Sesimizi Duyun!

Sesimizi Duyun!

Bugün Sur’da sokağa çıkma yasağının 37. Günü. Bizler bu topraklarda aileleri ile yaşayan insanlar olarak, çatışmaların en yoğun olduğu 90’lı yıllarda dahi bu kadar ağır travmalar yaşamadık.

A+A-

Yanı başımızda çok kavrayamadığımız ve bilgi sahibi olmadığımız bir anda devrilen masa ve sonrasında bugün yaşadığımız savaş!


Bu savaşa düşük yoğunluklu demek bile canımızı acıtıyor. 
Her gün başımızı vücudumuzu eğerek üzerimizde silahların topların patladığı bir alanda işe geliyoruz. Silah ve top sesleri ile irkiliyor, yaşanan ölümler ile korku ve tedirginliklerimiz artıyor. Gün sonunda sağlıklı bir şekilde eve gitmeyi ve ailemizi de sağlıklı bir şekilde evde görmeyi umuyoruz. 
Çocuklarımız artık topun, silahın ve merminin ne olduğunu gayet iyi biliyor. Savaş, ölüm, çatışma, travma sözcüklerine hiç yabancı değiller. Sizce bu çocuklar gelecek için ne hayaller kurarlar?
Bugün 37 gündür bu kentte normal yaşam sürsün, daha fazla insan savaşın yarattığı yıkımlardan etkilenmesin, en asgari düzeyde temel ihtiyaçlar karşılansın diye kurumlar, yapılar çalışmaya, hizmet vermeye devam ediyor. 
Her gün bu bölgede sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı il ve ilçelerde 10’dan fazla sivil vatandaşın hayatını kaybettiği haberleri geliyor. Cenazeler günlerce, haftalarca yerde kalıyor, insanlar yakınlarının cenazelerinin yanı başında evlerinden dışarıya çıkamıyorlar.
Ve artık kurşunun nereden geleceğini ve nereye isabet ederek kaç insanın hayatına son vereceğini, kaç ailenin umutlarını yıkacağını, öfkesini büyüteceğini tahmin etmek imkansız. 

Bizler oda çalışanları olarak 37 gündür Diyarbakır’ın kalbi, geçmişimiz ve geleceğimiz Diyarbakır Surları’nın hemen dibindeki tarihi hizmet binamızda hizmet vermeye çalışıyoruz.
Bu savaşın sadece silahlı gruplar ile yürütüldüğü ve kent sakinlerinin etkilenmediğini ifade etmek o kadar gülünç ki bizler için. 
Silah sesleri artınca koridorlarda toplanıyor, birbirimizi sakinleştiriyor, işyerimizden ayrılırken yasağın uygulandığı alandan yürüyerek toplu bir şekilde geçiyor ve artık duyduğumuz her sesi top, silah ve roket sesleri ile karıştırıyor ve ürküyoruz. 
Ancak yaşanan ölümleri, günlerce yerde kalan cenazeleri, yasaklı bölgelerde çocukların yaşadıkları travmaları düşündükçe korkularımızdan ve yasaklı bölgelere göre daha rahat olan yaşam koşullarımızdan utanıyoruz. 
Her gün yakınlarımızı, dostlarımızı, hemşerilerimizi kaybediyoruz. 

Bizler her gün yaklaşık 6 aydır çatışmadan etkilenen, kredisini ödeyemeyen, işçilerini işten çıkarmak zorunda kalan, iflasın eşiğine gelmiş ve asgari düzeyde tutunmaya çalışan işletmelerin sorunları ile karşılaşıyoruz.
Ve bu sorunların arkasında işten çıkarılan, herhangi bir sosyal güvencesi olmayan, ortalama 6-7 kişilik bir aileyi geçindirme sıkıntısı ile karşılaşan ve artık her şeye umutsuz bakan insanların yaşadıklarını anlamaya, EMPATİ kurmaya çalışıyoruz. Sur’dan, Silvan’dan göç etmek zorunda kalan, yerinden edilen insanlarımızı söylemeye gerek yok sanırız.
Artık burada hayat ölmemek ve yaşamak için en asgari ihtiyaçları karşılamak üzerine kurulu. İşletmeler açısından da bırakın yeniyi kurgulamayı mevcudu korumak ve kaybetmemek üzerine kurulu. 
Yerel işletmeler bırakın Ortadoğu’yu, Türkiye’nin başka bölgelerin
e hizmet ve mal gönderemiyorlar. Şehrin ticaretteki can damarı Sur’daki işletmeler 37 gündür tamamen kapalı. Bu koşullarda birbirimize ne satacağız, nasıl sürdüreceğiz bu ekonomiyi? Ekonomiye dayanan temel insan ihtiyaçlarını ve yaşamı? 

Bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız. Bizler bu ülkede yaşıyoruz, çalışıyoruz, emek veriyoruz ve gelecek kurguluyoruz. 
Şimdi ağır silahların burnunun ucuna dayandığı insanlar! Bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız. 
Devrilen masadan önce çözüm sürecini, barışı, müzakereyi en çok biz sahiplendik, savunduk. 
Sizce artık ortak bir yaşam kurgulamak mümkün mü?
Savaşın yarattığı sadece yıkılan binalar ve sadece artık sayabildiğimiz, isimlerini bilmediğimiz ölümler mi? 
Arkasında yarattığı toplumsal travmalar, öfkeli yeni nesiller ve geleceğe dair kocaman bir umutsuzluk değil mi? 

Sesimizi duyun, Türkiye’nin batısında yaşayan insanlar.
Biz bu topraklarda yeni yıla her an ölüm korkusu ile girdik. 

Ve sormak istiyoruz! 
Kazanan kim bu savaşta?
Neden bir ses vermiyor toplum, kurumlarımız?

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler