1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. TEMA Vakfından seçim öncesi 'Eko Siyaset' bildirgesi
TEMA Vakfından seçim öncesi 'Eko Siyaset' bildirgesi

TEMA Vakfından seçim öncesi 'Eko Siyaset' bildirgesi

TEMA Vakfı, seçimlere girecek tüm siyasi partilere, Eko Siyaset 2015 Bildirgesi'ni ileterek partileri doğayla ilgili sorunları ve çözümleri siyasetin merkezine taşımaya çağırdı.

A+A-

“Artık ülkemizde siyaset doğayı kalkınma politikalarının merkezine koymalıdır” çağrısı yapan TEMA, son 13 yılda Türkiye'de tarım arazilerinden yüzde 9'unun yok olduğuna işaret etti.
 
TEMA Vakfı, Eko Siyaset 2015 Bildirgesini açıkladı. Vakıf tüm siyasi partileri doğayla ilgili sorunları ve çözümleri siyasetin merkezine taşımaya çağırdı.

 

Günümüz siyasetini doğrudan etkileyen bölgesel çatışmalar, mülteci sorunu, ekonomik kayıplar ve risklerin doğrudan çevre ve doğayla bağlantılı olduğunu belirten Vakıf, tüm siyasi partileri sürdürülebilir yaşam için doğanın ve çevrenin korunmasını amaç edinen politikalar oluşturmaya davet etti.
 
Bildirge ile siyasi partiler, "Özüne sadece insanı koyan kalkınma ve büyüme odaklı politikalar yerine, ekosistemdeki tüm canlı ve cansız varlıkları bütüncül bir şekilde ele alan, ekosistem hakkını gözeten ve sadece bugünün değil gelecek nesillerin haklarını tanıyan 'Çevre Yönetimi ve Doğal Varlıkların Korunması' stratejileri ve politikaları oluşturmaya" davet edildi. Hazırlanan bildirgede, toprak, su, orman gibi doğal varlıkların ve onların oluşturduğu ekosistemlerin korunmasından, iklim değişikliğiyle mücadeleye ve sürdürülebilir tarıma varan öneriler yer aldı.
 
'Kuraklık mülteci sorununun tetikleyicilerinden biri'
 
Eko Siyaset 2015 Bildirgesi'nde, "Çevre ve doğayla ilgili sorunlar hiç olmadığı kadar gündelik siyasal ve ekonomik hayatımızı etkiliyor" denildi.

 

Suriye'de yaşanan ve her geçen gün Türkiye'yi de etkileyen bölgesel çatışma ve mülteci sorununun temelinde de tetikleyici faktör olarak bir doğa sorunu olduğuna dikkat çekilen bildirgede, şunlar aktarıldı: "İklim değişikliği nedeniyle Suriye'de 2007 sonrası yaşanan kuraklıkların milyonlarca insanın şehirlere göçmesine yol açtığı ve bunun yarattığı siyasi kırılganlıkların iç savaşın temel nedenlerinden biri olduğunu gösteren bilimsel makaleler var. Sorunun çözümü ya da benzer çatışmaların çıkmaması için ulusal ve uluslararası siyasetin temelde yatan doğa sorunlarını irdeleyip ona göre strateji belirlemesi gerekiyor."
 
Bildirgede, Türkiye'nin iklim değişikliği etkilerinin en fazla etkili olduğu Akdeniz çanağı içinde olduğu hatırlatılarak, sera gazı salımının azaltılarak acilen yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılmasının, entegre toprak ve su yönetimi çalışmalarına başlanmasının önemine işaret edildi.

 

Devamında, "Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların yarattığı sera gazları iklim değişikliğine neden oluyor. İklim değişikliği nedeniyle ülkemizde sıcaklıklar arttığı, yağışlar azaldığı gibi sel ve kuraklık gibi felaketlerle de daha sık yüz yüze gelmeye başladık. Bu sorunlar tarım, turizm ve altyapı gibi sektörleri doğrudan etkiliyor. Gıda fiyatları artıyor, bundan en fazla yoksul insanlarımızı etkileniyor. Sıklaşan doğal afetlerde her yıl birçok insanımızı kaybediyoruz" denildi.
 
'Toprak yoksa, gıda da yok'
 
İklim değişikliği etkilerine karşı özellikle tarım alanlarında ve küçük çaplı aile üreticileriyle uyum çalışmalarının hızlanması istenen bildirgede, "Son 13 yılda tarım alanlarının yüzde 9'u tarım dışı amaçlarla kullanılması nedeniyle kaybedildi. Her 12 yılda 1 cm toprak erozyonla yok oluyor. Toprak olmazsa gıda da olmayacağı için toprak varlığının korunması gerekiyor. İklim değişikliğine yönelik çiftçi eğitimleri, modern ve verimli altyapı yatırımları, entegre toprak ve su yönetimi çalışmaları yapılmalı" denildi.
 
Bildirge de, Türkiye'nin toprak, su varlıkları ile biyolojik çeşitliliğini etkileyen başlıca uygulamalar, iklim değişikliği ve bunlara ilişkin mevzuat-politikalar inceleniyor. Türkiye'nin enerji ve madencilik politikaları, neden oldukları tahribatın ölçeği, şiddeti ve etkileri dikkate alınarak değerlendiriliyor.
 
'Türkiye su fakirliğini yaşayacak'
 
Vakıf bildirgesine, mera alanlarının gerilemesine ilişkin yaptığı gözlemlere yer vererek şunları kaydetti; "1920'lerin başında arazilerimizin yüzde 56'sını oluşturan meraların oranı bugün yüzde 19'a gerilemiştir ve mevcut meralarımızın yüzde 70'inde bitki örtüsü zayıf ve verimsizdir.

 

Türkiye'de 13 yılda 2,4 milyon hektar tarım arazilerimizin yüzde 9'u tarım arazisi kaybedildi. 2013 sonuna kadar Orman Kanunu'nun ilgili maddeleri ile 414 bin 222 hektar ormanlık alanda madencilik, ulaşım, enerji, haberleşme, atık yönetimi ve benzeri amaçlı tesisler için izin verildi.

 

Türkiye'de 2020 yılında 5 milyon nüfus artışı olacağı tahmin edilmektedir. Eklenen nüfus için beslenmede en önemli kısmı tutan tahıl üretimi dikkate alındığında üretimimizin 1 milyon ton artması gerekecektir. Bu durum, eğer verimlilik artışı sağlanamazsa, neredeyse Karabük büyüklüğünde yaklaşık 400 bin hektar tarım alanına daha ihtiyaç duyulacağı anlamına gelmektedir. Türkiye nüfusunun 2050 yılında 93-111 milyonu bulacağı tahminine göre 2050'ye doğru 'su fakiri' bir ülke konumuna gelecek."
 
'AKP, döneminde tarım alanlarının yüzde 9'u yok oldu'
 
TEMA Vakfı, Eko Siyaset 2015 Bildirgesinde Türkiye'de doğa ile ilgili yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini şöyle sıraladı: "Türkiye'de 13 yılda 2,4 milyon hektar tarım arazilerimizin yüzde 9'u kaybedilmiştir. 1920'lerin başında arazilerimizin yüzde 56'sını oluşturan meraların oranı bugün yüzde 19'a gerilemiştir ve mevcut meralarımızın yüzde 70'inde bitki örtüsü zayıf ve verimsizdir.

 

Diğer yandan Türkiye'de 2020 yılında 5 milyon nüfus artışı olacağı tahmin edilmektedir. Eklenen nüfus için beslenmede en önemli kısmı tutan tahıl üretimi dikkate alındığında üretimimizin 1 milyon ton artması gerekecektir. Bu durum, eğer verimlilik artışı sağlanamazsa, neredeyse Karabük büyüklüğünde bir tarım alanına yaklaşık 400.000 hektar daha ihtiyaç duyulacağı anlamına gelmektedir.
 
'Türkiye tarım üzerinde uzun vadeli uyum çalışmaları başlatmalı'
 
Tarım arazilerinin amaçdışı kullanımının engellenmesi için 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun öngördüğü şekilde Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Planları'nın hazırlanması, tarımsal potansiyeli yüksek büyük ovaların tarımsal koruma alanı ilan edilmesi, iklim değişikliğinin Türkiye tarımı üzerine etkilerine yönelik bilimsel etki ve riskler çalışmaları ışığında orta ve uzun vadeli uyum çalışmaları başlatılması istenilerek, "İklim değişikliğine yönelik çiftçi eğitimleri, modern ve verimli altyapı yatırımları, entegre toprak ve su yönetimi çalışmaları yapılmalıdır.

 

Sürdürülebilir tarım tekniklerini yaygınlaştırıcı üretici desteklerinin tarım politikamızın birincil önceliği olması gerekmektedir. Toprak koruma ve erozyonla mücadele tedbirlerinin desteklenmesi gereklidir. Tarım alanları gibi meraların da amaç dışı kullanımına son verilmeli. Hayvancılığın gelişmesi, biyolojik çeşitliliğin ve toprağın korunmasına hizmet edecek şekilde 'sürdürülebilir mera yönetimi' hayata geçirilmelidir.

 

Bitkisel üretimin büyük ölçüde aile işletmeleri tarafından karşılandığı ülkemizde aile çiftçiliğinin desteklenmesi, hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de tarımsal biyolojik çeşitlil

HABERE YORUM KAT