
SEÇİM DİYARBAKIR'DA YAPILDI
09 Nisan 2009 01:58Seçime üç parti girdiler ve bunlar akepe, saadet ve dtp oldular. Seçim, Diyarbakır’da yapılıyordu. Akepe, mutlak olarak yenilmiştir. Tayyip Erdoğan çok daha yenilmiş ve adeta dövülmüştür. Mos mor’dur. İşte Yalçın Küçük'ün 47 maddelik seçim ana
Usta gazeteci ve yazar Yalçın Küçük 20 mart seçimlerini analiz ederkek, Seçim Diyarbakır'da Yapıldı" dedi.
Yalıçn Küçük'ün kaleminden seçim ilişkin ilginç notlar:
"Seçim Diyarbakır'da yapıldı"Seçime üç parti girdiler ve bunlar akepe, saadet ve dtp oldular. Seçim, Diyarbakır’da yapılıyordu. Akepe, mutlak olarak yenilmiştir. Tayyip Erdoğan çok daha yenilmiş ve adeta dövülmüştür. Mos mor’dur. İşte Yalçın Küçük'ün 47 maddelik seçim analizi:Bir: 29 Mart 2009, Cumhuriyet isyanı için borazanın üflendiği tarih’tir.
Kıyam’a dönüşür mü, bilemiyorum ve görmek durumundayız. İsyan, merkez’den gelen bir bozukluk ve baskıya tepkidir. Kıyam, yeni rejim ve/veya düzen için kalkışma sayılmaktadır.
İki: Seçime üç parti girdiler ve bunlar akepe, saadet ve dtp oldular. Seçim, Diyarbakır’da yapılıyordu. Akepe, mutlak olarak yenilmiştir. Tayyip Erdoğan çok daha yenilmiş ve adeta dövülmüştür. Mos mor’dur. Ve kalkışı zordur. Artık bir Tayyip Erdoğan yoktur ve karşımızda sadece “Dorian Gray’in Portresi” var. Yığınlar tarafından sevildiği, kredisi, imajı ve hatta karizması olduğu imajının medyatik bir yalan olduğu artık ortaya çıkmıştır. Ülke, akepe ve kendisi için artık sadece bir yük’tür. Nöbettedir ve kaldırılmayı beklemektedir.
Üç: Bozuk seçim üzerinde konuşmak, bozuktur. Mhp, hizb-ul akepe’dir. “Hizip” Arabi’de “parti” ve Türki’de hizip demektir ve burada mhp hem parti ve hem de bir akepe hizbi olmaktadır.Bahçeli, nöbetsiz bir Erdoğan peşindedir. Bu nedenle de hep nöbettedir. Akepe, hacı şakir ve duru sabunlar benzetmesini yapabiliriz, iki ayrı ambalaj kullanmıştır ve bu oylarını artırabilmek için kullanılan bir ticari/reklam yoludur. Hizbul akepe’nin oylarının üçte biri chp’nindir. Hizb-ul akepe yine yüzde on sınırındadır ve mantıklı olan da budur. Oyunu artırmasını beklememek durumundayız. Hizb-ul akepe sınırdadır ve sınırı aşması için neden bulunmamaktadır. Deniz Baykal, akepe ve hizb-ul akepe’nin oy sandığıdır. Emniyet sandığı da diyebiliyoruz.
Dört: Chp, seçimlere girmemiştir ve oy almamıştır. Seçimlerden hemen önce çarşafa rozet takması ve arkasından Kuran kursu açması, seçimlerden çekilme anlamındadır. Cumhuriyet Savaşı’nın dışında bir seçim olmamıştır ve Kılıçdaroğlu düzgün fatura ve Baykal, televizyonda münazara kavgası verdiler. Orada ve Cumhuriyet’in karşılaştığı tehlikeden kaldılar.
Maksatlıdırlar. Baykal, Türkiye Kürtleri’ne sürekli husumet yağdırmaktadır ve o kadar öyle ki, Türkiye Kürtleri’nin yoğun olduğu yörelere gidebilme cesareti ve yüzünden yoksundur. Buna rağmen, daha önce Kürtler ile siyasi ittifak yapmış olan bir kronik rakibini Ankara’dan aday göstermiştir. Bu, hem rakibini düşürmek ve hem de, Melih Gökçek’i kazandırmak içindir. Baykal’ın, akepe’yi hükümete getirmek ve hükümette tutmak üzere var olduğunu biliyoruz. Zülfü Livaneli, bunun delillerini vermiş ve seçimden önce de teyid etmiştir. Yaptığı büyük hizmet’tir. Ve Deniz Baykal, bir Melih Gökçek muhibbi’dir. Kılıçdaroğlu, Ankara’dan aday olsaydı, Gökçek yok olacaktı; Baykal, bunu hesaplayacak durumdadır. Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Savaşı’ndan habersiz görünmüştür, fatura koleksiyoncusu dürüst bir vergi kontrolörü olarak çıkmıştır, çarşaf hilecisi ile çarşafa dolanmış ve hiç çıkmamıştır. Kampanyayı, hep çarşafcı siyamlı ikizi ile sürdürmüş, tarikatlarla flört etmeye çalışmış, hesapları düzgün bir Topbaş olarak görünmekten çekinmemiştir ve Topbaş’ın yerinde kalmasını sağlamıştır. Baykal, Kılıçdaroğlu’nunun önünü kesmek üzere aday yapmıştı ve Kılıçdaroğlu, İstanbul türünden bir yerde Cumhuriyet’in karşılaştığı tehlikeleri umursamayarak ayakta kalmayı denemiştir. Mağlup’tur, bu yolda galip, demek durumundayız. Profesör Doktor Mustafa Akaydın’ın mucizevi yükselişinin, Baykal ile hiç bir ilgisi yoktur; bundan en küçük bir umudu olsa koymayacağını söyleyebiliyoruz.. Öte yandan, akepe’yi en çok ürküten sonucun Antalya’da alındığı kesindir ve Baykal, seçimlerin başından sonuna kadar akepe’yi rahatsız etmeyi aklına getirmemiştir. Ez cümle, “diline dikkat et, dedim, başbakan olmayı öğrendi” diyen odur ve Tayyip Erdoğan’ın ebesi rolünden mennundur.
Abdi İpekçi’nin Bülent Ecevit’e rolünü taklit etmektedir ve Özecevit’ini bulduğunu sanmaktadır.
Beş:Mucize, henüz izah edemediğimiz sonuçlar’dır. Profesör Akaydın, Abdullah Gül’ü vurmuş ve kaydırmıştır.Oturduğu yerden fırlatmıştır. Diyarbakır ile birlikte en büyük ve en sert vuruş budur.
Altı: Profesör Büyükerşen, Tayyip Erdoğan’ı vurmuş ve kaydırmıştır. Oturduğu yerde oturtmuştur. Artık Eskişehir madalyalıdır. Hakiki ve üçüncü İnönü Zaferi’dir. Makus talihi tersine çevirenler arasında sayabiliyoruz. Profesör Akaydın ve Profesör Büyükerşen adına yazılan zaferler, yök’e, başına konan Yusuf Ziya’ya indirilmiş, darbedirler. Cumhuriyet üniversitesi düşüncesine sahiplenme ve güvenmedir.
Yedi: Artık Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, yabandırlar ve topraksızdırlar. Havadadırlar. Öyleyse, 2001 Devalüasyonu ve Krizi ile getirildiler. 2009 Krizi ve de facto devalüasyonu ile, düşeyazdılar.
Sekiz: Bakanlara, “bakanlarım” demektedir ve kapı dışarı atmaktan söz edebilmektedir. Cumhuriyet’e çok yaban bir oryantal patron’dur. “Patrona Recep” dönemi artık tarihtedir. Türk zenginleri için, yaklaşık 1915-1925, 1942-1945 dönemlerinden sonra , üçüncü primitif akümülasyon devresidir. Ancak ahlaksızlık hiç bir zaman bu düzeyi bulmamıştı, İstanbul yine bir “Kahpe Şehir” ve aynı anlama gelmek üzere, Babilon’dur.
Dokuz: Seçim sonuçları haritalarına baktığımızda, tersinden Sevr görüyoruz. Sevr, artık kesinlikle yenilmiştir. Tersine çevrilmiştir. Ölçüler farklı ancak parçalar aynıdır; Sevr’de Doğu ve Batı yakalar, Türkiye’den ve Cumhuriyet’ten koparılıyordu ve şimdi, Türkiye ve Cumhuriyet buradadır. Sevr’de, sınırları daha dar olmakla birlikte, iç’ler, Türkiye’ye bırakılıyordu ve şimdi yaban ellerdedir. Zapedilmeleri zorunludur ve bu ise cumhuriyet savaşı’nı gerektirmektedir.
On: Misak-i Milli için kemalizasyon savaşı, kendini zorlamaktadır. Bu tarihte kemalizasyon artık, sol-kemalizm’dir. Kemalizasyon, yirminci yüz yılın başından bu yana, kişileri aşan, bir ideolojik ve programatik kategoridir. Türkiye Kürtleri, her zaman işaret edildiği üzere, kemalize’dirler ve 29 Mart’ta bir daha gösterdiler. Bir Misak-i Milli coğrafyası olan Musul ise islamo-judaik işgal ile istibdat altında bir bölgedir. Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar’ın vasiyetine uygun olarak kemalizasyon aşamasındadır. 29 Mart 2009 tarihinde Sevr çöp sepetine atılmıştır. Şimdi, sırada, Lozan’ın eksiğini tamamlama ve Lozan’ı aşma var. Sol-kemalist bir program olarak durmaktadır.
On Bir: Diyarbakır Bölgesi’nde bir kemalistin akepe’ye oy vermesini düşünemeyiz. Gaflet sayarız. Eğer bu bir subay ise, kemalizm’e ihanet içindedir. This is the question.
On İki: Musul Kürtleri ile Türkiye Kürtleri’nin birliği gündemdedir. 29 Mart’ta Türkiye Kürtleri, laik cumhuriyete bağlı olduklarını ortaya koydular. Kürdo-Judaik Barzani’nin liderliğini reddettiler. Artık Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde, Musul ve Diyarbakır Kürtleri’nin birliğinden korkmamak durumundayız. Türkiye’de İsrael’dekinden daha güçlü olan İsrael, korkmakta ve korkutmak istemektedir.
On Üç: Seçimler, siyonist projeler için çok büyük darbedir. Milliyet Gazetesi ile Habertürk Televizyonu yenilgiye uğramıştır.
On Dört: Hürriyet Gazetesi, İsrael Devleti ile birlikte kurulmuştur. Habertürk Gazetesi, siyonist “ottomanization” ve aynı anlama gelmek üzere, “Yeni-Osmancılık” döneminde çıkarılmıştır. Habertürk ve Milliyet, seçimlerin iki yenileni oldular. “Ençok yenilenleri” demek istiyorum. Birinin Kılıçdaroğlu’na ve diğerinin Baykal’a yapışması, yenilgiyi sınırlı tutabilmek çabasıdır. Seçim sonuçlarından çok korktular.
On Beş: Yurtta sulh, türkifikasyon ve cihanda sulh ise, Musul’un İsrael’e saklanması şeklinde anlaşılmıştır. Bu anlayış yanlıştır. Değiştirmek zorunluğu var. 29 Mart, aynı zamanda, Tağmaç-Evren-Özkök Ordu Yolu’na bariyerdir. Kurmay sınıfının anlaması yerindedir.
On Altı: Türk-İsrael devletlu izdivacı, hem yurtta barış ve hem de Orta Doğu sulhünün önündeki en büyük engeldir. Akademik dersleri bozmaktadır.
Kürt Savaşı, Diyarbakır’ı İsrael’e rezeve etmek anlamındadır. Bu açıklığa, bir kez daha, çıkmıştır. Kürt Savaşı, her açıdan, bölmek içindir.
Artık mantığı, hiç bir açı ve taraftan, yoktur. Acıları, ancak ortak sevinçler tedavi edebilmektedir. Musul hedefi, ortak sevinç kaynağıdır. Türkler, Kürtler, Türkmenler ve Solcular’e hitap etmektedir. Sol-kemalist bir hedeftir.
On Yedi: Seçimler, Cumhuriyet Mitingleri’nin devamıdır. Daha büyük ölçüdedir. Cumhuriyet Mitingleri, Sultan Ahmet Mitingi’nin devamıdır ve genişlemektedir.
On Sekiz: 29 Mart 2009 tarihinde, “Ergenekon Fesatı” son bulmuştur.
On Dokuz: Türkiye, Ekim 2008 tarihinden itibaren müdahale altındadır. Bu düşük yoğunluklu bir müdahaledir. Ama müdahale vardır. Bu sonuçları, Ordu’nun müdahale etmeme haline bağlamak, ahmakça’dır. Ergenekon Tertibi, sonunda, hem Fethullah Gülen ve hem de İddianame ile şube sorguları canibinden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef almıştı. Kürt Savaşı’nda önde gelen subayların tutuklanmaları, Silahlı Kuvvetler’e karşı suçlayıcı ifade derlenmek istenmesi, devlet politikası olarak Hizbullah’a verilen görevler sonucu doldurulan kuyuların açılması, ki burada kamu görevlilerin iştiraki hiç bir şekilde inkar edilemez ve edilmemektedir, hem Batı’da ve hem Doğu’da en doğru bir şekilde değerlendirilmiştir. Kürtler, en geniş anlamda, ekonomist değil politik bakmışlardır. İslamo-Jüdaik plancıların planları boşa çıkmıştır.
Yirmi:
a) 28 Şubat 1997 Muhtırası’nın okunduğu gün, zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, İsrael’de idi, o gün gelmiştir. Karadayı’nın Kudüs’te yaptığı konuşmaların bir bölümü yabancı dillerde yayınlanmıştır; Türk Genelkurmay Başkanı’nın İsrael’in güvenliğini çok fazla düşündüğünü anlıyoruz. İsrael canibine, İsrael’i “saran” tehlikeleri anlata anlata bitirememektedir ve İsrael’e giden ilk genelkurmay başkanı’dır. Muhtıra’yı, bu arada, konuşmadı mı, bu sorudur.
b) 3 Kasım 2002 Günü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Washington’a uçuyordu, o gün, Türkiye’de çok önemli, önceden hazırlanmış ve sonuçları tahmin edilebilen bir seçim vardı. Orgeneral Özkök, akepe’nin tek ayaklı hükümetini, ben hep “diktatorya” tavsif ettim, Washington’da takdis ediyordu; islamo-jüdaik bu diktatoryayı, Türk Silahlı Kuvvetler’in kabul ve desteklediğini, Washington’a, şahsen, teyid etmek üzere gitmişti. Müdahale’dir. 2001 yılından itibaren meşru başbakan Bülent Ecevit’e karşı askeri-medyatik darbenin başı olan Orgeneral Özkök, bir kritik seçim günü ülkesini terk ile Washington’a uçan ilk Genelkurmay Başkanı’dır. Müdahale etmektedir. Ergenekon Tertibi’nde “İsrael’in Adamları” görünmemektedir. Koruma altında mıdırlar; henüz bilemiyoruz ve sadece soru’dur.
Yirmi Bir: Türk Silahlı Kuvvetleri, Tağmaç-Evren-Özkök çizgisini henüz terk etmiş olmaktan uzaktır.
Yirmi İki:
a) İsrael, Türkiye’de, İsrael’de olduğundan daha güçlüdür.
b) Bir “desislamization” üzerinde düşünmek isabetlidir. İkincisini, 2002 yılında, hükümete getirilen takımı, yüksek komutanların otuz yıldır en çok istedikleri ekip olduğu tespiti ile birlikte, öngörmüştüm. Birincisini uzun yıllardan beri dillendiriyorum. Sallanan her telgraf telinde İsrael nefesi vardır. Elrom hariç, Türkiye, İsrael’in Adamları için, en emniyetli mekan’dır.
İkinci İddianame’de çelişki çoktur.29 Mart Akşamı itibariyle Deniz Baykal’a gösterilen Aydın Doğan desteği ve bu arada “Gandi” başlığı, dezislamizasyon’dan, “tehlike” görüyorlar, yüksek korkuyu haber vermektedir. Çok korktular ve korkuyorlar.
Kaynak: Skytürk


SON HAFTANIN SKORU



Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya


































