1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Tek çözüm diyalog
Tek çözüm diyalog

Tek çözüm diyalog

Ankara’daki bombalı saldırı ile dikkatler bir kez daha Türkiye’de giderek çözümü zor hale gelen Kürt meselesine odaklandı.

A+A-

Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde, İlçe Emniyet Müdürlüğü ile üstündeki polis lojmanlarına dönük 13 Ocak günü gerçekleştirilen 1’i polis, 2’si çocuk, toplam 6 kişinin yaşamını yitirdiği, 39 kişinin yaralandığı bombalı saldırı, dün de Diyarbakır-Bingöl karayolunda, Alibardak Köyü yakınlarında yola döşenmiş el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesiyle 1’i astsubay, 6 askerin hayatını kaybettiği saldırılar, önümüzdeki günlerde şiddet sarmalının katlanarak artacağı endişesini doğurdu.

 

Siyasi gözlemciler içeride güvenlikçi politikalarda ısrar edilmesi, Rojava’da ise PYD-YPG’nin düşmanlaştırılması söyleminin devamı halinde, şiddetin artacağından kaygılı. Sorunun mutlaka ve mutlaka masada çözüleceğine dikkat çeken gözlemciler diyalog zeminine yeniden dönülmesi gerektiğine dikkat çekti.

 

Bu durum sürdürülebilir değil

 

Diyarbakır Tabip Odası eski başkanlarından, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi eski üyesi, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) Başkanı Dr. Necdet İpekyüz, yaşananlar karşısında söylenecek tek cümle bulunduğunu ifade etti. Bu konuda aklı selim olan herkesin söyleyeceği şeyin “Bu durum sürdürülebilir değildir” olacağını kaydeden İpekyüz, şöyle devam etti:

 

Sorun ertelendikçe kangrenleşiyor

 

“Tekrar güvenlikçi politikalar, çatışma ve savaş boyutuna ilerleyen bir tablo sürdürülemez. Sağduyu ile bakarsak, herkes Türkiye’de Kürt meselesinin konuşulacağını ve bu sorunun ancak ve ancak konuşularak çözüleceğini de görüyor. Ama şu da var ki bu sorun konuşulmadıkça ve güvenlik eksenli çözümsüzlüğe itildikçe de uluslar arası boyutu da giderek artıyor. Uluslar arası müdahalelere açık hale geliyor.

 

Kürt sorunu uluslar arası alana gidince de çözümü zorlaştığı gibi mağduriyetleri de artıyor. Ertelendiği sürece sorun kangrenleşiyor. Toplum olarak hep şu dile getiriliyor, ciddi bir kutuplaşma ve kopukluk yaşanıyor. İnsanlarda soluk alma, umut olmadığı sürece de bu kopuş süreci artıyor.

 

Tek çözümün sanki sadece şiddetmiş gibi algılanmaya başlanacak. Bu durumda Türkiye’deki herkes kaybedecek ve Ortadoğu’daki istikrar da bir daha kolay kolay düzelemeyecek halde zedelenecek. Dünyanın geldiği aşamada bugün yüzeysel tepkiler dile getiriliyor ama Kürt meselesi herkesin ortasında duran, çözüm bekleyen bir sorun yumağı olarak duruyor. Bugün itibarıyla, aslında seçimlerden bu yana yaşanan gelişmelere bakıldığında ise yakın gelecekte, her gelen gün giderek artan ve bir şiddet eğilimi ve kaosa gebe günler görünüyor”

 

Herkes pozisyon belirliyor

 

Diyarbakır Barosu eski başkanlarından kabul edilmeyen adı Kürdistan Hukukçular Birliği olan Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) Kurucu Genel Başkanı avukat Mehmet Emin Aktar, Çınar, Diyarbakır ve Ankara’daki saldırıların tümünün Suriye’deki olayla bağlantılı olduğunu söyledi.

 

Ortadoğu’daki savaş senaryoları konuşulurken her kesimin, her gücün kendisine en uygun ve kazançlı çıkacağı bir pozisyon aradığına dikkat çeken Aktar, şöyle devam etti:

 

Çatışmaların yükseleceği görünüyor

 

“Kürtler de diğer güçler gibi kendini konumlandırıyor ve varlığını da korumaya çalışıyor. Bunu yapınca da karşıdakinin tutumu üzerinden de pozisyonunu belirliyor.

 

Çünkü karşısındakinin tutumu ve kendisine yaklaşımı da önemli. Şimdi siz kalkıp Obüs Fırtına Topları ile Rojava’ya saldırırsanız, buradan başka bir ses gelir, Cizre’de bodrumda insanları yakarsanız, bunların karşısında da farklı tepkiler alırsınız. Bunlar birbirlerini etkileyen süreçler. Etki tepki meselesi gibi, ortada bir savaş var ve pozisyon alanlar var.

 

Ortada bir diyalog zemini yokken, bırakın diyalogu bunun umudu bile yokken, çatışmaların sürüp gideceği ve gittikçe de yükseleceği görünüyor. Bu sürdürülebilir mi, buna karar veren ve sonlandırma gücüne sahip olan bizler olmadığımız için karar vericilerin düşünmesi gerekir. Ama bu çatışmalar bundan böyle günlük yaşamımızı etkileyeceğe benziyor. Henüz fail ortada yokken Ankara’nın işi YPG’ye yüklemesi de anlamlı. Hükümet yayın yasağını koyar koymaz zaten bu konuda bir sınırlama getirmek istedi, bütün süreci kendisi yönlendirmek istedi.

 

Uzun süredir hükümetin yaptığı tek şey ‘Kürtler Rojava’da bir statü sahibi olmasın’, bunu yaparken de hep YPG-PYD’yi kötü unsunlar gibi gösterdi. Bu eylem de tabii Türkiye’nin eline böyle bir fırsat verecekti o nedenle de YPG’nin üzerine tahvil etti. Ama bunun öncesinde hükümete yakın çevrelerden ve AKP’ye yakın medyada olayı El Nusra’nın üstlendiğine dair bilgiler de geliyordu. Ama Kürtleri nasıl suçlarız üzerinden tutum belirlemek daha kolay ve siyaseten kazançlı olduğundan bunu seçtiler. Şimdi tüm bu olan bitenler üzerinden burada çatışmaların bitmesini beklemek mümkün değil, devlet Kürtlere karşı bir nefreti de düzenli olarak körüklüyor”

 

Ne PKK, ne de devlet diğerini yok edemeyecek

 

Dicle Üniversitesi (DÜ) Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun ise bu çatışmaların herhangi bir şekilde iki tarafında beklediği neticelere ulaşmasını sağlamayacağını söyledi. Ne PKK’nın çatışmaları tırmandırarak ne de hükümetin ve güvenlik birimlerinin, hendek ve barikatları kaldırarak diğer tarafı yok edemeyeceğine işaret eden Coşkun, şöyle devam etti:

İki taraf da koz topluyor

 

“Hiçbiri diğerini dize getiremeyecek, dolayısıyla nihai sonuç iki taraf açısından da askeri bir zafer olmayacak. Hep dile getirilen, havaların ısınmasıyla birlikte çatışmaların artacağı ve her iki tarafın da elindeki kozları sahaya süreceğine dair hem söylem hem de eylem düzeyinde belirtiler var. Bunu ortaya koyacakları anlaşılıyor. Ama önünde sonunda bu meselenin yine bir masanın etrafında, siyaseten ve diyalog yolu ile çözüleceğine inanıyorum.

 

Nihayetinde yine bir masa kurulacak bu ülkede ama taraflar masa kurulmadan önce, diğer tarafın karşısına, eli en güçlü şekilde oturmak için koz topluyor olarak değerlendiriyorum. Her iki taraf da diğerini kendi çizgisine getirmek için güç topluyor. Bir müzakere, bir görüşme başladığında güçlü olmanın çabası içindeler. Yoksa her iki taraf da hem devlet hem de PKK, bu süreçten çatışarak bir sonuç elde edilemeyeceğini öğrenmişlerdir diye düşünüyorum. Ankara saldırısında failin kim olduğu da önemli.

 

Fail sonucu değiştirebilir. Bundan sonraki politikaların belirlenmesinde etkili olur failin kim olduğu. Eğer YPG ise müzakere ve sürecinin çok daha ileriye ertelenmesine neden olabilir. Ama söylendiği gibi gerçekten El Nusra ve benzeri bir yapı çıkar ise bunun arkasından, YPG ile olan gerilimin düşmesi açısından bir işlev de üstlenebilir bu saldırı.

 

Ama PKK’dan gençler yaptı diye PKK yönetiminden bir açıklama yapıldı ise bunun da inandırıcı bir tarafı yok. PKK’nın merkezinden bir olur olmadan PKK’li gençlerin böyle bir eylem yapması mümkün değil. Zaten PKK de kamuoyunun tepkisini çeken bazı eylemleri daha önce de kendisinden bağımsız olan gruplar tarafından yapıldığını açıklamıştı.

 

Ayrıca hatırlanacağı gibi Murat Karayılan, bir süre önce ‘Devlet üstümüze gelmeyi sürdürürse, biz savaşı batı kentlerine taşırız’ diye açıklama yapmıştı. Bu olay onun bir yansımasıdır”

 

(Mahmut Oral)

HABERE YORUM KAT