1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Toprak ev kanser yapıyor
Toprak ev kanser yapıyor

Toprak ev kanser yapıyor

DİYARBAKIR- Diyarbakır, Elazığ, Kapadokya bölgelerinde toprak yapılı evlerde oturan vatandaşların, akciğer zarı kanserine yakalanma oranlarının, normal evlerde yaşayan vatandaşlara oranla 6 ila 8 kat daha fazla risk taşıdığı bildirildi.

A+A-

Özel Bağlar Hastanesi İç Hastalıklar Uzmanı Doç. Dr. Semir Paşa, akciğer zarı kanserine neden olan etkenin aspestozis denilen bir maddeden kaynaklandığını belirterek, bu maddenin daha çok beyaz toprakta yer aldığını söyledi.

Bu toprağın özellikle Diyarbakır, Elazığ ve Kapadokya bölgesinde çok yaygın olduğunu kaydeden Doç. Dr. Paşa, bunun tarımsal ve özellikle de yapı malzemesi olarak kullanımının diğer bölgelere oranla 6 ila 8 kat daha fazla akciğer zarı kanserine yakalanma riski taşıdığını ifade etti. Akciğer zarı kanseri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Paşa, "Akciğer kanseri olarak bilinen ve bölgemizde özellikle Diyarbakır ile Elazığ arasındaki bölgelerde sık olarak karşılaştığımız, akciğer zarının duvarında kalınlaşma ile karakterize olan bir hastalıktır. Bu hastalık bölgemiz için yaygın bir hastalıktır. Bazı liflerin ve bezlerin akciğerde birikimi ve akciğerden temizlenememesi sonucu oluşmaktadır. Aspest, metalik olmayan lifli yapıdaki bazı minerallerin bir araya getirilerek sanayide özellikle aşınmaya karşı ürünlerin imalatında kullanılan bir ürün.

Bu sanayi ürünlerinin imalatında çalışanlarda sık olarak karşımıza çıkan bir meslek hastalığı olsa da bölgemizde beyaz toprağın yoğun olduğu ve yoğun olarak kullanıldığı alanlarda çevresel bir faktör olarak da yine bu kanser karşımıza çıkmaktadır. Bazı kaynaklarda bunun bir virüs ile ilişkisi tanımlanmış olsa da, bildiğimiz kadarıyla aspestozis ya da eritoit isimli bir mineraldir. Bunlar akciğer zarında birikip temizlenemedikleri için, birikimden yıllar sonra akciğer zarında iltihaplanma, kalınlaşma ve sonrasında akciğer zarından akciğerin içine doğru ilerleyen ve kanserleşebilen kitlelere dönüşür” dedi.

Hastaların genel anlamda nefes darlığı, göğüs ağrısı, hırıltı ve yan ağrıları gibi nedenler ile kendilerine başvurduğunu kaydeden Doç. Dr. Paşa, bu hastalığın tedavisinin de olmadığını dile getirdi. Yapılan kemoterapi ve radyoterapinin sadece ağrıları dindirmeye yaradığını aktaran Doç. Dr. Paşa, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

"Hastalık tedaviye çok iyi cevap verebilen bir hastalık değil. bu hastalarda kemoterapi ya da radyoterapi hastaların sadece ağrılarını dindirmek ve gidermeye yönelik olarak kullanılmaktadır. Kesin tedavi için elimizde çok kuvvetli ajanlarımız yok. Pek çok ülkede iminoterapi üzerinde çalışmalar olsa da klinik kullanımı çok yaygın değil. Bunun için öncelikli olarak bir meslek hastalığı olarak karşımıza çıkmasını engellememiz lazım. İşçileri korumamız ve özellikle maske ile ve daha güvenli iş yerlerinde çalışmalarını sağlamamız lazım. Bir diğer önemli konu ise beyaz toprakla çalışan ve özellikle bunu sıva ve badana malzemesi olarak kullanan köylülerimizin bilinçlendirilmesi, bu malzemenin evlerden olabildiğince uzak tutulması lazım. O toprak evde yaşıyor olmak da zaten başlı başlına büyük bir risk. Ama ne kadar uzak kalsak o kadar iyi şeklinde düşünecek olursak, hiç olmasa boya, badana malzemesi olarak kullanılmaması üzerinin boyalarla ve çimento ile kaplanmış olması daha sağlıklı olacaktır.”

Akciğer zarı kanserinin özellikle Diyarbakır ve Elazığ arasındaki bölgede ve Kapadokya bölgesinde bu beyaz toprağın çok yoğun olduğunu bildiklerini anlatan Doç. Dr. Paşa, bu toprağın tarımsal ve yapı malzemesi olarak kullanıldığı bölgelerde, diğer bölgelere oranla altı ile on kat daha sık görüldüğünü, dünyada yaklaşık sıklığı milyonda 2 iken bölgelerimizde yüz binde 8 civarında çok yüksek bir oranda olduğunu sözlerine ekledi.

HABERE YORUM KAT