1. HABERLER

  2. RÖPORTAJLAR

  3. 'Serok Ahmet' Kürtçe öğreniyor!
'Serok Ahmet' Kürtçe öğreniyor!

'Serok Ahmet' Kürtçe öğreniyor!

Kürtçede ve Türkçede çok fazla Arapça ile Farsça kelime olduğunu söyleyen Davutoğlu: “Her Türk iyi dinlerse Kürtçeyi anlar. Gramer kitabı aldım yavaş yavaş Kürtçe öğreniyorum

A+A-
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, partisinin ilk kongreleri için Diyarbakır ve Batman'a dün yaptığı ziyaretler, çözüm süreci, 6-7 Ekim olaylarından sonra yaşanan gelişmeler nedeniyle ayrı bir anlam taşıyordu.
 
Milliyet'ten Serpil Çevikcan'ın haberine göre, başta Diyarbakır olmak üzere her iki kente yaptığı ziyaretlerde coşkuyla karşılanan Davutoğlu, Ankara'ya dönmeden hemen önce sorularımıza şu yanıtları verdi:
 
 Kürtçe öğrenmek istiyorum dediniz nasıl öğreneceksiniz?
 
Aslında yavaş yavaş öğreniyorum. Dikkat ederseniz bir ilerleme var. Eve çok güçlü bir Kürtçe gramer kitabı  aldım. Kürt edebiyatı üzerine de epey iyi bir koleksiyonum var. Aslında hiçbir Kürtçe altyapım yok. Yalnız her Türk iyi dinlerse  Kürtçeyi anlar. Kürtçede de Türkçede de çok fazla Arapça ve Farsça kelime var.
 
Serok Ahmet  güzel bir his
 
 Bugün size ilk defa Serok Ahmet denildi.
 
Memnun oldum. (Gülerek) Biji Serok Ahmet... Güzel bir his. Boşnakça  bana Başbakan Ahmet demiş olsalardı bundan rahatsızlık duyar mıydım duymazdım. Hatta gurur duyardım. Yurtdışında  denilince rahatsız olmuyorum da Türkiye'de,  biri Kürtçe Serok Ahmet dediğinde niye rahatsız olayım. Zaten düşmanlıkların kırılma noktası bu. Ben burada bayrak işini anlattım. Bazıları hilali sindiremiyor içine. Tabanda ise doğulu Kürt ya da batılı Türk bayrağı görünce aynı şeyi anlıyor. 12 Eylül, Türk ulusalcılığı adına baskı yaptı. PKK da Kürt ulusalcılığı adına karşı çıktı. Ben Yörük Türkmenim ama benim Diyarbakırlı Kürt kardeşimle insicamımı bozmaz. Al bayrağı böyle anlatmıyorlar. Ulusalcılığın etkisiyle buralara getirilince o da karşı çıkıyor.
Bayrağı sembol olarak kullandım. Buradan Filistin'e giden bir Kürt bayrağı orada Türk bayrağını görünce gurur duyar.
 
 Çözüm sürecinde kamu düzeni esastır diyordunuz. Kamu düzeni  bütünüyle sağlanırsa, çözüm süreci nereye evrilir, nasıl gelişir?
 
İyi şeyler olacak, oluyor. Sokaklarda olağanüstülük yok. Mesafe alınmadı değil. bugün Diyarbakır'da sokaklarda  muazzam ilgi vardı. Selahattin Demirtaş Konya'da  ne kadar kolay kongre yapıyorsa, HDP Konya'da ne kadar kolay siyaset yaptıysa  Ak Parti ya da başkaları da burada aynı rahatlıkla siyaset yapmalı. Hiçbir Konyalının aklına baskı yapmak gelmez, burada da gelmemeli.Belediye çöpçüsü görüntüsü altında baskı yapıyorlar. Buna kimsenin hakkı yok.Birçok insanı bölgeden sürme çabası var. Türkiye'nin her yerinde rahat siyaset yapılması lazım. Türkiye'nin gidilemeyeceği yerinin olmaması lazım. Bir baskı olmaması lazım. Partilerin adını halk, demokrasi, barış koymak kolay da gereğini yapmak lazım.
 
 Çözüm sürecinde nehrin yarısı geçildi demiştiniz. Diğer yarısı için bir süre verebiliyor musunuz?
 
6-7 Ekim olayları sırasında çok büyük vandalizm oldu. Ama PKK, HDP, Hüda-Par'ı bir kenara koyun, halk nehrin yarısını geçtiğini gördüğü için  tepki gösterdi. Kamu düzeni olsun diye devleti çağırdı.
Öldürülen çocukların aileleriyle görüştük. Bir hanım dedi ki 'biz sizi yanımızda görmek istedik dedi ama göremedik' dedi. 'Siz derken  neyi kast ediyorsunuz' dedim. 'Devleti görmek istedik, polisi görmek istedik' dedi. 'Polis oradaydı ama her yere ulaşmak mümkün olmadı. Devleti görmek istedik' dedi. Devlet oradaydı. Birileri oradan Kobani gibi şeyler çıkarmak istedi. Halk önce katılmayarak büyük direnç gösterdi.  Önce sessiz sonra sesli tepki verdi. Buraları yakıp, yıktılar. 1 ay içinde yeniden inşa ettik. O travmayı atlattık. İnsanların yüzleri gülüyor. Caddeler pırıl pırıl oldu. Biz yaptık bunu. Çözüm süreci için yoğun görüşmeler sürüyor. Seçime gidiyoruz. İnşallah sükunet içinde seçimleri yaparız.
 
Hesabı verecek hükümet
 
 Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu toplantısına ilişkin olarak bugüne kadar değerlendirme yapmadınız. Ne diyeceksiniz?
 
Bu tür şeylere ilkesel çerçeveden bakarım. Nedir bunlar? Bir; Anayasanın Cumhurbaşkanımıza tanıdığı yetki var; Bakanlar Kurulu'nu ihtiyaç gördüğünde toplantıya çağırmak. İlk defa da Cumhurbaşkanımız yapmıyor. Bu çerçevede yapıldı. 2014 değerlendirmesi kapsamında ele aldık. İyi bir istişare oldu. Bunun olumsuz bir sonucu hiçbir şekilde olmaz. Cumhurbaşkanımızla konuştuk, iyi bir istişare oldu. Kendisinin  tecrübelerinden istifade ettik. Cumhurbaşkanımızla aramızda olumsuz hiçbir şey söz konusu olamaz. Bu tip olayları normal hukuki zemininde değerlendirmek lazım.
 
İkinci ise bugünkü hukuki zemin içinde  hesap verme Bakanlar Kuruluna ve Başbakan olarak bana aittir. Yanlış giden şeyler olursa Cumhurbaşkanımız ilzam edilemez. Hesap verecek olan hükümettir. Burada bir sorumluluk ve yetki çatışması bekleyenler ART niyetli bir tutum içindeler. Cumhurbaşkanımız hükümetimize kanaatleriyle fikirleriyle destek verir. Üçüncüsü ise Türkiye'de özgürlükçü bir anayasa reformuna ihtiyaç vardır. Anayasal reform içinde siyasal sistemin ne olması gerektiğine ortak akılla yeniden bakarız.
 
Ama seçimlere giderken hesabı verecek olan hükümettir. Cumhurbaşkanımızla benim aramda bir yetki ve sorumluluk çatışması yoktur. Böyle bir değerlendirme hem art niyetlidir hem siyasi sürece zarar verir. Bundan bizim olumsuz etkileneceğimizi kimse düşünmesin.
 
Grup kararı almadık
 
 Yüce Divan oylamasında AK Parti'den 50'ye yakın fire var. Parlamentodan çıkan kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu konuda yapılan değerlendirmeleri takip ettim. Parlamentoda bulunmayışım herhangi bir kasta mebni değil. Parlamentoda bulunmamak için İngiltere'de olmadım. İngiltere Başbakanı Cameron, Türkiye'ye geldiğinde o tarihi tespit ettik. Ben tam 9 toplantıda konuştum. Ocak ayını Avrupa ayı olarak ilan ettim. AB Bakanımız Volkan Bozkır'a da talimat verdim. 'Ocak ayında Almanya, İngiltere, Brüksel'e gitmek  istiyorum' dedim. Türkiye'de bazen olaylara olduğundan fazla anlam yükleme alışkanlığı var. Komisyon toplantısının 5 Ocak'a erteleneceğini bile bilmiyorduk. AK Parti'nin bütün milletvekilleri aynı yönde oy  verselerdi bu sefer de 'grup kararı alındı, milletvekillerinin iradelerine baskı yapıldı' diyeceklerdi. Ben ta başında söyledim, komisyona en ufak bir müdahalem olmaz. Zaten anayasaya aykırı. Grupta, 'AK Parti'nin birliği ve beraberliği önemli. Bu bir darbe teşebbüsü' dedim. AK parti ve parlamentonun genel aklı, 17 Aralık'ın bir darbe teşebbüsü olduğu kanaatini teyit etmiştir.
AK Parti grubu ve Meclis bir ortak akıl etrafında oy kullanmıştır. Bu arada farklı kanaate sahip arkadaşlar da o kanaatleriyle oy kullanmışlardır. Bu AK Parti'nin farklı bir kanaati olduğu anlamına gelmemiştir. Daha doğrusu soruşturma komisyonun verdiği kararla aynı boyutta olmuştur. Teknik ve hukuki bir değerlendirme yapılmıştır. Ama muhalefet partileri komisyon aşamasından itibaren ihsası rey yapmıştır. Sen baştan suçlu ilan edeceksen komisyona niye geldin. Bu işin doğasına aykırı.
 
Ha AK Parti'nin grup kararı aldığı bir konu olsaydı o zaman AK Partinin birlik ve beraberliği test edilmiş olurdu. Örneğin iç güvenlik reformunda AK Parti grup kararı almıştır. Orada farklı kanaat olmaz. Ama yasanın 'herkes tek başına karar verir' dediği konuda bu sonucu fire ve Ak Parti içinde çatlak olarak değerlendirmem.  
Arkadaşlarımızın değişik kanaatleri olmuşsa herkes ona saygı duymak zorundadır.  Kaç testten geçtik. Ak Parti'nin etik ve siyasi bütünlüğü bozulmamıştır. Bu sarsılacak bir şey değildir. Burada da darbe teyit edilmiştir ama farklı kanaatler olmuştur.
 
Kaynak: MİLLİYET

HABERE YORUM KAT