11 Aralık 2016 Pazar
  • Diyarbakır2 °C
  • İstanbul12 °C
  • Ankara4 °C
  • Antalya16 °C
  • İzmir8 °C
  • IMKB
    0.00
    %
  • Altın
    129,876
    %0.20
  • Dolar
    3,4745
    %0.90
  • Euro
    3,6641
    %0.14

Selçuk'a göre AKP idam edilir mi?

Selçuka göre AKP idam edilir mi?

29 Temmuz 2008 20:02

Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Siyasal Partiler Yasası’nda ’parti kapatma’ maddesinin yer almasının demokrasiye aykırı olduğunu söyledi ve ekledi:

 

Mine ŞENOCAKLI'nın röportajı

Ve bu maddeyi partiler açısından idam cezasına benzetiyor. “AKP’nin 6 yıllık iktidarı boyunca yasayı değiştirmemesi büyük hata” diyor. Ama şu anda yürürlükte olan yasa da bu... Anlayacağınız, eğer AKP kapatılırsa idam fermanını biraz da kendi imzalamış olacak!

AB’den şöyle yorumlar yapılıyor. ’Yüzde 47 halk desteğiyle iktidara gelmiş AKP kapatılmaz’ deniyor...

Kimileri Avrupa’dan yansıyan görüşleri yanlış algıladı ya da doğru anladıysa kanımca kötüye kullandı. Avrupalı hiçbir zaman yargı konusunda doğrudan görüş bildirmez. Dolaylı olarak görüş bildirir. Daha doğrusu var olan ve uygulanan yazılı hukuku değerlendirir. Onlar özünde şunu demek istiyorlar: “Çağcıl bir demokraside partileri halk değerlendirir ve bu denli çok parti kapatılamaz. Nitekim Türkiye bu yüzden birçok kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde dava yitirdi, hüküm giydi. Geliniz, yazılı hukukunuzu değiştiriniz.” Birçok değerli hukukçu ve ben de bunları söylüyorum. Nitekim 25 yıllık, 12 Eylül kalıntısı Siyasal Partiler Yasası’yla ilgili olarak, 2001’de adli yılı açarken tam 11 sayfa ayırmışım. Özetle demişim ki, ’Bu yasa Türkiye’nin başına dertler açtı, açmayı sürdürüyor. Her maddede onlarca yasak var. 78. maddeden başlıyor 102. maddeye dek... Bu yasa var olduğu sürece Türkiye’de çok parti kapatılır.’ O zamana kadar 24 parti kapatılmış. ’Kaldırın bu yasayı. Ya hiç yasa yapmayın ya da çok kısa bir yasa yapın’ demişim. Ama ne yazık ki hiçbir iktidar bu seslere kulak vermemiş.

‘Keşke AKP’liler sinirlerine egemen olabilseydiler’

AKP’liler şimdi bu yasayı değiştirmek istiyorlar...

Baştan yapmalıydılar. Biraz geç kaldılar... Geçmişte de aynı şey oldu. Kapatma davası açıldığı vakit de kıyamet koptu. Kimde koptu? İktidar partisinde. Canı yanacak olan onlar idi. Keşke heyecanlarına, sinirlerine daha egemen olsalardı. Çünkü söylenecek söz belliydi. Bu parti kapatma davası ilk defa gündeme gelmedi ki! Evet, bu kez iktidar partisinin varlığına yönelik iddialar ve dava var. Ama Siyasal Partiler Yasası’nda iktidar partilerinin kapatılmayacaklarına ilişkin bir madde yok ki! Hukukun ve hukukçuların önünde bütün partiler eşit durumdadır. Şunu unutmayınız, cumhuriyet savcıları kesin kanıtla dava açmazlar. Olayın oluştuğuna ilişkin kanıtlar kuşku düzeyine ulaşmışsa dava açarlar. Ceza Yargılaması Yasası’nın 170. maddesi açıktır. Kuşku üzerine dava açılır. Kanıtlar bir olayın olduğuna ilişkin bir kuşku sergilerse, savcı davayı açmak zorundadır. Bizde Fransa’da olduğu gibi savcının takdir yetkisi yoktur. Ama aynı savcı mahkemeye gider, açık yargılama yapılır, kanıtlar tartışılır. O kanıtlar kesin düzeyde değilse savcı, ’Ben kuşku üzerine dava açtım. Ama olayın oluştuğuna ilişkin kesin kanıt göremiyorum, sanığın aklanmasını istiyorum’ der. Sistem böyle işler. Doğru bir sistemdir bu. Savcıların takdir yetkisi yoktur. Elbette eksikliklerimiz var. Sözgelimi savcının dava açması üzerine bir yasa yolunun olmaması gibi. Ama genelde işleyiş doğru.

‘Yapacak hiçbir şey yok, mahkemeleri yazılı hukuk bağlar...’

Ergenekon davasını, kapatma davasına karşı bir misilleme gibi yorumlayanlar var...

Hiçbir ilgisi yok. Birisi adli yargıdadır, diğeri anayasa yargısındadır. Zaten cumhuriyet savcısının dava açma sürecinde hiçbir zaman yürütmenin, hükümetin, Meclis’in etkisi olamaz.

Niye olamaz?

Ben yıllarca savcılık, yargıçlık yaptım. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım. Hiçbir siyasetçiden ya da hükümetten bana bir telkin, öneri gelmedi. Ama şu olabilir bir görevlinin elinde belge vardır, ihbar olarak size ulaştırır. ’Şöyle bir belge var. Takdir size aittir’ der gönderir, o ayrı. Hükümetten böyle bir şey gidip gitmediğini bile bilmiyoruz. Düşlerle yargılarda bulunuyoruz. Yani hükümet MİT kanalıyla böyle bir duyum almışsa onu elbette ilgili merci olarak cumhuriyet savcılığına duyuracaktır. Bunun dışında bir şey olmaz. Bir başka deyişle, ’Davayı mutlaka aç ya da açma’ deme yetkisine sahip değildir yürütme organı. Sadece bilgi olarak sunar elindekileri. Davayı açma yetkisi ve tekeli, cumhuriyet savcısınındır. Türk Ceza Yasası’nın maddeleri bellidir. 309. maddeden sonraki maddeleri ilgilendiren eylemler söz konusu. Eğer o maddelerden birine uyma olasılığı varsa, bu konuda da kanıtlar şüphe noktasına gelmişse davayı açmak zorundadır savcı. Bu kadar açık ve basit. Ergenekon davası için de böyle, kapatma davası için de...

Ama davaların özleri farklı demiştiniz...

Kapatma davasında da Ceza Yargılaması Yasası hükümleri uygulanır. Eğer Siyasal Partiler Yasası’ndaki nedenlerden birisi konusunda, yani Yasa’nın anlatımıyla odak olma konusundaki kanıtlar kuşku noktasına gelmişse davayı açmak zorundadır savcı. Bütün davalar için bu ilke geçerlidir. Cumhuriyet savcısının davayı açmama lüksü yoktur. Bunu herkes bilmeli.

‘Odak tanımını hukukçular bile yapamaz’ diyorsunuz...

Yapamaz. Nedeni şu bir tanımı yapabilmeniz için dayandığınız kavramların sınırlarının belli ve kesin olması gerekir. Odağın ne olduğu belli değil. Kararlılıktan ya da yoğunluktan söz ediyor yasalar. Yoğunluğu da tanımlayamazsınız, kararlılığı da... Size göre başkadır, bana göre başka. Görece kavramlarla tanım yapılamaz.

Görece kavramla parti de kapatamazsınız o zaman?

Haklısınız. Ama zorunlu olarak mahkeme takdir edecek ve bir tanım yapacak. O da kimseyi tatmin etmeyecek. Çünkü bu görece kavramların doğasında olan bir durum. O yüzden görece kavramlarla yapılan tanımlar, her zaman Türkiye’nin başını ağrıtmıştır. Eskiler, ’Tarifi muarrefle tarif etmek’ derlerdi buna. Yani tanıma gereksinmesi olan bir kavramla tanım yapılmaz. Bu bir tür mantık hilesidir, saptırmasıdır paralojizmdir. Siyasal Partiler Yasası’nın 103. maddesindeki odak tanımı bunun tipik bir örneğidir. Çünkü kararlılık ve yoğunluk kavramları kesin değil ki odak kavramı kesin olsun.

Siz ‘Bu maddeye dayanılarak pek çok parti idam edildi’ diyorsunuz...

Evet. Bir yerde tüzel kişilik ortadan kalkıyor. Bu bir nevi ölüm cezası gibi bir şey. Parti hakkında ölüm cezası...

‘Bu bir demokrasi oyunu gerçek demokrasi değill’

Peki bu odak tarifine dayanılarak AKP de idam edilir mi?

Onu bilemem. Ancak kanımca yanlış olan yasadır. Savcının eline çok kötü bir yasa veriyorsunuz, ondan sonra sorumluluğu savcıda arıyorsunuz. Bu çok yanlış. Bana göre yapılması gereken şey bellidir Anayasa’nın ilgili maddesini, daha doğrusu Anayasa’yı bütünüyle kaldırmak ve yeni bir Anayasa yapmak. Bu yapılmadı.

Yapılmadığına göre?

Yapacak bir şey yok. Mahkemeleri yazılı hukuk bağlar. Ona göre karar verirler.

O zaman siz AB’nin ’AKP artık kapatılmaz’ yorumlarına katılmıyorsunuz...Dediğim gibi bu görüşler kanımca yazılı hukukla ilgili. Diyorlar ki sözgelimi, ’Venedik Komisyonu ölçütlerine göre karar verilsin.’ Ama bu ölçütler benim yazılı hukukum değil. Onu mahkemeye yönelik bir eleştiri olarak almayın. O Türkiye’deki yazılı hukuka yönelik bir eleştiridir.

Peki dava başlamışken yasa düzeltilebilir mi? Bu yasaları değiştirmek etik olur mu?

Tabii ki etik olmaz. Zamanında bu yasalar düzeltilmeliydiler. Şimdi yaparsanız, kendiniz için yasa çıkarmış olursunuz. Zaman vardı.

Yani 6 yıl önce yapabilirlerdi?

Evet. Üstelik, damdan düşen insanlardı. Acı deneyimler yaşamışlardı. Düzeltmeleri gerekirdi. Bunları kendileri için yapmayacaklardı, kalıcı ve sağlıklı bir Türk demokrasisi için yapacaklardı. Eğer şimdi yaparlarsa kendileri için yapmış havası doğar, etik olmaz. Sıkıntı olur.

Yargının yansız karar vereceğine ilişkin güven çok sarsıldı...

Buna benzer laflar çıkarsa güven sarsılır tabii... Yepyeni bir anayasa zorunlu. Mevcut Anayasa ile, mevcut Siyasal Partiler Yasası’yla demokrasiyi kuramazsınız, bu Seçim Yasası’yla ulusal iradeyi doğru gerekleştiremezsiniz. Bu yasalar kesinlikle kalkmalı. Yepyeni, AB ölçütlerine uygun bir yazılı hukuk mutlaka yürürlüğe konmalı ve uygulanmalı. Bu yazılı hukukla, yani Siyasal Partiler Yasası’yla, Seçim Yasası’yla demokrasi inşa edilemez. ‘Yüzde 10 barajına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karşı çıkmadı’ denilebilir. Ancak bu seçimde adaletin varlığı anlamına gelmez. Bu yasalar, olması gereken hukuka aykırı. Herkesin sağduyusunu zorluyor. Adaysınız. Size verilen oyların büyük bir kesimi büyük bir olasılıkla gönülsüz oylardır. Çünkü seçmen diyor ki, ’Benim partim kazanamayacak. En yakın parti de şu, bari ona oy vereyim.’ Eğer bu seçim barajı yüzde 10’un altına inerse, herkes kendi partisine oy verecek. O zaman takke düşecek kel görünecek. Onun için partilere verilen oy oranlarının gerçeği yansıtmadığını, yapay olduğunu düşünüyorum. Ulus iradesi tam anlamıyla Meclis’e yansımıyor. Üstelik yüzde 30-35 oyla sandalyelerin yüzde 66’sına sahip oluyorsunuz. İki misli! Bu düzene demokrasi denmesi mümkün değil. Bütün partiler için geçerli söylediklerim. Parti başkanları çok önemli bir rol oynuyor. Neden? Onun gösterdiği adaya oy vermek zorunda seçmen. Milletin vekilini de genel başkanlar seçiyor, başbakanı da... Bu bir demokrasi oyunudur, ama gerçek demokrasi değildir. Halk iradesini kutsallaştıranlardan sağduyu beklemek hakkımızdır.

Sizce baraj kaça inmeli?

En çok yüzde 5. Belki de en iyisi, en ideali yüzde 3. Böylece Meclis’te çok ses olacaktır.

Vatan

Okunma Sayısı : 611

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1495032
2.Beşiktaş1495032
Detaylı Puan Tablosu>>
LİNKLER
Güvenli bir şekilde paykasa satın alın!
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık