1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. "Silahları susturun, ölümleri durdurun!"
"Silahları susturun, ölümleri durdurun!"

"Silahları susturun, ölümleri durdurun!"

Diyarbakır Sur İlçesinde 29.günü geride bırakan sokağa çıkma yasakları ve çatışma ortamını ele alan Radikal yazarı Jale Özgentürk köşesinde şu satırları okurları ile paylaştı

A+A-

Türkiye'nin batı illerinden 100'ü aşkın barış çağrıcısı Diyarbakır'dan ses verdi: "Aslolan ölüm değil hayattır; aslolan insandır, insanın özgürlüğü, insanın mutluluğudur. Artık yeter! Yarın çok geç olacak, farkında mıyız?"

 
Yaklaşık üç aydır televizyon ekranlarından Suriye benzeri görüntüler izlediğimiz Diyarbakır'dayız. Sokağa çıkma yasağının olduğu Sur dışında normal bir hayat akıyor gibi. Arada bir gelen silah sesleri, bazı sokaklarda sıklaşan TOMA, tank gibi araçlar olmasa, kimse Diyarbakır'da olduğumuza inandıramaz bizi.

Ama giremediğimiz bir Sur var. 25 bin nüfuslu ilçede çatışmalar başladıktan sonra 20 bin kişi evini terketmiş, ilçede halen yaklaşık 4-5 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.
Seçimlerden sonra ülkenin batı tarafında bir türlü gerçek yankısını bulamıyor burada yaşananlar. Ta ki 12 yaşındaki Helin, Şırnak'ta ölen 6 Aylık Miray bebek ve evinin önünde günlerce yatan bir kadının ölü bedeninin fotoğrafları, kendiliğinden oluşan bir birlikteliğe dönüşüyor.

Türkan Elçi ve Rakel Dink
Gülseren Onanç, Oya Baydar, Mebuse Tekay, Şanar Yurdatapan, Ferhat Tunç, Nurcan Baysal, Melek Ulagay arasında birkaç telefonla kısa zamanda İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den 100'e yakın sanatçı, yazar, siyasetçi, avukat bir araya geliyor.

Barış buluşması için yola çıkılıyor.
Amaç yeni bir yıla sokakları barut kokusu, duvarları kurşun delikleriyle girecek olan acılı kent Diyarbakır’dan, ‘elinde silah olanlara’  barış çağrısı yapmak.

Hızla oluşturulan programın ilk bölümünde bir toplantı var. Konuşmacılar geçen Kasım ayında Diyarbakır’ın Sur ilçesinde öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi ve 2007’de İstanbul’da öldürülen Hrant
Dink’in eşi Rakel Dink.


Geride kalsın ölümler
Kocasını kaybettiği günden beri Sur bölgesine adımını atamayan Türkan Elçi duygusal bir konuşma yapıyor:
“Hoş geldin kardeşim. Bugün acılı yalnızlığıma hoş geldin. Ben, kardeşimi sevmişim bir kere kime ne! Mahzun bir kırgınlıktır benimkisi çok görme bana. Beni anlamayan toprak avuçlayıp koklasın. Yağmur kokan toprak beni anlatır.
Taze mezarlar yağmur kokar. Kederimi belki o an anlarsın. Öfke bileyenler sussun bir kere öfkeden bize ne! Kırgınlığım, yalnızlık korkusudur bunu çok görme bana. Yalnızlığı anlamayan gelip burada yaşasın. Silah sesi beni anlatır. Gece barut kokar. Binle, belki beni o an anlarsın.


Geride kalsın ölümler. Yalnızlık içinde bir mezar bizi bekler. Sessiz mezar taşına hep beraber barış yazalım. Dilsizlik ve sağırlıktan muzdarip zamanlarda gel sen beni bul.
Bu kış her kıştan daha kış. Ölümler kışlardan daha kış. Haydi, gel öfkemize ip bağlayalım. İpleri dipsiz kuyulara salalım. Baharlardan güller toplayıp kurşunun keskin sesine biz gül atalım. Hoş geldin kardeşim. Bugün acılı yalnızlığıma hoş geldin.”


Toprak ölüme doymaz
Rakel Dink'in kelimeleri de Elçi'nin sözleri kadar ağır:
“Hoş bulduk güzel kardeşim. Biz de geldik yalnızlığına ortak olmaya, biz de geldik elimizi uzatmaya, batıdaki kardeşlerle, doğudaki kardeşlerin bir arada bulunmasına katkıda bulunmaya, yalnız değilsiniz demeye.
Biz geldik, artık kan akmasın demeye, bu kanın sonu yok, biz hepimiz toprağın altına girsek, toprak doydum demez.

Onun için biz yeter demeye geldik. Bu yeteri duyurmak istiyoruz. Her tarafa bir şekilde silahları susturun demeye geldik. Kanın akıntısı dursun demeye geldik, ölümler dursun, toprak doymaz. Bitirin bu ölmeleri, öldürmeleri. Sizlerin, yöneticilerin iki dudağının arasındadır. Sizden rica etmeye geldik!..”
Toplantıda olayların tanıkları dinleniyor. Küçük bir kız çocuğu gözyaşlarını tutamayarak "üç aydır okulum kapalı. Okumak istiyorum, korku içinde yaşamak istemiyorum" diyor.

Çözüm masasına dönülsün!
Türkçesini Lale Mansur'un Kürtçesi'ni Rojda'nın okuduğu barış çağrısında ise hepimizin adına bir çığlık vardı|
“Diyarbakır’dan bütün Türkiye’ye sesleniyoruz: Koşar adım iç savaşa gidiyoruz, farkında mıyız?Savaş kararı alanlara sesleniyoruz.

Eller tetikten çekilsin, silahlar susturulsun, ölmeye öldürmeye son verilsin. Acilen çözüm masasına dönülsün, Meclis de sürece dahil edilsin, demokratik ortamda oturup konuşulsun.
Vatanın bölünmesinden kaygı duyanlara sesleniyoruz: Vatan bölünüyor, yürekler bölünüyor, farkında mıyız?
Savaş kararı alanlara sesleniyoruz: Kan-ölüm-yıkım üzerine iktidar kurulmaz. Bir durun, bir görün, bir anlayın; savaş kararınız kurşun olup, bomba olup, ateş olup insanları öldürüyor, doğayı, tarihi, kültürleri, insanlık mirasını, dostluğu, kardeşliği yıkıyor; farkında mıyız?
Ortak vicdanı temsilen sesimizi duyurmak için buradayız: Eller tetikten çekilsin, silahlar susturulsun, ölmeye öldürmeye son verilsin. Acilen çözüm masasına dönülsün, Meclis de sürece dahil edilsin, demokratik ortamda oturup konuşulsun.

Aslolan ölüm değil hayattır; aslolan insandır, insanın özgürlüğü, insanın mutluluğudur.
Artık yeter! Çocuklarımızı kurban etmeyin, bizleri kurban etmeyin; geleceğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi kurban etmeyin.

Yarın çok geç olacak, farkında mısınız?”
Hendekler yüreklerde açılmasın
Barış heyeti olarak daha sonra Sur ilçesine doğru yürüyüp, Sevgi Anıtı önünde barış duyurusunu yeniden seslendirdik. Aralarında benim de bulunduğum bir grup bir buçuk yıldır valilik yapan Hüseyin Akyol'u başka bir grup da Diyarbakır Belediyesi ve Diyarbakır Barosu’nu da ziyaret etti.

Belediyede eş başkanlar Gültan Kışanak ve Fırat Anlı ziyaretten çok memnun olduklarını anlatırken, barış masasının yeniden kurulması gerektiğine dikkat çektiler.
Kışanak, barış sürecinden çok umutlandıklarını söylüyor ve şu anda yaşananlara ilişkin duygularını şöyle açıklıyor:
"Darbe dönemleri, 12 Eylül dahil hiç bu günlerdeki kadar kendimi kötü hissetmemiştim. Çünkü o zamanlar bir çıkar yol var diyorduk.şimdi sorunlar katmerleşecek diye hissediyoruz.Ortadoğu'daki bölgesel konjonktür ve iktidarın gelecek tahayyülü korkularımızın büyümesine neden oluyor. Gecikirsek bu kez hendekler yüreklerimize kazınmış olacak."

Fırat Anlı da lanetlenmiş bir coğrafyanın mağdurları olarak tanımlıyor bölgedeki insanları... "Bu zulüm bize fazla. Kaldıramıyoruz. Evlat acısı İstanbul'daki insanlar kadar yaralıyor bizi" diyor.
Batıdan gelen bir günlük nefes Diyarbakırlıları umutlandırıyor. Kalplere hendek kazılmadan bu çabaların artması ne kadar önemli, ortada. Bölge insanı barış trenleri, barış uçakları kalksın, istiyor.
Barış isteyenlerin mesajı elinde silah olan iki tarafa!
Yapılacak ilk iş barış grubunun sloganında dile geliyor:
Silahlar sussun, zulüm dursun, barışı konuşalım!

Etiketler :

HABERE YORUM KAT