1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. STK temsilcilerinden Suriyelilerin vatandaşlığına onay
STK temsilcilerinden Suriyelilerin vatandaşlığına onay

STK temsilcilerinden Suriyelilerin vatandaşlığına onay

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, isteyen Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceğini açıklamasının ardından başlayan tartışmalara Diyarbakır’daki STK temsilcileri de katıldı.

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, isteyen Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verileceğini açıklamasının ardından Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilmesi ülkenin bir numaralı gündemi haline geldi. İçişleri Bakanlığı konuyla ilgili çalışmalarını sürdürürken, Tartışmalara katılan Diyarbakır’daki STK’lar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Suriyelilere vatandaşlık verilmesi konusunda tam destek verdiler.
 
“UYUM SAĞLAYACAKLARA BU HAK TANINMALI”
 
Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle ilgili her ülkede olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alımda da bazı kriterlerin uygulanması gerektiğini belirten STK temsilcileri,hukuken aranan şartlar olacağını düşündüklerini ve herkese vatandaşlığın sorgusuz verilmesinin mümkün olmayacağını da ifade ediyorlar. STK temsilcileri, ülkenin sosyal ve ekonomik yaşantısına katkı sunacak, eğitim ve becerisiyle kalifiye eleman olacak, istihbarat raporlarından geçer not alacak, ülkenin milli ve manevi değerlerine, kültürüne, yaşayış tarzına uyum sağlayabilecek insanlara bu hakkın tanınması gerektiğini dile getiriyor.
 
“EKONOMİK VE İŞ HAYATINA DA BÜYÜK ARTILAR SAĞLAYACAK”
 
“Suriyeliler içerisinde bulunan doktor, avukat, mühendis, kimyager gibi kalifiye elemanları, üretken beyinleri, ekonomiye ciddi katkı sağlayacak sermaye sahibi göçmenleri dünyaya kaptıralım” diyen STK temsilcileri, vatandaşlık noktasında aranan kriterleri taşıyacak mültecilere verilecek vatandaşlık hakkının, ekonomiyi kötü duruma düşürmesinden, işsizliği iş hayatına zarar vereceğinin aksine, ekonomik ve iş hayatına da büyük artılar sağlayacağı görüşünde.
 
EZGİN: “SINIRLAR SADECE TOPRAKLARA ÇİZİLDİ GÖNÜLLERE DEĞİL”
 
“Kim bir Müslüman kardeşini sıkıntıdan kurtarırsa Allah'ta kıyamet gününde onu sıkıntılarının birinden kurtarmaz mı? Hadislerle, ayetlerle, insani ve vicdani değerlerle bizden istenen kardeşlik hukuku bu değil mi?” diyen Çözüm İçin Sivil İnisiyatif Derneği (ÇÖZÜM-DER) Genel Başkanı Avukat Ercan Ezgin şöyle dedi:
 
“Yüzyılın vahşetine, kıyımına, cinayetlerine maruz kalmış, evini, barkını, hayallerini can havliyle terk etmek zorunda kalmış, vatanlarından hicret ederek, ensar olarak bizleri görmüş, bizlere sığınmış mülteci kardeşlerimize karşı son günlerde ciddi manada bizleri üzen, insani duygularımızı yaralayan, Anadolu'nun yiğit insanlarına yakışmayan söylem ve eylemler gelişiyor maalesef ülkemizde. 20.Yüzyılın başlarında emperyalist oyunlarla, sosyal ve demografik özellikler nazara alınmadan cebren çizilen yapay sınırlar, koparmadı amca, dayı olan hattın altını, yeğen, kuzen olan hattın üstünden. Sınırlar sadece topraklara çizildi, yüreklere, gönüllere değil.
 
“DENİZLERDE BOĞDURMADIK, SINIRLARDA COPLAMADIK, YEDİ DÜVELE İNSANLIK DERSİ VERDİK”
 
Yüzyıllardır tarihsel olarak beraber yaşayan halklar, Ortadoğu’ya sokulan fitne ateşiyle, etnik ve mezhepsel temellere dayanarak bölünüp, parçalanıp, birbirine düşürülüp yüz yılın kıyımına maruz bırakılmıştır. Milyonlarca insan, Arabıyla, Türkmeniyle, Kürdüyle, vatanlarından hicret ederek, ensar olarak biz kardeşlerine güvenerek, direnişlerin sembolü, destanların kalesi, ümmetin umudu, insanlık ve kardeşlik yurdu Türkiye'ye yani akrabalarına sığınmışlar.

“Hayır, biz sizi almıyoruz, ne haliniz varsa görün, başınızın çaresine bakın” diyebilme hakkımız ve şansımız var mı ki. Tabi ki yok ve olamazdı, bizde aynı trajediyi yaşasaydık sığınacak kardeşlerimiz ve akrabalarımız onlar değil miydi? 3 milyona yakın rengi, dini, dili birbirinden farklı mazlum ve mağdur kardeşlerimize kucak açtık, ekmeğimizi, aşımızı onlarla paylaştık, vatanımızı onlara kendi vatanları gibi hissettirmeye çalıştık. İkiyüzlü batı dünyası gibi, denizlerde onları boğdurmadık, sınırlarda onları coplamadık, yani tarih karşısında yedi düvele karşı insanlık dersi verdik.
 
ÜLKENİN YİĞİT İNSANLARI TARİHE İNSANLIK DERSİ VERDİ
 
Urfa'nın şanlı evlatları 400 bin, Hatay'ın yiğit evlatları 386 bin, Gaziantep'in kahraman evlatları 350 bin, 110 bin nüfuslu Kilis'teki kardeşlerimiz ise 100 binden fazla mülteci kardeşlerimize gönüllerini açmışlar, ekmeklerini aşını paylaşmışlar, tarihe ve dünyaya insanlık dersi vermişlerdir.

Yüzyılın trajedisi ve insanlık katliamı Suriye savaşında ve Suriyeli sığınmacılar meselesinde, gerek Türkiye devleti hükümetiyle ve halkıyla insani ve vicdani bakımdan tarihi ve çok anlamlı bir sınav ve insanlık dersi vermiştir. Muhakkak ki tarihin görmediği bu kadar yoğun ve trajik bir nüfusun beklenmeyen zorla göçü, ülkemizde sosyal ve ekonomik sıkıntılar yaratacaktır, asayiş noktasında problemler ortaya çıkaracaktır. Ancak istatistiklere bakıldığında suç işleme oranı noktasında, Türk vatandaşlarının ortalaması, Suriyeliler arasında görülenden daha fazla imiş.
 
RIZKI VEREN ALLAH DEĞİL Mİ, KUL KİM?
 
Ancak mesele artık ırkçılık boyutuna varan ‘Suriyelilere ekmek ve su satılmaz, ev verilmez’ eylem ve söylemlerine dönüşmemeli, dönüştürmek isteyen zavallı beyinlere de Anadolu’nun mert ve yiğit insanları da izin vermemeli. Rızkı veren Allah değil mi ki, kul kim?

Hükümetin, mülteciler konusunda dört dörtlük bir yol haritasının olmadığı, göçlerin dağılımı konusunda sevk ve idare sıkıntısı yaşadığı, açık kapı politikasının asayiş ve güvenlik noktasında ciddi sıkıntılar ve zafiyetler yarattığı iddia edilebilir, tartışılabilir..
 
Ancak Sayın Erdoğan’ın yıllar önce, daha bu kadar yoğun göç ve acılar yaşanmadan, başta ABD ve AB ülkeleri nezdinde dile getirdiği ve ısrarla vurguladığı ‘Suriye topraklarında mülteciler için güvenli bölge ve tampon bölge’ hususu kabul ve destek görseydi, hayata geçirilseydi, bugün mülteciler konusunda bu çok boyutlu bu sıkıntılar, tartışmalar ve insanlık dramları görüntüleri yaşanmayacaktı. Bu da varsın dünyanın Müslüman kıyımı karşısında gösterdiği çifte standart, iki yüzlülük, sahte insan hakları savunucularının tarihsel ayıbı olsun.

Türkiye'nin Ortadoğu’nun ezilmiş, sömürülmüş mazlum ve mağdur halklarına yönelik din, dil ve renk ayrımı yapmadan geliştirdiği kucaklayıcı, kapsayıcı ve koruyucu dili, yaklaşımı batıda Türkiye aleyhine bir şer ittifakı oluşmasına neden oldu.
 
“ERDOĞAN MUHALİFLİĞİ ÜZERİNDEN MÜLTECİ SORUNU GÖRÜNTÜSÜYLE KIYAMET KOPTURULUYOR”
 
Suriye'deki iç savaş giderek şiddetini artırıyor, göçler insan seline dönüştükçe dönüşüyor, milyonlarca mültecilerin de Suriye'nin adil ve hakkaniyetli bir şekilde iç barışı sağlanmadan da dönmeyeceği veya istese de dönemeyeceği daha da aşikar bir hal alıyor. Bu saatten sonra da yıllardır ülkemizde yaşayan mültecilerin tümüne de misafir demekte artık çok gerçekçi değil. Ülkemizde de asıl kıyamet bu realitenin kabulünden sonra, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyen bazı Suriyelilere vatandaşlık imkanı vereceğiz açıklamasıyla, Suriyelilere vatandaşlık’ konusunun gündeme gelmesiyle kopturuluyor, bazı kesimlerce bilinçli bir şekilde özellikle hükümet ve Erdoğan muhalifliği üzerinden mülteci sorunu görüntüsüyle.
 
“ÜRETKEN BEYİNLERİ DÜNYAYA KAPTIRALIM”
 
Muhakkak ki her ülkede olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alımda bazı kriterler, hukuken aranan şartlar olacaktır, hepsine vatandaşlık sorgusuz vermek mümkün olmayacaktır. Ülkenin sosyal ve ekonomik yaşantısına katkı sunacak, eğitim ve becerisiyle kalifiye eleman olacak, istihbarat raporlarından geçer not alacak, ülkenin milli ve manevi değerlerine, kültürüne, yaşayış tarzına uyum sağlayabilecek insanlara tanınacaktır bu hak.

Yüzde onluk bir üniversiteli oranına sahip Suriyeliler içerisinde bulunan doktor, avukat, mühendis, kimyager gibi kalifiye elemanları, üretken beyinleri, ekonomiye ciddi katkı sağlayacak sermaye sahibi göçmenleri neden ikiyüzlü dünyaya kaptıralım, sömürtelim.

Almanya'ya, Amerika’ya, Kanada’ya bakın, kendi ülkelerini savaş veya ekonomik nedenlerle terk etmek zorunda kalan göçmenlerin, gittikleri ülkelerdeki ekonomik kalkınmaya ciddi katkılar yaptıkları aşikâr bir şekilde görülecektir. Vatandaşlık noktasında aranan kriterleri taşıyacak mültecilere verilecek vatandaşlık hakkı ekonomik ve iş hayatında yaşadıkları, özellikle kalifiye elemanların sigortasız ve düşük ücretle çalıştırılmalarına engel olacaktır. Sağlık güvencelerine sahip olmalarına vesile olacaktır, ülkeye olan aidiyet duygularının daha da güçlenmesine katkı sağlamakla beraber, devletin de mültecilerin yaptıkları ticari işlerden elde edilmesi lazım gelen vergi kayıplarına da engel olacaktır”
 
 PARLAK: “SAVAŞ 10 YIL SÜRERSE BUNLAR 10 YIL MÜLTECİ OLARAK MI KALACAK?”
 
Müzakere ve Çözüm Platformu Sözcüsü Alaattin Parlak; Suriye savaşının 5–6 yılını doldurduğunu belirterek, “Bu savaştan ötürü ülkemize gelen 3–3,5 milyona yakın Suriyeli mülteci bulunuyor. Türkiye insani bütün yardımlarını kullanarak elini uzatmaya çalışıyor. Bunların bir kısmı da Anadolu’nun en ücra kesimlerine kadar gittiklerini biliyoruz. Burada iki temel mesele var. Biri şudur: Suriye’deki savaşın son olmayacağı nedeniyle yeniden bir hayata bir yaşama, düzene ihtiyacı var.

Yani savaş 10 yıl sürerse bunlar 10 yıl mülteci olarak mı kalacak? Bir şekilde bunun rayına girmesi gerekiyor yeni bir hayat düzenine ihtiyaçları var. İkincisi, ülkemizde çok nitelikli olanlar var. Birçok meslek dalında ve Türkiye’nin birçok iş gücüne de ihtiyacı var ve bundan faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum. Mülteciler içerisinde ciddi bir araştırma yapılmasının ardından terör örgütleriyle bağlantısı olmayan ekonomik sosyal, kültürel anlamda katkı sağlayacak Suriyelilere vatandaşlık hakkı tanımamız gerekiyor.

Bu hem vicdani hem de insanı gereklilik olduğunu düşünüyorum. İslami genlerimiz içerisinde Türkiye’nin muhacirlere yönelik neler yapıldığını biliyoruz. Dünyanın 160 ülkesinde sadece Türkiye’nin yardım götürdüğünü hepimiz biliyoruz. Bunun için ensar vazifesini yerine getirmek için yıllarca, Afganistan, Irak, Balkanlardan göç edenler ve son olarak Suriye’den göç eden muhacirlere ensar olması gerektiğinin üzerinde görevini yerine getirmiştir. Eksiklikler olmuştur ancak, kapımızdan girene, bir tas su isteyene görevimizi yerine getiriyoruz. Bugün aynı durumda biz de olabilirdik. Bugün Avrupa aman mülteciler gelmesin diye yıkılıyor. Türkiye 3,5 milyon mülteciye bakıyor. Bu günlerin bazı sıkıntıları olabilir ancak kıyamet gününün mükâfatı olacaktır” dedi.
 
“CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I DESTEKLİYORUZ”
 
Medya Konseyi Diyarbakır İl Temsilcisi ve İnsan Hakları Cemiyeti Genel Başkan Yardımcısı Eyüphan Kaya,
 
Böyle bir mesele için referanduma gitmeye ekonomiye zarar vermeye gerek olmadığını düşünüyorum. Özellikle bu referandum seçeneği uygun değil ve bu seçeneği kapatalım. Ülkeye yük ve sıkıntı vermeyecek, hatta katkı sağlayacak Suriyelilere vatandaşlık verilmesi güzel bir durumdur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu konuda destekliyoruz. Torba yasa gibi herkese vatandaşlık verilmesi doğru değil. Buna hazırlıklı değiliz fakat kademeli olabilir. Bu insanları ötelemeyelim ve eninde sonunda bu insanlar memleketlerine geri döneceğine inanıyorum, çünkü Suriye, Suriyelilerindir. Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatan ah vatan demişler. Şu anda yapılması gereken nitelikli olanların kaptırılmaması ve vatandaşlığa alınmalarıdır. Hem insani hem vicdani olarak da bu uygundur”
 
“BU TOPRAKLAR İSLAM ÂLEMİNİN ORTAK MALIDIR”
 
Diyanet-Sen Diyarbakır İl Temsilcisi Ömer Evsen, sonuç itibarıyla biz nasıl Şam bizimdir, Mekke-Medine bizimdir diyorsak, aynı zamanda Diyarbakır da, İstanbul da, Kayseri de bütün İslam aleminin ortak malıdır. O yüzden buradaki hem Suriyeli kardeşlerimizin de yaşaması gereken yerlerdir. Muhacir ve ensar kardeşliği çerçevesinde kendilerini ifade edebilecekleri ve kendilerini tamamlayabilecekleri yerlerdir. Bu nedenle biz bu kardeşlerimize talep ediyorlarsa vatandaşlığa geçilmesi noktasında kendilerine bir hak tanınması gerektiğini düşünüyoruz.

Zaten burada bulunan 3,5 milyon Suriyeli vatandaşlığa geçme durumu olmayacaktır, bunlar kendileri bunu talep etmeyecektir. Başka bir ülkenin vatandaşı olmak gibi bir şeyi peşine düşmeyecektir. Ancak en azından savaş bitene kadar bunların rahatlatılması, yaşamlarını devam ettirebilmeleri, meslek erbapların mesleklerini devam ettirmeleri için bu tür vatandaşlık talepleri olacaktır. Biz bu noktada olacak vatandaşlığın olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyoruz. Biz bu noktada bunu destekler konumuzdayız. Bu mevzunun ivedilikle halledilmesi taraftarıyız” 
 
KUTU
 
ADANIR: “KESİNLİKLE REFERANDUMA GİTMELİDİR”

Olumlu görüşlerin yanı sıra temkinli görüş bildiren STK temsilcileri de bulunuyor. Temkinli konuşan Ortadoğu Sanayici Genç İş Adamları Derneği (OSGİAD) Genel Başkanı Şükrü Adanır ise, “Vatandaşlık bir mülkiyet hakkıdır, insanların o ülke üzerindeki haklarını gösteren bir vesikadır. Ama buna başkasını dâhil etmek ortak etmek ancak o vatandaşın verebileceği bir karardır. Bunu bir partinin veya bir yöneticinin veya bir mahkemenin verebileceği bir karar değildir. Bana göre burada bir hata vardır. Ülkeyi bir binaya benzetirsek, TBMM bina sakinlerine sormadan kalkıp bina sakinlerine ortak almıştır. Kesinlikle dünyada birçok örneği olan bir konu ve bunun yolu referandumdur. Bir kişinin veya bir partinin verebileceği bir karar değildir bu ve buna yetkisi de yoktur. Yüksek mahkemenin bile verebileceği bir karar değildir. Bunun dışında daha sıradan konuların referandum yapılması konuşuldu bu çok önemlidir ve önümüzdeki yıllarda Suriyeli problemi çok sık gündeme geleceğini düşünüyorum. Bu kadar önemli bir konuya şimdiden ortaklaşarak oturup karar vermemiz gerekiyor” dedi.

(Engin Öztürk)

HABERE YORUM KAT