1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Şehitler Şehri Silvan Kitabı Çıktı
Şehitler Şehri Silvan Kitabı Çıktı

Şehitler Şehri Silvan Kitabı Çıktı

1990 ve 2004 yılları arasında Silvan'da meydana gelen faili meçhul cinayetleri araştıran Ferhat Parlak'ın "Şehitler Şehri Silvan" kitabı çıktı.

A+A-
1990 ile 2004 yılları arasında Silvan'da işlenen faili hizbul, faili devlet cinayetleri, kayıp, göç, işkence ve tecavüz olaylarını araştıran Ferhat Parlak'ın merakla beklenen  "Şehitler Şehri Silvan" kitabı çıktı. 2004 yılında bu kitabı çıkaran araştırmacı, gazeteci-yazar Yaşar Parlak, yaklaşık 3 ay sonra faili meçhul bir cinayete kurban gitti.  Parlak'ın, gizem dolu cinayeti 10 yıldır faili meçhul.
Fehat Parlak, sistemin bilerek gizli bir şekilde bu cinayetleri aydınlatmayıp zaman aşımına uğrattğını söyleyerek, “Kürtlerle barışmanın ve helalleşmenin tek yolu adalet ve geçmişle yüzleşmektir” dedi. Parlak, açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Gerçekleri görmesinler diye insanların gözlerinin çıkarıldığı, konuşmasınlar diye dillerinin kesildiği, yazmasınlar diye bedenlerinin kurşunlandığı bir ülkede, yürekler ne kadar yaralı ve ne kadar da yorgun…
 
Şehir şehir, köy köy dolaşarak Silvan'da faili hizbul ve faili devlet cinayetlerine kurban giden yurtseverlerin aileleri ile görüşüp toplumsal bellekteki hikâyeleri tek tek topladım. Röportaj için her kapıya gittiğimde beni güler bir yüz karşıladı ama kapıdan uğurlarken öyle değildi. Sistemin ve kontranın o dönem cinayetleri için PKK'lileri öldürdük yalanına her evden kapılar kapanıyor ve cinayetlerin sebepleri bir bir ortaya dökülüyordu. Bazı aileler ise o dönemin buğusunu üzerinden atamamış olduğu için “Bir oğlumu kaybettim. Diğer oğlumu kaybetmek istemiyorum!” diyerek çoğu kez bizimle röportaj yapmayı reddediyorlardı. Çünkü o dönemde cinayeti gören, onu hastaneye kaldıran, ailesine başsağlığına giden, bu cinayetleri eleştiren ve öldürülen insanlar için Fatiha okuyanlar bile ertesi gün faili hizbul ya da faili devlet cinayetine kurban gidiyordu. Bende bütün bu hikâyeleri önüme sererek ve mümkün olduğunca objektif olmaya gayret ederek yazmaya koyuldum. 
Sistemin, kardeşi-kardeşe, evladı-babaya öldürmeye teşvik ettiği, öldürülenlerin mezar taşlarına isimlerinin yazılamadığı bir dönemden geçti Silvan... Vahşet yıllarında öldürülen yurtsever ve demokratların mezarlarına saldırı düzenlendiği için mezar taşlarına isim bile yazılamıyordu. Sözde Allah adına ölüden bile intikam alan bu cahiliye dönemi insanlarına, Hz. Muhammed'in “Ölüden hüküm kalkmıştır” hadisi, çıkarlarına ters düşmüş olacak ki bu uyarıya kulak tıkamışlardı.
Silvan'da yaşam kaygan bir zemindi, tutunmak zordu. Kız çocukları başları açık olduğu için çivili topuzlarla öldürülüyor, camiye Kur'an-ı Kerim dersi almaya gelmeyen çocukların aileleri ise, ölümle tehdit ediliyordu. Korkudan, camiye gönderilen çocuklara bu sefer Kur'an-ı Kerim yerine dövüş teknikleri (karate) öğretiliyordu. Her cinayetten sonra çok şükür denilerek kalaşnikoflarla sokaklarda zafer naraları atılıyordu.
 
Tüm bu yaşananları araştırırken her anne ve babanın “Beni anlayabiliyor musun evladım?” sorusuna gözlerim doluyor ve hafifçe başımı sallıyordum. Belki bir anne ve baba kadar değil ama babasını bu menfur cinayetlere kurban veren bir evlat olarak bende acının rengini biliyordum. Babam gazeteci-yazar Yaşar Parlak, 2004 yılında bu kitabı çıkardıktan yaklaşık 3 ay sonra Selâhaddîn Eyyûbî Camii avlusunda ensesine sıkılan tek kurşunla öldürüldü.  Babam, “Şehitler Şehri Silvan” kitabının önsözünde “Kitabın ikinci baskısı hazırlanacak. Ulaşamadığımız aileler, eksik bilgi veya hikâyeleri bize ulaştırabilirler” demişti. İkinci baskı kendisine nasip olmadı. Her bir cinayetin ardından “Şehit Namirin” deyimi ne kadar çok şeyi ifade ediyor değil mi? Bende, Yaşar Parlak'ın tamamlamaya ömrünün yettirilmediği bu kitabın devamını getirmek için onun bayrağını devraldım.  
 
Bu çalışma hiçbir şekilde masa başında hazırlanmadı. Bire bir sahaya inerek ailelerle görüşülüp hazırlandı. Yaptığımız araştırma neticesinde, Silvan'da çetelesini tuttuğumuz 250 ölü, 45 yaralı, 111 işkence, 13 kayıp ve 316 göç hikâyesine yer verildi. Yurtseverler cephesinde bu kitabın yüzde 80-90 arasında tamamlandığını düşünüyoruz.
 
Bu kitabın amacı insanları kesinlikle birbirine düşürmek ya da düşmanlık duygularını ortaya çıkarmak değil. Tam aksine bu olayların tekrar yaşanmaması için yeni nesle ve gelecek nesle bir uyarı mahiyetindedir. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin aileleriyle barışmanın ve helâlleşmenin yolu adalet, hakikat ve geçmişle yüzleşmeden geçer. Türkiye karanlık geçmişiyle mutlaka yüzleşmelidir. Devletin göstermelik yargılamaları bırakıp, mahkemelerin kirli raflarındaki faili meçhul dosyaları tek tek indirmesi gerekir. “
Ferhat Parlak, son olarak “Biz bu cinayetleri işlemedik diyenlere tanık olarak bu kitabı sunuyorum” dedi.
 

HABERE YORUM KAT