1. HABERLER

  2. ALINTI YAZARLAR

  3. Surlar kenti Diyarbakır
Surlar kenti Diyarbakır

Surlar kenti Diyarbakır

Selam Okuyucu, çok uzak diyarlarda çok uzak zamanlarda dünyaya merhaba dedim. Şimdilere göre masal tadında bir çocukluk yaşadım.

A+A-
Okul sonrası formayla mahallede oyunlar oynadığım, susadığımda “teyze bir bardak su verir misin “ diye çekinmeden kapı çaldığım, acıktığımda komşudan salçalı ekmek istediğim eve gidersem annem dışarı çıkmama izin vermez korkusuyla o mahalle senin bu mahalle benim durmaksızın gezdiğim bir çocukluk…
 
Sanırım gezmek o yıllarda ruhumu ele geçirdi, bir de çocukluğumda okuduğum küçük kara balık'ın macerası, Jules Verne'nin kitaplarının etkisi yadsınamaz.
 
Gördüğüm ilk büyük şehir olan Diyarbakır'ı anlatmak istiyorum…
 
Diyarbakır'a ilk seyehatimin ayrıntılarını hatırlamıyorum fakat hissettirdiklerini hatırlıyorum. Otobüsün camından uzayan tarlalara, dağlara, mavi gökyüzünde bulut kümelerinin şekilden şekile girerek duygularıma karşılık verircesine gülümsemesine baktığımı, duyumsadığım kekremsi kokunun yarattığı hisleri hatırlıyorum. Mucizevi bir şekilde evren küçük mahallemizden çok daha büyük olduğunu gösteriyordu…
Daha sonraları sık sık gittiğim şehrin değişimini gördüm… Tüm gezginlerin görmesi gereken Diyarbakır kentine gitmediyseniz siz okuyucu sırt çantanızı hazırlayın derim…
 
Diyarbakır Anadolu ve yukarı Mezopotamya coğrafyasının en kadim şehri. Asurlular, Urartular, Artuklular, Akkoyunlular, Osmanlılar gibi bir çok medeniyete evsahipliği yapmış tarihi bir kent. Süryanice, Kürtçe, Ermenice, Arapça, Zazaca, Türkçe gibi farklı dillerin konuşulduğu büyük bir zengilliği yaşatan bir kent.
 
Şehir suriçi ve surun dışında kalan kent (eski ve yeni Diyarbakır) olmak üzere iki kısımdan oluşmakta. Surun dışında kalan metropoliten bir özellik gösteren kent İstanbul, İzmir gibi şehirlerde görebileceğimiz (muhtemelen iç göçün etkisi vardır veya meşru bir sebebi yaptığım kıyas yalnızca mimari ve altyapısal bir kıyastır) ardı ardına sıralanmış veya amiyane bir tabirle yığılmış evlerin olmadığı, çevresel ve altyapısal olarak iyi inşa edilmiş olan bir kent. Park ve bahçe, çocuk oyun alanı gibi halkın yaşam alanının dikkate alındığı, bir çok şehre kıyasla daha düzenli diyebileceğimiz bir kent.
 
Beni gerçek deyimiyle büyüleyen ise Diyarbakır'ın suriçi kenti ve tarihi dokusudur. Surlarla çevrili olan suriçi kenti hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kliseler, camiler gibi bir çok mimari yapıyı barındırmakta. Surlar ise eski kenti dairesel olarak sarmakta ve bir çok resim sergisine, sanatsal gösterilere ev sahipliği yapmakta.
 
Burçlarında çayınızı yudumlarken evsel bahçeleri ile bulutların kesiştiği ufka dalıp tarihi bile belli olmayan ne savaşlar ne barışlar ne sultanlar, krallar görmüş surlarda tarihin bir parçası olabilirsiniz. Sabah kahvaltınızı Hasanpaşa Han'ında yapıp öğlen kahvenizi Sülüklü Han'da yudumlayabilirsiniz. Fransız müzikleri eşliğinde şarabınızı ceviz tatlısı ile tatlandırabilirsiniz. Ulu Cami'nin görkemi eşliğinde ellerinizi semaya açar, Mar petyun Keldani klisesi'nde koroya, ayinlere katılabilirsiniz. Cahit Sıtkı Tarancı müzesinde şiirler ile buluşup “Yaş Otuz Beş yolun yarısı eder” der gezi tutkunuza yeni bir rota eklemek isteyebilirsiniz, belki de hayatı sorgular hayatı yaşamanın anlamını haiz olabilirsiniz.
 
Şarkılara şiirlere konu olmuş Malabadi köprüsünü, ongözlü köprüyü, Antik Çağ'dan kalma Çayönü'nü gezer bir şehri daha tanırsınız. okul sonrası formayla mahallede oyunlar oynadığım, susadığımda “teyze bir bardak su verir misin “ diye çekinmeden kapı çaldığım, acıktığımda komşudan salçalı ekmek istediğim eve gidersem annem dışarı çıkmama izin vermez korkusuyla o mahalle senin bu mahalle benim durmaksızın gezdiğim bir çocukluk…
 
Sanırım gezmek o yıllarda ruhumu ele geçirdi, bir de çocukluğumda okuduğum küçük kara balık'ın macerası, Jules Verne'nin kitaplarının etkisi yadsınamaz.
 
Gördüğüm ilk büyük şehir olan Diyarbakır'ı anlatmak istiyorum…
 
Diyarbakır'a ilk seyehatimin ayrıntılarını hatırlamıyorum fakat hissettirdiklerini hatırlıyorum. Otobüsün camından uzayan tarlalara, dağlara, mavi gökyüzünde bulut kümelerinin şekilden şekile girerek duygularıma karşılık verircesine gülümsemesine baktığımı, duyumsadığım kekremsi kokunun yarattığı hisleri hatırlıyorum. Mucizevi bir şekilde evren küçük mahallemizden çok daha büyük olduğunu gösteriyordu…
 
Daha sonraları sık sık gittiğim şehrin değişimini gördüm… Tüm gezginlerin görmesi gereken Diyarbakır kentine gitmediyseniz siz okuyucu sırt çantanızı hazırlayın derim…Diyarbakır Anadolu ve yukarı Mezopotamya coğrafyasının en kadim şehri. Asurlular, Urartular, Artuklular, Akkoyunlular, Osmanlılar gibi bir çok medeniyete evsahipliği yapmış tarihi bir kent. Süryanice, Kürtçe, Ermenice, Arapça, Zazaca, Türkçe gibi farklı dillerin konuşulduğu büyük bir zengilliği yaşatan bir kent.
Şehir suriçi ve surun dışında kalan kent (eski ve yeni Diyarbakır) olmak üzere iki kısımdan oluşmakta. Surun dışında kalan metropoliten bir özellik gösteren kent İstanbul, İzmir gibi şehirlerde görebileceğimiz (muhtemelen iç göçün etkisi vardır veya meşru bir sebebi yaptığım kıyas yalnızca mimari ve altyapısal bir kıyastır) ardı ardına sıralanmış veya amiyane bir tabirle yığılmış evlerin olmadığı, çevresel ve altyapısal olarak iyi inşa edilmiş olan bir kent. Park ve bahçe, çocuk oyun alanı gibi halkın yaşam alanının dikkate alındığı, bir çok şehre kıyasla daha düzenli diyebileceğimiz bir kent.
 
Beni gerçek deyimiyle büyüleyen ise Diyarbakır'ın suriçi kenti ve tarihi dokusudur. Surlarla çevrili olan suriçi kenti hanlar, hamamlar, kervansaraylar, kliseler, camiler gibi bir çok mimari yapıyı barındırmakta. Surlar ise eski kenti dairesel olarak sarmakta ve bir çok resim sergisine, sanatsal gösterilere ev sahipliği yapmakta. Burçlarında çayınızı yudumlarken evsel bahçeleri ile bulutların kesiştiği ufka dalıp tarihi bile belli olmayan ne savaşlar ne barışlar ne sultanlar, krallar görmüş surlarda tarihin bir parçası olabilirsiniz. Sabah kahvaltınızı Hasanpaşa Han'ında yapıp öğlen kahvenizi Sülüklü Han'da yudumlayabilirsiniz.
 
Fransız müzikleri eşliğinde şarabınızı ceviz tatlısı ile tatlandırabilirsiniz. Ulu Cami'nin görkemi eşliğinde ellerinizi semaya açar, Mar petyun Keldani klisesi'nde koroya, ayinlere katılabilirsiniz. Cahit Sıtkı Tarancı müzesinde şiirler ile buluşup “Yaş Otuz Beş yolun yarısı eder” der gezi tutkunuza yeni bir rota eklemek isteyebilirsiniz, belki de hayatı sorgular hayatı yaşamanın anlamını haiz olabilirsiniz. Şarkılara şiirlere konu olmuş Malabadi köprüsünü, ongözlü köprüyü, Antik Çağ'dan kalma Çayönü'nü gezer bir şehri daha tanırsınız. 
 
Derya Can
Etiketler : , ,

HABERE YORUM KAT