlar örnek ve önemli adımlardır. Biraz da siyasi partilerin durumu Türkiye'deki demokrasiyle alakalıdır. Hâlâ 12 Eylülün siyasi partiler yasası yürürlükte. Ama iktidar bunu gündeme getirmiyor. Demokratikleşmeyi hedeflemiyor.

Başkanlık sistemini mi kastediyorsunuz?

Şu açık: Barıştan yanayız. Savaştan yana olmak mümkün değil. Ama başkanlık sistemine de karşı çıkmak gerekir. Türkler ve Kürtler birlikte yaşama isteğine sahiptir. “Türkiye parçalanıyor”, “Türkiye bölünüyor” diyenlere şunu sormak lazım: Halka soruyor musunuz? Kürtler bölünmek istemiyor ki. Bu bir korku politikasıdır. Bu ülkeyi Kürtler, Türkler ve diğer unsurlar birlikte kurdular, Kurtuluş Savaşı'nı birlikte verdiler. Demokratik bir yapı içinde insanlar özgürce yaşayabilir. Ayrıca, eğer bu ülkede iktidar samimiyse toplumun her kesimiyle barış sağlamalı. Düşüncesinden dolayı cezaevlerinde yatan insanlarla, öğrencilerle, aydınlarla, sendikacılarla, inançları yok sayılan Alevilerle, toplumun her kesimiyle barışı gerçekleştirmek zorunda.

SOSYAL DEMOKRASİ NE KADAR MÜMKÜN?

Şimdi sermaye eskisinden çok daha saldırgan. Çin bütün dünyada örnek gösteriliyor. Türkiye'de bakanlar da ha bire Çin'i referans gösteriyor maliyetleri düşürmek için. Sermaye çok şiddetli saldırdığı için sosyal demokrasi anlayışının yaşama geçme şansı bugün ortadan kalkmadı mı?

Bence şöyle. Bu aşırı kâr, aşırı sömürü karşı tepkiyi de doğuracaktır. Giderek yoksulluk ve işsizlik oldukça buna tepki de olacaktır. Bu sorunlar devam ettiği sürece tepki de olur. Mesela Latin Amerika'da her şeye rağmen sosyalistler, solcular iktidara geliyor.

Giderek sermaye ile emek arasındaki uzlaşmanın koşulları ortadan kalkmıyor mu?

Uzlaşma güç meselesidir, sömürü karşısında örgütlenip kendi gücünüzü ortaya koyarsanız, geri adım attırabilirsiniz. Yani sermayenin geri adım atması için milyonlarca insan sokağa çıkmalı, haklarına sahip çıkmalı. Demokrasi parlamentodan ibaret değildir. Demokrasi bir yaşam biçimidir.

Türkiye'de biraz böyle algılanıyor.Böyle demokrasi olmaz. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, katılımcılık olmadan demokrasi olmaz.

Madem emekçiler bu kadar örgütlenecek sömürü azaltmakla kalmasın, sömürüyü kaldırsın. Neden sömürü koşullarında küçük haklarla yetinsin?

Sosyal demokrasi, daha çok demokratik sosyalizm anlayışındadır. Sosyal demokrat partiler sınıf partileri değil, kitle partileridir. Düzen içinde emekten yana tavır alan siyasal bir düşüncedir. Sınıf temelinde örgütlenen tek sınıfın iktidarını savunan sosyalist partiler de vardır. Ama birçok Avrupa ülkesinde sosyalist partiler, demokratik sosyalizmi savunuyorlar. Bizim için de sosyal demokrat parti bir sınıfa dayanmamalı, kitlenin partisi olmalıdır.

Onlar zaten artık sosyalist değil sosyal demokratlardır.Evet, sosyal demokrasi daha çok kitle partisidir. Ama emek ağırlıklıdır. Emekten ve insandan yanadır.

HABERE YORUM KAT