1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Toplumsal Barış ve Müzakere Kanunu
Toplumsal Barış ve Müzakere Kanunu

Toplumsal Barış ve Müzakere Kanunu

Çözüm sürecinin sona ermesinin ardından kaynayan siyasette Hakların Demokratik Partisi (HDP) “Toplumsal Barış ve Müzakere Kanunu Teklifi” vererek, yeni bir hamle yaptı.

A+A-

Halkların Demokratik Partisi (HDP) TBMM Grup Başkan Vekilleri ve Diyarbakır Milletvekilleri İdris Baluken ile Çağlar Demirel, parti grubu adına Kürt sorunun çözümü için Toplumsal Barış ve Müzakere Kanunu Teklifi verdi.

Teklifin gerekçesinde çok geniş değerlendirmeler yapılan HDP teklifinde, Türkiye’nin bir ulus devlet olarak kurgulanıp. kurulduğu dönem öncesi ve sonrasında Anadolu ve Mezopotamya’nın bütün farklı inanç ve halkları sindirilmeye, yok edilmeye çalışıldığını belirtilerek “Ülke sınırları içindeki halklardan biri olan Kürt Halkının da bütün hakları ile yaşama isteği görmezden gelinmiş; dili, kültürü, tarihine yönelik tüm izlerin silinmesi temelinde çalışmalar yürütülmüştür. Bu olaylardan en trajik ve hala etkisini sürdüreni Dersim Katliamı’dır. Dersim Katliamı, Kürt Halkının varlığına yönelik uygulanan sistematik süreci göstermesi bakımından önemli bir örnektir.

 

Zira bu katliam, sistematik biçimde bir halkın yok edilmesi, kaybedilmesi, inancının küçük düşürülmesi, bulundukları yerin adının Tunceli olarak değiştirilmesi, küçük kız çocuklarının evlatlık verilmesi gibi unsurları bir arada taşımaktadır. Ancak, Kürt Halkının yaşadığı, maruz kaldığı tek olay maalesef Dersim olayı değildir. Kürtlerin anadilinde konuşma, eğitim alma haklarının gaspından, paramiliter güçler tarafından gerçekleştirilen zorla kaybetmelere, köy yakmalardan, bombalamaya, coğrafyanın tahribatından ekonomik kaynakların aktarılmayışına değin çok ciddi can kayıpları, ağır hak ihlalleri söz konusu olmuştur. Yaşanan bu ağır süreç bir süre sonra çatışma ortamını beraberinde getirmiş ve son otuz yıldır toplumlar arası derin bir kırılma gerçekleşmiştir” denildi.

Kırılma ve halklar arası çatışmaların dünyanın pek çok yerinde de söz konusu olduğu kaydedilen teklifte, Kuzey İrlanda’daki barış süreci ve Güney Afrika süreci gibi uzun ya da görece daha kısa süren görüşmelere ve çözüm süreçlerine yer verildi.

Türkiye’de ise bu 30 yıllık çatışmalı süreçte çeşitli dönemlerde ateşkesler ilan edilmiş ise de devletin, Kürt halkının temel taleplerini görmezden gelme eğilimleri neticesinde bu ateşkes süreçlerinin heba olduğu kaydedilen teklifte “Nitekim Kürt açılımı, Oslo Görüşmeleri gibi aşamaların ardından Kürt sorununun barışçıl çözümü yönünde başlayan sürecin ilk adımları, Sayın Abdullah Öcalan’ın barıştan yana kararlı duruşu başta olmak üzere Kürt Hareketi tarafından atılmıştır ve atılmaya devam edilmektedir. Sayın Öcalan’ın devlet ve hükümet yetkilileriyle yaptığı müzakereler sonucu, 21 Mart 2013 günü Diyarbakır Newrozu’nda dile getirdiği çağrı, barışın tesisine yaklaşıldığını tüm Türkiye Halklarına müjdelemiştir. 2013 yılındaki bu tarihi barış iradesinin ifadelendirilmesi sonrasında Türkiye halklarında var olan barış umudu en üst noktaya çıkmıştı.

 

28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de partimiz temsilcileri, hükümet temsilcileri ve devlet yetkililerinin bulunduğu bir toplantıda kamuoyuna, Cumhurbaşkanı ve Sn Abdullah Öcalan’ın tam bilgisi dâhilinde olmak kaydıyla, mutabakatı deklare etmesi, Türkiye siyasi tarihinin en kritik anlarından birine işaret etmekteydi. Kürt Sorununun müzakereye dayalı çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için çerçeve çizen Dolmabahçe Deklarasyonu, barışçıl yollarla toplumsal gerilimleri çözmenin reçetesi olarak tüm ilgili sosyal ve siyasal çevrelerce kabul edilmekteydi.  Fakat 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi bazı siyasi aktörlerin “Çözüm Süreci yoktur, masa yoktur, mutabakat yoktur” şeklindeki beyanları ve toplumsal barışı seçimlerde zafer kazanmaya endekslemeleri büyük bir yıkım getirmiştir. Sayın Öcalan’ın çözüm sürecinin seçimlere endekslenmemesi ve seçim zamanlarından zarar görmemesi üzerine yaptığı tüm telkinlere rağmen hükümet kanadı, pragmatizmi siyasal bir gelenek ve programatik haline getirmesinden mütevellit, Türkiye’deki barış umutlarına ağır bir darbe indirmiştir” denildi.

5 Nisan 2015 tarihinden itibaren Öcalan tecrit uygulandığı dile getirine teklifte “Başlayan ağır tecrit koşulları ile birlikte Türkiye’de çatışmalar yoğunlaşmış, bu çatışmalı ortam küresel düzlemdeki birçok gözlemciye göre iç savaş düzeyine varmıştır. Çatışmaların büyüklüğü belli bir gösteren olsa da, asıl gerçeklik şudur ki; bu çatışmaların geçmişinde tarif edilemez acılar tüm Türkiye halkları nezdinde yaşandı ve bu yangına siyaset kurumu, Çözüm Süreci’ne tam müzakere koşullarında dönüş yaparak, su dökmez ise ne yazık ki tarifi ve telafisi mümkün olmayacak acılar yaşanmaya devam edecektir. Toplumsal barışın kalıcı tesisi, yapılmış müzakerelerin güvence altına alınması için bir kanunun çıkarılması ve müzakerelerin çerçevesi belirlenerek bu topraklarda barış umudunun korunması ve büyütülmesi son derece önemli ve gereklidir.

 

Zira böylesi bir bıçak sırtı duruma hassas olunması, bugüne kadar kaçırılmış fırsatlar ve ardından gelen şiddet dönemleri neticesinde yaşanan kayıplar düşünüldüğünde daha da önem arz etmektedir. Elbette barış sürecinin güvence altına alınması, hem bu yasal metin ile hem de güven artırıcı diğer adımların atılması ile mümkün olacaktır. Bu kanun teklifinin yasalaşması ile birlikte yol temizliği gibi anti-demokratik düzenlemelerin son bulmasına yönelik yasal düzenlemelerin de acil bir şekilde yapılması elzemdir. Bu bağlamda, Terörle Mücadele Kanunun ve İç Güvenlik Kanununun kaldırılması,  seçim barajının düşürülmesi,  Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunlarında, 2911 sayılı yasada, PVSK’da demokratik düzenlemeler yapılması,  uluslararası anlaşmalardaki çekincelerin kaldırılması,  koruculuğun lağvedilmesi de barışa giden yolun temizlenmesi adına önemli adımları teşkil etmektedir. Yol temizliği ile birlikte yine çeşitli mevzuatta yer alan milliyetçi, ayrımcı ifadelerin temizlenmesi, dil haklarına yönelik düzenlemeler yapılması halka barışın ifade edilmesini kolaylaştıracak ve barışın tüm halk kesimleri tarafından korunmasını sağlayacaktır. Ayrıca görüşmelere gözlemci bir heyetin dâhil edilmesi ile Sayın Öcalan ve Devlet arasında gerçekleşen görüşmeleri garanti altına alacaktır. Barış süreçleri, dünya deneyimlerinden ve kendi iç deneyimimizden de müşahede ettiğimiz üzere sekteye uğrama ihtimali yüksek, kırılgan süreçlerdir. Bu nedenle yeni bir kırılganlığa mahal vermemek kaydıyla “Toplumsal Barış ve Müzakere Yasası” hazırlanmıştır” ifadelerine yer verildi.

Toplumsal Barış Ve Müzakere Kanunu Teklifi adıyla sunulan teklifin amaç ve ve tespit edilen kazı sorunlarla ilgili maddeleri ise şöyle sıralandı:

“Amaç ve kapsam. Bu Kanunun amacı; Kürt sorunu başta olmak üzere toplumdaki mevcut çatışmalara kaynaklık eden siyasi, etnik, kültürel, inançsal, sosyal, ekonomik ve benzeri tüm sorunların farklı boyutlarının çözümü ile iç barış ve uzlaşının kalıcı tesisine yönelik olarak toplumsal barışın önündeki engellerin kaldırılması ve bu bağlamda sorunun taraflarının çözüme ve toplumsal barışın inşasına ilişkin mutabakata varmalarını olanaklı kılacak müzakerelerin yasal çerçevesini belirlemek ve barış süreçlerini kolaylaştırmaktır.  

Temel İlkeler, Devlet, toplumsal barış ve müzakere için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Devlet tüm yurttaşlar için demokratik ve eşit siyaset hakkının tanınmasının güvencelerini sağlar. Devlet, sivil, siyasal ve sosyal hak ve özgürlüklerin kullanımı önünde hukuki veya fiili engelleri ortadan kaldıracak önlemleri almakla yükümlüdür. Devlet, temel haklara karşı suç oluşturan hareketlerin tekrarlanmasının önüne geçecek önlemleri almakla yükümlüdür. Devlet ayrımcı uygulamalarla mücadele eder ve mevzuatta yer alan ayrımcı ve ırkçı ifadelerin ayıklanması yönünde çalışmalar yürütür. Devlet, toplumsal barışın tesisine yönelik olarak çatışmalı süreç döneminde oluşturulmuş tüm paramiliter yapı ve birimlerin kaldırılmasına yönelik önlemleri almakla yükümlüdür. Devlet, politik amaçlarla silahlı mücadeleye başvurmuş örgüt üyelerini demokratik, sivil, siyasal ve toplumsal yaşama katmak ve politik amaçları doğrultusunda demokratik mücadele zeminini yaratmak için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Devlet, barış sürecinin tesisi ve buna yönelik ilkelerin hayata geçirilmesi hususunda yapılacak iş ve işlemlerin koordinasyonu ve yürütmesini gerçekleştirmek üzere “Toplumsal Barış ve Müzakere Bakanlığı” teşkili için gerekli çalışmalar yürütmek ve önlemleri almakla yükümlüdür.

 

Müzakereler. Toplumsal barış ve müzakere için gerekli şartlar ilgili kurumların ortak çalışmalarıyla sağlanır. Müzakereler; ilgili kurumlar tarafından dönüşümlü olarak seçilecek üst düzey yetkili veya yetkililer, Taraf, Heyet ve Gözlemci’nin birlikte olduğu oturumlarda gerçekleşir. Devlet, müzakerelerin güvenilir şekilde gerçekleşmesi için uygun teknik ve yöntemler kullanır. Müzakereler kayda alınır ve arşivlenir.

                                          

Katılım ve şeffaflık. Toplumsal barışın sağlanması temelinde gerçekleşen müzakerelerin yapılma sıklığı ve biçimi taraflarca belirlenir. Müzakerelere Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları, siyasi partiler, milletvekilleri, sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar, basın-yayın görevlileri ve diğer kişi ve kurumlar katılabilir. Müzakerelere ilişkin gelişmeler hakkında hazırlanacak raporlar düzenli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılır.

Güvenceler. Devlet, müzakere sürecinin hedeflediği ülkedeki tüm sorun ve çatışmalara kaynaklık eden militarist, yasakçı anlayışın ürünü darbe Anayasasının değiştirilmesi ve tüm yurttaşların kendini içinde bulabileceği dil, ırk, etnik köken, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri farklılıklara yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, sivil, özgürlükçü, demokratik yeni bir toplumsal sözleşmenin yapılması hususunda çalışmalar yürütür.

 

Göçler. Devlet, zorla göçe tabi tutularak kadim yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış vatandaşların zararlarının telafisi ve tazmini ile isteğe bağlı olarak dönüşleri durumunda insan onuruna yaraşır yaşam koşullarını sağlar. Devlet çatışmalı süreç ve Kürt sorunundan kaynaklı yaşadıkları mağduriyet neticesinde ülkesini terk etmek zorunda kalarak ülke dışında yaşamak zorunda kalan siyasi mültecilerin geri dönüşlerine ilişkin yasal, sosyal ve ekonomik koşulları sağlar.

 

Kayıplar, Yargısız İnfazlar. Devlet; devlet otoritesi tarafından veya devletin sorumluluğu altında hareket eden askerler, kolluk kuvvetleri, paramiliter güçler, sivil polisler, korucular ve diğer devlet görevlileri veya devlet adına çalışan diğer kişiler tarafından kişilerin zorla kaybedilmesi veya öldürülmesi suçunu işleyenlerin yargılanmalarının önünü açacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu suçlar insanlığa karşı suç olarak tanımlanır ve zamanaşımına tabi değildir.

 

Kültürel ve Sosyal Haklar. Devlet; herkesin dil, ırk, etnik köken, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri farklılıkları bir zenginlik olarak kabul etmek ve bireylerin bu farklılıklardan ötürü ayırımcılığa uğramaması için gerekli önlemleri almak ve buna ilişkin gerekli yasal-anayasal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. 

 

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu. Bu Kanunun uygulanmasını izlemek, değerlendirmek, denetlemek, belirlenen görevleri ifa etmek, yetkileri kullanmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinde Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu kurulur.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonunun görevleri şunlardır:

Barışın sağlanmasına katkı vermek, görüş ve öneriler geliştirmek, Toplumsal bellek çalışmaları ve arşivlemeleri üzerine incelemeler yapmak ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla Türkiye’de sistematik ve ağır insan hakkı ihlallerinin belgelenmesi için bilgi ve belge sağlamak ve işbirliği yapmak, sivil toplum kuruluşlarını sürece dahil etmek, Bu Kanunun sağladığı hak ve hizmetlerin yaşama geçirilip geçirilmediğini, uygulamada ortaya çıkan sorunları tespit etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca toplumsal barış ve müzakere süreci kapsamında havale edilen kanun tasarı ve teklifleriyle, kanun hükmünde kararnameleri görüşmek, toplumsal barış ve müzakere süreci ile ilişkili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının gündemindeki konular hakkında görüş ve öneri bildirmek, Barış sürecinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi adına çatışmalardan kaynaklı yaşanan ağır insan hakkı ihlalleri ile ilgili başvuruları incelemek, gereğinin yapılması için ilgili mercilere iletmek, söz konusu başvurularla ilgili Genel Kurulda açılacak genel görüşmeye esas raporu hazırlamak, Bölgeler arası eşitsiz kalkınmanın yarattığı adaletsizliğin giderilmesi yönünde kapsamlı sosyo-ekonomik çalışmalar yürütülmesi ve buna yönelik gerekli çalışma birimlerini oluşturmak, Kürt sorunu ve çatışmalardan kaynaklı ve toplumsal bir sorun teşkil eden çocuğa ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi ve kadının barış sürecine dahil edilmesine ilişkin gerekli düzenlemeleri yapmak, Çatışmalı sürecin bir sonucu olarak doğada meydana gelen tahribat ile ilgili olarak ekolojik bir perspektif belirlemek ve doğanın uğradığı zararı onarıcı çalışmalar yapmak, bu alanda çalışmalar yürütmek üzere birimler oluşturmak, TBMM arşivleri içerisinde yer alan Cumhuriyetin kuruluş çerçevesini belirleyen metinlerin, anlaşmaların incelenmesi için gerekli çalışma birimleri oluşturmak, Müzakere süreci içerisinde toplumsal kırılmaların giderilmesi ile onarıcı adalet mekanizmalarının işletilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak ve bu çalışmaları yürütecek olan Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütmek.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonunda; siyasi parti grupları ile bağımsızlar Meclisteki sayılarının üye tamsayısına nispet edilmesi ile bulunacak yüzde oranına uygun olarak temsil edilirler. Üye sayısı Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurulca belirlenir. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu üyelikleri için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi iki yıldır. Komisyon üye seçiminde cinsiyet eşitliği ilkesi esas alınır. Komisyon, siyasi parti gruplarının yüzde oranlarına göre, bir başkan, iki başkan vekili, bir sözcü ve bir katip seçer. Bu seçim, üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanan Komisyonun, toplantıya katılanlarının salt çoğunluğunun gizli oyuyla yapılır.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu, üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz. Komisyon, incelemelerini alt komisyonlar kurmak suretiyle yapabilir ve Ankara dışında da çalışabilir.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu, görev alanıyla ilgili gerekli gördüğü bilgileri tüm kurum ve kuruluşlardan istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi istenilen kurum ve kuruluşlar bu bilgileri ivedi olarak vermekle yükümlüdür. Kurum ve kuruluşlarca, gizlilik derecesi verilmiş veya açıklanması hâlinde millî güvenliğe ve çıkarlara, ülkenin dış ilişkilerine zarar verebilme gibi gerekçelerle bu yükümlülükten kaçınılamaz.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu, kayıt düşülen bu türden bilgilerin kullanılıp kullanılmayacağına kendileri karar verir. Komisyon, görevleri ile ilgili olarak hazırladığı raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Bu raporlar üzerine genel görüşme açılır. Komisyonun gerekli görmesi hâlinde; inceleme konusunun sorumluları hakkında genel hükümlere göre kovuşturma veya işlem yapılabilmesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Komisyon raporu ilgili mercie bildirilir”

 

(Mahmut Oral)

HABERE YORUM KAT