1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Silvan ve Varto'da yükselen sese Türkiye kulak vermeli'
'Silvan ve Varto'da yükselen sese Türkiye kulak vermeli'

'Silvan ve Varto'da yükselen sese Türkiye kulak vermeli'

DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, Diyarbakır’da yaptığı açıklamada toplumsal taleplerin bastırılmasının daha büyük "kaoslara" yol açacağı uyarısında bulundu.

A+A-

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Rejim değişmiştir" sözlerine rağmen "kimsenin kimseyi ensesinden vurmadığını" hatırlatan Yüksek, "Buna karşın insanlar demokrasi istediği için ensesinden vuruluyor" diyerek tepki gösterdi. Yüksek Türkiye halklarına da seslenerek "Silvan'da, Varto'da, Silopi'de, Sur'da, Nusaybin'de yükselen sese Türkiye kulak vermeli" dedi.


Tüzüğünde özerklik maddesi bulunan HDP'nin en önemli ve geniş bileşenlerinden olan Demokratik Bölgeler Partisi, hem bölgede halk tarafından ilan edilen özyönetim taleplerinin doğru anlaşılması gerektiğini hem de bu modellerin Türkiye'de tartışılması gerektiğini düşünüyor.


'Toplum üçüncü bir seçeneği ortaya koydu'


Yapacakları kongre ve yerel yönetim modellerine ilişkin açıklamalarda bulunan DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, devamında Türkiye'de yürütülen model tartışmalarını ve demokratik özerklik taleplerini değerlendirdi. Yürütülen tartışmaları yakından takip ettiklerinin altını çizen Yüksek, "Türkiye bize göre bir rejim arayışında. Şu an Türkiye'nin hangi rejimle yönetildiği belirsizdir. Parlamenter sistem mi? Cumhurbaşkanı çıkıp açıklama yapıyor diyor ki 'Hayır. Biz fiilen başka bir sisteme geçtik.' Demek ki parlamenter sistem değil. Başkanlık sistemi mi, tam olarak o da değil. Anayasa ve yasada karşılığı yok. Aslında toplum da üçüncü bir seçenek koydu ortaya 'bu da var' dedi. Şu anda bölgede yaşanan gelişmeleri böyle okuyup yorumluyoruz" dedi.


Atanmışlar ve seçilmişler sorunu


Başkanlık sistemi ve temsil yeteneği olmayan parlamenter sistem dayatmaları karşısında, toplumun "yerel demokrasi" talebinde bulunduğunu belirten Yüksek, "Türkiye bu 3 sistem noktasında bir arayış içerisindedir, bir tartışma içerisindedir. Bunun hangi yöne evirileceğini önümüzdeki dönem mücadelesi belirleyecektir. Bu sistemlerin 3'ünün de Türkiye'de tartışılması lazım. Toplum için hangisi doğrudur, hangisi olmalıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başkanlık sistemini topluma, 'çok başlılık var ben bunların hepsini kaldıracağım tek baş yapacağım' argümanıyla sunduğunu ifade eden Yüksek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce "Valiler seçimle iş başına gelmelidir" sözlerini hatırlatarak, esas olarak bunun tartışılması gerektiğini söyledi. Seçimle iş başına gelenlerin hesap verme zorunluluğu olduğunu dile getiren Yüksek, kendi belediyeleri üzerinden, 'seçimle iş başına geldiğimiz için hesap vermemiz gerekir' derken, "Ama valinin böyle bir derdi yok. Kaymakamın böyle bir derdi yok. Kendilerini atayanlara karşı sorumludurlar" sözleriyle atanmışlar ve seçilmişler dengesine de dikkat çekti. Mevcut parlamenter sistemin de çözüm olmadığının görüldüğünü belirten Yüksek şöyle konuştu:


'Parlamenter sistem yerel demokrasiye dayanarak kendini sürdürebilir'


"Bunun karşısında toplum da yeni bir şey koyuyor ortaya. Şu an Diyarbakır, Van, Batman, Mardin, Hakkari'de toplum belirli oluşumlara gitmiş durumda. STÖ'lerin, direk halkın seçimle delegelerini seçmiş olduğu meclisleri oluşturma durumu söz konusu ve bu meclisle çıkıp şunu söylüyor: 'Biz artık tekçi, merkeziyetçi sistemle yönetilmek istemiyoruz. Biz yerelden kendi kendimizi yönetmek istiyoruz.' Bu da bir yeni sistem önermesidir. İrade ortaya koymadır. Başkanlık sistemi mi, parlementer sistem mi, halkın ortaya koymuş olduğu demokratik sistem mi? Bunlar tartışılmalıdır. Başkanlık sisteminin Türkiye'yi götüreceği nokta ortadadır. Tekçi ve diktatöryel bir noktaya götürebilir. Parlamenter sistemin sorun çözücü olma özelliğinin artık kaybolduğunu görüyoruz ama parlamenter sistem şu şekilde olabilir. Yerel demokrasiye ademi merkeziyetçi sisteme dayanarak kendini sürdürebilir."


'Başkanlık sistemini tartışabiliriz ancak...'


Parlamenter sistemin ademi merkeziyetçiliği ve başkanlık sisteminin "fedaratif" yapıları içermesi halinde tartışılabileceğini ifade eden ve dünya deneyimlerinden örnekler veren Yüksek, "ABD'de başkanlık sistemi vardır. Rusya'da başkanlık sistemi vardır ikili parlamentoya dayanır. Yani şunu ifade etmek istiyoruz; eğer bunun içinde yerel demokrasi varsa, biz bunu da tartışabiliriz. Yerel demokrasi olması koşuluyla, ademi merkeziyetçi yönetimlerin olması koşuluyla, çoğulcu bir anayasanın kabulü koşuluyla bu parlamenter sistemin devamı konusunda da onay veririz" diye konuştu. Kendileri açısından "yerel demokrasinin ve yerele dayalı idarenin" olmazsa olmaz olduğunun altını çizen Yüksek, şöyle sürdürdü:


'Anayasayı ihlal ettim' dediğinizde kimse ensenizden vurmuyor


"Bu nedenle Silvan'da, Varto'da, Silopi'de, Sur'da, Nusaybin'de yükselen sese Türkiye kulak vermeli. Bu bir yerel demokrasi arayışıdır. Biz böyle görüyoruz. Bunun üzerine şiddetle gidilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Şiddet ve baskı karşı şiddeti doğurur. Böyle bir sarmala girmemelidir ülke. Buna girmesine biz kesinlikle taraf değiliz. Bastırmaya çalışmakla bu bastırılamaz, bu taleplere kulak verilmelidir. Kulak verilmediği takdirde çıkacak tablolar ülkeye yarar getirecek tablolar değildir. Bu açıdan da aslında endişe duyduğumuz birçok durum ve husus var. Fakat Cumhurbaşkanı 'Fiilen başkanlık sistemine geçtik' diyor.

Demek ki Türkiye'de fiili durumlar olabiliyor. Demek ki Türkiye'de Cumhurbaşkanı rahatlıkla aslında 'ben başkanlık sistemini kurdum. Şu an da başkan olarak ta yönetiyorum' diyebiliyor. Böyle bir durum yarattığınızda şu an da gelip sizin ensenizden vuran var mı? Gelip sizi hapse atan var mı? Yok. Peki yerelden insanlar çıkıyor bir topluluk diyor ki 'biz yerel demokrasi ile yönetilmek istiyoruz' neden gidip bu insanları ensesinden vuruyorsunuz? Sen söyleyince rejim değişti hadi bunu yasal düzene kavuşturun dediğinde problem yok da halk deyince neden problem oluyor? İşte Varto'daki vahşeti ve orada yaşanılanları hep beraber izledik."


Esad ve Kaddafi hatırlatmaları


Bölge yaşanan katliamları, infazları devrilen otoriter rejimlerdeki uygulamalara benzeten ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu taleplere karşı, "kiloları kaç" söyleminin "aşağılama" olduğunu dile getiren Yüksek, "Kaddafi'yi hatırlayalım. Kaddafi, demokrasi talep edenlere 'o farelere günlerini göstereceğiz. Onları çıktıkları deliklere tıkayacağız' diyordu. Şimdi üslup oraya kayıyor. Yaklaşım ve anlayış oraya kayıyor. İnsanlar bir şey talep ediyor bu insanlara 'kimsiniz, nesiniz' diyor. Bu tam bir dikta rejimi yaklaşımıdır" dedi. Yüksek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce, "Esad halkını dinlemelidir" sözlerini hatırlatarak, "Şimdi bunların hepsini yeniden hatırlamak gerekiyor. Gerçekten topluma kulak verilmelidir" dedi ve bastırma arayışlarının daha fazla kaos yaratacağı uyarısında bulundu.


'Bir savunma refleksi var aslında'


Devletin halkın taleplerine karşı inanılmaz bir öfke içinde olduğunun altını çizerek, insanların sokak ortasında infaz edildiğini ve evlerinde rahat uyuyamadıklarını dile getiren Yüksek, "Birçok insan artık evinde duramıyor.

Komşularına gidiyor, herkes bir yerde toplanıyor. Bölgeyi bilenler bilir. Şu an birçok mahallede yüzlerce ev boşalmış durumda. Yalnız kalmak istemiyor insanlar. Başlarına ne geleceğini bilmiyor. Eşine dostuna gidiyor, kalabalık kalmaya çalışıyorlar. Böyle bir korku psikolojisi yaratılmış durumda. Bunun üzerinden kendilerini savunmaya çalışan bir durum söz konusu. Bir savunma refkleski var aslında. Mahallelerde neden böyle bir durum yaratıldığı sorusuna 'eğer biz bırakırsak her an bize saldırabilirler, bizi yatağımızdan kaldırıp götürebilirler. Başımıza ne gelir bilemiyoruz' yanıtını veriyorlar" sözleriyle bölgedeki hendeklerin oluşturulma gerekçesine dikkat çekti.


'Barış gelmesin diye Öcalan'a tecrit uyguluyorlar'


Devletin devreye koyduğu savaş konsepti üzerinden bir taraftan halkın taleplerini bastırmaya öte yandan topyekun savaş ilan ederek PKK Lideri Öcalan'ı tecride aldığını belirten Yüksek, "Savaş politikasının içerisinde Sayın Öcalan'ın rol alması halinde barış ve çözüm yönünde bazı gelişmelerin yakalanabileceğini biliyor ama şu anda AKP barış ve çözüm istemiyor. Barış ve çözüm istemiş olsa müzakerelere devam etmiş olurdu" şeklinde konuştu.


Gerçeği anlatacağız


Ayrıca bölgede yaşananların topluma doğru yansıtılmadığını, basının baskı altında kaldığını belirten Yüksek, "Toplum, vatandaş ne istiyor bunu bütün Türkiye toplumu bütün açıklığı ve objektifliğiyle bilmelidir. Bir kavga varsa bunun bir sebebi vardır. Demek ki birileri bir şey söylüyor" diyerek bölgedeki durumun sansürlenmemesini isteyen Yüksek, karartılan gerçeği anlatmak içinde diplomatik seferberlik başlatacaklarını söyledi.

 

Yüksek, "Ülke içinde sivil toplum örgütleri, yabancı elçilikler dahil olmak üzere birçok kesime gidip yaşanılanları anlatmaya çalışacağız. Yaşanılanları, toplumun talebinin ne olduğunu objektif olarak anlatmaya çalışacağız. Bu anlamda ülke içinde diplomatik bir trafik başlatmayı düşünüyoruz. Bir ikincisi de yurt dışında da bazı geziler planlıyoruz. DBP diğer siyasi partilerimizle birlikte, STÖ temsilcileriyle birlikte düşünüyoruz bunu. Birlikte hem ülke içinde hem ülke dışında çalışmalar yürüterek, bölgede olup biteni, toplumun beklenti ve taleplerini yansıtmaya çalışacağız. Ayrıca bölgede aktif kurumlar ve siyasi yapılar olarak en yakından gelişmeleri takip edenler olarak birinci ağızdan duymalarının daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz" dedi. 
 

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler