1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Sürecin seyri korku üretici
Sürecin seyri korku üretici

Sürecin seyri korku üretici

Bölgedeki "huzur" bozulacağınan endişe duyan bölge halkı ve aydınlar ile akademisyenler, "Çözüm sürecinin sonuçlanmasını" istiyor.

A+A-

Türkiye'de başlatılan çözüm süreciyle birlikte Güneydoğu, 30 yıldan bu yana ilk defa huzuru böylesine tadıyor. Ancak son zamanlarda yaşanan gelişmeler bölge insanını tedirgin ediyor. 'Çözüm süreci yoksa sona mı erecek?' korkusuna kapılan bölge insanı, sürecin tamamına erdirilmesini istiyor.

SÜRECİN ZEMİNİ GÜÇLENDİRİLMELİ
Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında korkudan uzak, huzur ve güvenlik içinde, onurlu bir şekilde yaşamanın insanların en temel amaçlarından biri olduğunu söyledi.
 
Baro olarak savaşa karşı olduklarını, insan hakları ve barış hakkının da savunucusu olduklarını ifade eden Elçi, "Toplumumuz da, savaşın acı sonuçlarını ve barışın önemini çok iyi bilmektedir. Bu nedenle, Kürt toplumu bu yılın başında başlatılan çözüm ve barış sürecine büyük bir önem atfetmiş ve destek sunmuştur. Bu süreçle, Kürt meselesinin adil bir şekilde, hak ve hukuk çerçevesinde çözüleceği, 30 yılı aşkın süren silahlı çatışma sürecinin nihai olarak sonra ereceği ve sürekli bir barışa dair güçlü bir umut ortaya çıkmıştı. Şüphesiz PKK lideri Öcalan'ın 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır'daki Nevruz kutlamamaları sırasında okunan mektubunda ortaya konulan çerçeve ve hemen ardından bu çerçeveye uygun olarak silahların susması, silahlı güçlerin çatışma alanlarından çekilmesi, barışa giden yolda yeni ve tarihi bir zemin oluşturmuştu.

MECLİSTEKİ ANAYASA KOMİSYONU
Ancak, ne yazık ki, aradan geçen sürede bu zemini güçlendirecek, toplumun sürece olan inanç ve güvenini artıracak adımlar atılmakta yetersiz kalınmıştır. Özellikle TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda ana dilinde eğitim konusunda siyasi partilerin ortaya koyduğu tutum, yine sorunun çözümü için diğer esaslı konularda somut adımların atılmasında gecikilmesi ve hükümet yetkililerinin kimi açıklamaları sürecin akamete uğrayacağına dair endişeleri artırmıştır" dedi.

ANADİLDE EĞİTİME ANAYASAL GÜVENCE
Elçi, son birkaç gündür KCK yöneticilerinin kamuoyuna yansıyan açıklamalarından, sürecin büyük ölçüde çıkmaza girdiğinin anlaşıldığını belirterek, "Kürt sorunun çözümü ve toplumsal barış bakımından başta ana dilinde eğitim olmak üzere dil ve kültürel haklar konusunun çok temel ve öncellikli bir konu oluşturduğu görüşündedir. Milyonlarca insanın en tabi ve temel bir hakkı olan dil hakları veya ana dilinde eğitim hakkı anayasal düzenleme dışında bir düzenleme ile güvenceye kavuşamaz. Bu nedenle gerek yeni anayasanın ilk maddelerinde ve gerekse hali hazırdaki anayasanın 42'nci maddesinde olduğu gibi eğitim hakkına ilişkin maddede resmi kamusal yaşamda dil hakkı ve anadilinde eğitim hakkı mutlaka anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır" dedi.
 
ÇÖZÜM SÜREÇİYLE OLUŞAN HUZUR ORTAMI
Dicle Üniversitesi Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Hüseyin Şeyhanlıoğlu, Ortadoğu'da Osman Devleti'nden sonra yaklaşık 100 yıl süren çalkantılı bir dönemini geride bırakılmak üzere olunduğunu söyledi. Ortadoğu'da yeni bir dönemin başlamak üzere olduğunu ifade eden Şeyhanlıoğlu, Kürt sorununun da bu sürecin bir parçası olduğunu dile getirdi. Yaşanan hadiselerin Sykes-Picot anlaşmasından sonra yeniden ele alınması olduğunu belirten Şeyhanlıoğlu, barış sürecinin ise Türkiye'nin kendi içinde yürüttüğü bir formül olduğunu kaydetti.
 
Türkiye'nin şu anda en azından bir yıldır barış havası içerinde Kürt sorununu atlatmış durumda olduğunu ifade eden Şeyhanlıoğlu, "Bundan sonraki süreç nasıl olacak öncelikle ona bakmak lazım. Suriye, Mısır ve diğer Arap Baharıyla oluşan durumu görüyoruz. Şimdi Türkiye bu Kürt sorununu, barış sürecini açıkçası şu anda dondurmuş gibi görülüyor. Fakat halka baktığımız zaman halkın bu sürecin devamını istediğini görüyoruz. Bu barış sürecinin kalıcı bir hale gelmesi için başta anayasa olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olmak üzere kimlik tanımı, anadilde eğitim gibi konular olmak üzere bu sorunların çözüldüğünü görüyoruz. Şu haliyle barış süreci bir çerçeve olarak maddeleri oturtulmamış olarak ana hatlarıyla kabul edilmiş gibi görülüyor." dedi.

BÖLGEDE TEDİRGİNLİKLER BAŞLADI
'Bu süreci nasıl sonlandıracağız?' sorusunun cevabında bir belirsizliğin hakim olduğunu belirten Şeyhanlıoğlu, "Acaba Türkiye bir federasyona doğru mu gidiyor? Acaba bölünüyor mu? Veyahut PKK tekrar silahlı çatışma başlatacak mı?' sorularının cevabına baktığımızda bir belirsizlik görülüyor. Ancak halkın genel kanaatine baktığımız zaman insanların barış sürecinin devamından yana olduğunu görüyoruz. Yani şu anda ekonomik canlanmaya, Diyarbakır'a gelen turist sayısına bakıyoruz. Yerel insanlarla yaptığımız görüşmelere baktığımız zaman barış sürecinin devamının herkes için hayırlı gibi görülüyor. Şu haliyle yani tam oturmadığı için bir belirsizlik ve kaygı var. 2 ay sonra ne olacak. Türkiye'deki Gezi Olayları, terör ve iç çatışma başlayacak mı? gibi bir takım endişeler var. Açıkçası ben bunun pek yerinde olduğuna inanmıyorum. Bu barış sürecinin devam ettirilmesi gerektiğini bunun Türkiye için daha hayırlı olduğunu, iç çatışmaların bölgeye ve Türkiye'ye zarar verdiğini düşünüyorum. Biz bu sorunları kendi sorunlarımızı çözebilecek kapasitedeyiz Türkiye olarak tarihten gelen bir tecrübemiz var. Milletimizin de kendi içerisinde manevi değerler başta olmak üzere çeşitli alanlarda yek parça olduğunu görüyoruz. Bu çözülmeyecek sorun değil." diye konuştu.
 
ANAYASANIN TAMAMLANMASI
Çözüm sürecinin anayasanın tamamlanmasıyla bütün Ortadoğu'ya örnek olacak şekilde sonuçlanacağını kaydeden Şeyhanlıoğlu, süreçte Abdullah Öcalan ve devletin olumlu adımlar attığını dile getirdi. Bir daha kimsenin eline silah alarak çatışmak istemediğini ifade eden Şeyhanlıoğlu, "Süreci sonlandırmak boyutuyla yaklaşık olarak 1 yıldır başlayan bu sürecin olumlu bir şekilde sonuçlanması gerektiği düşüncesindeyim. Biz bölge olarak ekonomik, sosyal, siyasal bütün alanlarda dünya ile rekabet edebilecek kaynaklara sahip olmamıza rağmen terör ve iç çatışma yüzünden başta Diyarbakır olmak üzere Doğu ve Güneydoğu'da maalesef bir çok alanda kayıplar veriyoruz. Dolayısıyla bir an önce bu işe son verip kaldığımız yerden devam etmemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.
 
Yeni anayasanın bu bütün Ortadoğu'ya da örnek olabilecek sürecin ilk adımı da olabileceğini belirten Şeyhanlıoğlu, "Şu anda Suriye'yi görüyoruz neredeyse fiilen üçe bölünmüş durumda. Irak'a bakıyoruz fiilen zaten üçe bölünmüş durumda. Türkiye'nin bu sorunu çözmesi durumunda Türkiye Suriye Irak arasında yakınlaşma tüm bölgeye de yansıyacak durumda. Bu özgür formülü bizim sürdürmemiz lazım. Çatışamaya da muhakkak surette son vermemiz lazım. Sorunlarımızı demokrasi içinde çözüm bulmamız lazım. Sürecin aktörleri de hem fikir gibi görünüyor." diye konuştu.
 
ÇÖZÜM SÜRECİ NİHAYETE ERDİRİLMELİ
Güneydoğu Genç İşadamları Derneği (GÜNGİAD) Başkanı Hakan Akbal, bölgenin çözüm sürecinin devam etmesinden başka şansı olmadığını kaydetti. Bölgede yaklaşık 30 yıldan bu yana devam eden çatışmanın çözüm süreciyle sonlandığını belirten Akbal, bu yüzden 'tarihi fırsat' olarak nitelediği çözüm sürecini iyi değerlendirmek gerektiğini ifade etti. 30 yıldan bu yana çözüme ilk defa bu kadar yaklaşıldığını belirten Akbal, "8 aya yakın bir süredir hiçbir gencimiz cenaze olarak evine gelmiyor. Dolayısıyla ülkenin hiçbir yerinde analarımız ağlamıyor. Önemli bir adımdır. Bunun yanında arkasında ticari manada da çözüm sürecinin psikolojik havası bile bölgeye son derece değer katmıştır. Son zamanlarda yatırım manasında batıdaki iş dünyası olsun buraya nasıl yatırım yapabilirizi sorgular hale gelmiştir. Dolayısıyla çözüm sürecinin sekteye uğraması gibi bir şeyi düşünmek dahi istemiyoruz." ifadelerini kullandı.

HÜKÜMETİN ATTIĞI ADIMLAR ve HUZUR
Çözüm sürecine hükümetin attığı adımları halka anlatması gerektiğini belirten Akbal, "Çözüm sürecinin tıkanma notasında hükümetin attığı adımlarla alakalı kamuoyunu insanları bilgilendirerek adım atması gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki kamuoyunun insanları bilgilendirmeden adım atarsanız insanlar da çözüm sürecinin bu noktada tıkandığı zannına kapılabilir." dedi. Akbal, çözüm sürecinin devam etmesi halinde bu bölgede yatırımların daha da artacağını dile getirdi.
 
Çözüm süreciyle birlikte batıdaki insanın ön yargılarının da kırıldığını kaydeden Akbal, "Ön yargılar vardı. Bu önyargıları kırmak mümkün değildi. Batıdaki iş adamlarına buraya gelip yatırım yapması konusunda ne anlatırsak anlatalım tatmin edemiyorduk ikna edemiyorduk. Bu çözüm süreci çok büyük referans oldu. Yatırımcılar ne yapabilirizi sorgulamaya başladılar. Çözüm sürecinin daha hızlı hayata geçmesi halinde Diyarbakır'da 35-40 bin arasında genç nüfus var. Çözümün ticari anlamada çok büyük faydası olacak."

Bu haber toplam 7198 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT