1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. 'Sorun göründüğünden çok daha sarsıcı olabilir'
'Sorun göründüğünden çok daha sarsıcı olabilir'

'Sorun göründüğünden çok daha sarsıcı olabilir'

Bölgede çatışmalar ve ölümler gibi göçlerde hız kesmeden devam ediyor. Diyarbakır’da bulunan Amed GÖÇDER Başkanı Yılmaz Kan, yalnızca Sur ilçesinde 20 bin kişinin göç ettiğini söylüyor.

A+A-

Göç rakamının bölgede 200–250 bin civarında olduğunu kaydeden Kan, yeni ve büyük göç dalgasının önüne geçmek için çatışmaların bir an önce durması gerektiğini söylüyor.

Sosyolog Prof. Dr. Sabri Eyigün’ün esas dikkat çektiği nokta ise göçlerin yaratacağı sosyolojik ve psikolojik tahribat. Eyigün’e göre, göç bireylerde gerilim, kentte doku uyuşmazlığı ve sosyal dışlanmaya yol açacak. Bunun da anomik davranışların artması, şiddetin sergilenmesi ve her türlü suçun filizlenmesine zemin oluşturacağı değerlendirmesinde bulunan Eyigün, “Göçün büyüklüğüne ve nedenine bağlı olarak bu dönüşümlerin boyutu bazen bir çağı açıp, diğer bir çağı kapatacak kadar derin ve sarsıcı olabilmektedir” diyerek tehlikenin boyutunu ortaya koyuyor.


Temmuz ayında bölgenin birçok kentinde ‘özyönetim’ ilanlarıyla başlayan çatışmalar günden güne şiddetlenerek devam ediyor. Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Diyarbakır’ın Sur, Mardin’in Nusaybin ve Dargeçit, Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinde Askerlerin dahil olduğu çatışmalarda tank ve toplarda kullanılmaya başlanırken, ölüm ve göçlerde hız kesmeden devam ediyor.
 
İmkânı olan tek bir dakika bile durmuyor


Gün geçtikçe şiddetlenen ve büyük yıkımlar yaşanan ilçelerde insanlar kaçış için adeta fırsat kolluyor. Kimi aileler yasakların olduğu ilçelerin dışında kalan yakınlarının yanına geçici göç ile yerleşirken, kimi farklı bölgede ev kiralamak durumunda kaldı. Bunların yanı sıra bölgeyi terk edenlerin sayısı da azımsanmayacak derecede. Aracı ve imkanı olan bölge illerinde tek bir dakika bile durmuyor. İmkanı olmayanlarda borç harç ederek ayrılma telaşına düşmüş durumda.
 
İmkansızlıklar nedeniyle çatışmanın ortasında yaşamak zorunda kalıyor


Eşini 11 yıl önce kaybeden ve iki çocuğuyla devletin verdiği yetim aylığıyla yaşayan Birgül Yılmaz, hala çatışmaların olduğu Diyarbakır’ın Sur İlçesi Lalebey Mahallesi’nde yaşıyor. Birgül, özellikle akşam saatlerinde, her gün silah ve bomba sesleriyle korkudan sığındıkları arka odada sabahladıklarını ve büyük sıkıntılar çektiklerini söylüyor.
 
“Bizi güvenli bir eve nakledin”


İmkansızlıklar yüzünden çatışmanın ortasında bile olsa evinden çıkamadığını dile getiren Birgül Yılmaz, “Günlerdir burada azap çekiyoruz. Ben bu çatışmaların olduğu yerden bir an önce çıkmak istiyorum. Devletten, Kaymakamlıktan bana yardım etmesini istiyorum.  Aldığım yetim aylığıyla oturduğum evin kira ve elektriğini zor veriyorum. Olaylardan önce zaman zaman temizliğe gidip evime ekmek getirebiliyordum. Şimdi oda yok. Bu çatışmanın ortasında ölsek de imkansızlıktan çıkamıyoruz. Çocuklarım aylardır okula gitmiyor. Yardım edin, bizi güvenli bir eve nakledin” dedi. Gıda sıkıntılarının da bulunduğunu anlatan Yılmaz, “Çocuklarının her gün makarna veya bulgur yemek zorunda kalıyor. Yani bu ortamda yemekten bahsetmekten utanıyorum ama kahvaltıda zeytinden başka bir şey bulamıyoruz. Oda tükeniyor” diye durumlarını aktarıyor.


Çatışmalardan evlerinin bir bölümü yıkılan ve farklı bir ilçede 5 kişilik ailesiyle annesinin evine geçici göç ile yerleşen Seyfettin Yılmaz da maddi imkansızlıklar nedeniyle böyle bir yola başvurduğunu söylüyor.
 
“Çatışmalar bitse de evimize gitsek diye dua ediyoruz”


Seyfettin Yılmaz, “Kendim demirciyim. Zaten işler yoktu bu olaylar ile birlikte işler tamamen sıfırlandı. Çalışıp aileme bakamadığım için ailemle annemin evine sığındık. Olaylar bir an önce bitse de evimize, işimize gitsek diye dua ediyoruz ve umudumuz hala var. Bu olayların bitmesini istiyorum. Her ne kadar annemin evi olsa da 80-90 metrekarelik bir ev 12-13 kişi burada kalıyoruz ve büyük sıkıntı yaşıyoruz. Valilikten bize geçici de olsa bir ev tahsis etmesini istiyoruz. Çocuklarımızın yeniden okullarına dönmelerini istiyoruz” diyor.
 
Ün ailesine Kaymakam sahip çıktı


Sur ilçesindeki evlerinden kaçan ve kentte yakınları olmayan 7 kişilik Ün ailesine Kaymakamlık sahip çıktı. Bir gün Dermanbaba olarak tanınan hayırsever Yılmaz Acu’nun bürosunda, iki gün de Selahaddin Eyyubi Hastanesine sığınan aile, Sur İlçe Kaymakamı Memduh Tura’nın talimatıyla geçici olarak Tarım il Müdürlüğü misafirhanesine yerleştirilirken, onlar için ev bakılıyor. Ün ailesinin çocukları da yarım bıraktıkları okullarına yeniden başladı. Aile çatışma, silah ve bomba seslerinden psikolojilerinin bozulduğunu, çatışmasız bir ortamda kalacakları için mutlu olduklarını belirtiyor.
 
Kaymakam Tura: Kapımız herkese açık


Yaşanan gelişmelerin birçok aileye olumsuz şekilde yansıdığını belirten Sur İlçe Kaymakamı Memduh Tura, sorunların en kısa sürede çözüme kavuşturulacağını belirterek, “Bizim kapımız her zaman için vatandaşlarımıza sonuna kadar açık olacaktır. Mağdur olan ailelere Kaymakamlığımızın tüm imkanlarını seferber ediyoruz” dedi.
 
Kan: Bölgede 250 bin kişi göç etti


Diyarbakır’da bulunan Amed Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (Amed Göç-Der) Diyarbakır Şube Eş Başkanı Yılmaz Kan yaptıkları araştırmada çatışmaların yeniden başladığı günden ayından bu yana sadece Sur ilçesinde 20 bin kişinin göç ettiğini söylüyor. Bölgede de bu rakamın 200–250 bin aralığında olduğunu anlatan Kan, bu kadar ağır çatışmaların yaşanmasına rağmen insanların hala göç etmeye sabrettiğini söylüyor.
 
Kan: Büyük göç dalgasının önüne geçmek için çatışmalar durmalı


Henüz tam olarak sahaya inme şanslarının bulunmadığını anlatan Kan’a göre, yeni ve büyük göç dalgasının önüne geçmek için çatışmaların bir an önce durması gerekiyor. Yılmaz Kan, “İnsanlar her şeye rağmen, yani ağır tank ve toplar, ağır bombalara rağmen göç etmemek için adeta direniyor. İnsanların geneli yaşadığı evlerini terk etmek istemiyor. Ancak askerinde devreye girmesiyle çatışmaların şiddetlenmesi, yoğunlaşması yüzünden can güvenliği nedeniyle boşaltmak zorunda kalabilirler. Eğer çatışmalar durmaz ise doksanlı yıllarda yaşanan göç travması hala sürerken yeni bir göç dalgası tehlikesi ile karşı karşıyayız. Yaptığımız araştırmalarda insanların barış umudunu taşıdıklarını görüyoruz. Bu umut insanların sabretmesini sağlıyor. İki tarafın da masaya yeniden oturacaklarına inanıyorlar. Bizim beklentimiz de o; barış ve müzakereler yeniden başlamalı ve bu çatışmalar derhal durmalıdır. Aksi takdirde mesele içerisinden çıkılamayacak kadar ağırlaşacaktır” dedi.
 
Sosyolojik ve psikolojik etkenler


Dicle Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Sosyolog Prof. Dr. Sabri Eyigün de, çatışmaların biran önce sonlanmaması durumunda daha büyük bir göç dalgasının da gelmesinin kaçınılmaz olacağını söylüyor. Eyigün esas dikkat çektiği nokta ise göçlerin yaratacağı sosyolojik ve psikolojik tahribat. Eyigün’e göre, göç bireylerde bir gerilim, kentte doku uyuşmazlığı ve sosyal dışlanmaya yol açıyor:


 “Bu da sosyolojik bir tanımlamayla anomik davranışların artması ve şiddetin sergilenmesi ve her türlü suçun filizlenmesine zemin oluşturmaktadır. Nitekim bu sosyolojik ve psikolojik etkenlerin nerdeyse tümünü 1990 sonrası kırsaldan Diyarbakır’a yapılan göçlerde gördük.”
 
Eyigün: Göç ve şiddet aile yapısını derinden sarsıyor


Diyarbakır’a yapılan kitlesel göçlerin, öncelikli olarak şiddet çerçevesinde aile yapısını olumsuz olarak etkilediğinin altını çizen Eyigün şunları söyledi:


 “Çünkü köyde tarlada çalışan ve kendisi üreten aile babasının kentte işsiz kalması, bundan dolayı da karısını ve kızını temizliğe göndermek zorunda kalması geleneksel otoritesini sarstı. Ataerkil yapı içinde sosyalleşen erkeğin aile içindeki otoritesi, onun varlığı anlamına geldiği için, bu otoriteyi bir şekilde yeniden geri alması gerekiyordu. Bunun da yeniden sağlamak için şiddete başvurdu. Bu durum, kamuoyuna da yansıdığı gibi aile içi şiddeti artırdı.  Kadınların yüzde 60 oranında eşleri ve erkek kardeşleri tarafından şiddete maruz kalmaları bunun en somut göstergesidir. Ayrıca geçtiğimiz Kasım ayı içinde 715 aile ile yüz yüze görüşülerek yapılan ve basına da yansıyan bir kamuoyu araştırması da çocukların yüzde 56,4’nün ebeveynlerinden şiddet gördüğünü ortaya koymuştur. Sokak çatışmaları ve diğer şiddet ve suç çeşitlerini de hesaba katarsak göçün sosyal hayatımız üzerindeki olumsuz etkisini hesaplayabiliriz.
 
Eyigün: Şiddet ve göç döngüsünün biran önce kırılması gerekiyor


Yani şiddet göçü, göç de şiddeti tetikliyor. Bunların tekrar yaşanması için bugünden geçi yok bu döngünün bir an önce kırılması gerekiyor. Çünkü göçler en yakın bölgelere yapıldığı için, Diyarbakır’dan genellikle Gaziantep, Adana ve Mersin’e doğru bir göç dalgası önce oralarda huzursuzluğa neden olacak, oralardan da İstanbul, Bursa, İzmir gibi daha büyük metropollere yönelecektir. Bu ise gidilen her yerde benzer şiddetin artarak devam etmesi anlamına gelecektir. Çünkü göçlerle, öncelikli olarak hem göç veren hem de göç alan toplumlarda,  başta aile değerlerinde olmak üzere önü alınmaz sosyal, kültürel, siyasi değişmeler ve dönüşümler yaşanabilir.

 

Göçün büyüklüğüne ve nedenine bağlı olarak bu dönüşümlerin boyutu bazen bir çağı açıp, diğer bir çağı kapatacak kadar derin ve sarsıcı olabilmektedir.   Örneğin dünyada yaşanan en büyük göç olarak tarihe geçen Kavimler Göçü, Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrılmasına, Avrupa’nın etnik yapısının değişmesine, yeni devletlerin kurulmasına (Avrupa Hun devleti), derebeylik sisteminin filizlenmesine ve nihayet İlk Çağ’ın kapanıp, Orta Çağ’ın açılmasına kadar makro düzeyde sayısız değişmelere neden olmuştur”

Bu haber toplam 5214 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler