1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Sancar: Yeni Anayasa için toplumsal mutabakat arıyoruz
Sancar: Yeni Anayasa için toplumsal mutabakat arıyoruz

Sancar: Yeni Anayasa için toplumsal mutabakat arıyoruz

Diyarbakır’da ‘Anayasa ve Kürt sorunu’ konulu söyleşide konuşan HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, HDP’nin hazır bir Anayasa taslağının olduğunu; ancak yeni Anayasa için toplumsal mutabakat aradıklarını söyledi.

A+A-

Diyarbakır Eczacılar Odası, Eczacılık Haftası etkinlikleri kapsamında iki gün boyunca iki söyleşi düzenledi. Önceki gün düzenlenen ‘Anayasa ve Kürt sorunu’ konulu söyleşi, HDP Mardin Milletvekili ve Anayasa Profesörü Mithat Sancar'ın katılımı ile gerçekleştirildi. Dün de Ortadoğu uzmanı Gazeteci-Yazar Fehmi Taştekin, Suriye’deki iç savaşı ve PYD ve Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendirdi.
 
Eczacılar Yoğun İlgi Gösterdi

Odada düzenlenen söyleşiye Diyarbakır Eczacılar Odası Başkanı Ecz. Ferat Değer ve çok sayıda eczacı katıldı. TBMM'de kurulan Anayasa Komisyonu'ndaki çalışmalar hakkında bilgi veren Sancar, HDP’nin nasıl bir Anayasa istediğini anlattı. Çatışmalı sürece rağmen demokratik bir Anayasa için mücadele ettiklerini belirten Sancar, yeni Anayasa'da toplumsal mutabakat aradıklarını dile getirdi.

HDP'nin hazırladığı bir Anayasa taslağının olduğunu söyleyen Sancar, “Komisyonda da evrensel ilkelerin kabul edilmesini istedik. Diğer partilerin de kabul edebileceği öneriler sunduk" dedi. Çatışmalı süreci sonlandıracak önerilerde bulunduklarını belirten Sancar, model bir Anayasa oluşturmak istediklerini ifade etti. Mevcut durumda geçiş Anayasası'nın doğru olmayacağına vurgu yapan Sancar, "Model anayasada özerklik olmasa da değiştirilen bir kanun ile özerklik getirilebilir ya da anadilde eğitim olmasa da onun önündeki engelleri kaldıracak” diye konuştu.
 
HDP'nin susturulmak istenildiğini dile getiren Sancar, politika üretmeye devam edeceklerini belirtti. Sancar, söyleşi sonunda dinleyicilerin sorularını cevapladı.
 
SURİYE KRİZİ KOMŞUMUZUN KÜRTLER OLDUĞUNA İMKAN SAĞLADI
 
Ortadoğu uzmanı Gazeteci-Yazar Fehmi Taştekin ise, Suriye’deki iç savaşı ve PYD ve Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendirdi. Suriye krizinin Türkiye’nin komşularının Kürtler olduğunu anlamasına imkan sağladığını ifade eden Taştekin, “Ve bize yeni bir komşu profili çıkardı. Suriye krizi bu profilde Kürtler, baş aktör ve siyasal olarak PYD, sivil bir güç olarak YPG ve YPJ bu işin aktörleri olarak karşımızda. Bir başka komşumuz daha oldu.

Yakıcı bir güç olan IŞİD. Fırat hattı boyunca 2013’ten itibaren özellikle palazlanan, 2013’te ismini değiştirip Irak, Şam İslam Devleti olan Fırat hattında çok stratejik bir yapılanma ile Türkiye’ye 3 tane sınır kapısında komşu oldu. Bu sınır kapılarından bir tanesi Telaybat, YPG geçen yıl tekrar burayı geri aldı. İki tane sınır kapısı ile İŞID ile komşuluğumuz maalesef devam ediyor. Bu komşuluğun çok kalıcı olduğunu sanmıyorum. Sonradan dışarıdan gelme aktörlerle, özellikle küresel cihatçı savaşçıların çok fazlasıyla belirgin bir şekilde belirleyici olduğu bir süreçte bu yeni komşunun edindiği kazanımların kalıcı olduğunu sanmıyorum. Burada kalıcı olmaların çok pratikle güncel nedenleri var. Maalesef IŞİD’ın sınırlarımızda kalıcı hale getiren baş sorumlu da Türkiye’de hükümettir. IŞİD’in temizlenmesinin önündeki engel maalesef Türkiye Hükümeti’dir” şeklinde konuştu.
 
PYD GASP EDİLMİŞ BİR YAPI DEĞİL!
 
Taştekin, 2012 Temmuz’undan itibaren Kürtlerin burada kontrolü ele aldıklarına işaret ederek, “ENKS gibi Türkiye eksenindeki yapılar, bu yapıyı gasp edilmiş bir iktidar olarak yorumladılar şimdiye kadar. Yani PYD’nin YPG eliyle silah gücüne dayanarak ve diğer muhalifleri bastırarak, Kürtleri bastırarak, burada iktidarı ele geçirdiği, bunu yaparken, rejimle işbirliği yaptığı hikâyesi şimdiye kadar bu cephede fazlasıyla dillendirildi. Bu bir propaganda savaşı ve bunun elbette argümanları her zaman olacaktır karşılıklı olarak. Ancak sahaya inmiş, saha da dolaşan çok sayıda aktörle görüşen, dinamikleri yakından izleyen birisi olarak, şunu söyleyebilirim.

Buradaki yapılanma Kürt hareketi yeni değil. 2011 isyanıyla fırsat bulmuş bir yapı da değil. Burada uzun soluklu bir çalışmanın sonunda halka olmuş bir hareket var. Halka olmuş diyorum. Çünkü bir tabela partisi değil. Bu yükü paylaşacak insanları var. Ekonomik olarak bunu taşıyacak, yükü paylaşacak kitleler var. Gösteri yaptığı zaman, meydanlara çekebileceği bir gücü var. Şehirleri koruyabileceği askeri bir gücü de var. Şimdi bütün bunlar, sosyolojik, siyasal olarak bahşedilmiş bir iktidar ya da gasp edilmiş bir iktidar hikâyesinden daha farklı bir şey anlatıyor bize. Buradaki yapının Apocu olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten Türkiye’deki refleksi besleyen de hem Kürt fobisidir, hem de buradaki Özerklik hareketinin karakterini, ideolojik alt yapısını oluşturan şeyin Apoculuk olmasıdır. Bu yüzden hazmı çok zordur, bu yüzden de klasik devlet refleksi çok şiddetli bir şekilde savaş ilan etti” dedi.
 
TÜRKİYE VEKALET SAVAŞI YÜRÜTTÜ
 
Gazeteci-Yazar Taştekin, Türkiye’nin Rojava’yadaki yapıya karşı bir vekalet savaşı yürüttüğünü ifade ederek, “Şimdi doğrudan obüs toplarıyla yapılan atışlarda gördüğünüz gibi doğrudan bir savaş da var.

Ancak bu vekâlet savaşı şuana kadar başarılı olamadı. Vekalet savaşından kastım şu; Temmuz 2012 bu bölgeler Kürtler tarafından kontrol altına alındıktan sonra Türkiye sınırlarında sınır kapıları, silahlı gruplara teslim edilerek, bu bölgelere yönelik saldırılar organize edildi. İşin içinde Nusra, Ahra, Tevhid Tugayı, Özgür Suriye ordusu gibi gruplar vardı. Bu baskılar özellikle Serekani’de çok gündeme geldi. Bunları başarılı olamadı. Gaziantep’te Cezire, Fırat Kurtuluş ordusu kuruldu. Bu Rojava’daki kazanımları yıkmak için kurulmuş bir orduydu. Arap aşiretleriyle birlikte. Bu tür girişimler sonuç vermedi. Sonra IŞİD kullanıldı. IŞİD şu şekilde kullanıldı. Yani IŞİD’in Rojava’ya saldırmasının önü açıldı. Yoksa IŞİD’in kendi gündemi var. Kendi çizgisi var. Haliyle Türkiye’de birilerinin talimatını ciddiye aldığını sanmıyorum. Hiçbir ülkenin talimatını ciddiye aldığını sanmıyorum. Ve bu saldırılar şimdiye kadar başarılı olamadı.
 
İĞRENÇ BİR SAVAŞ VERİLİYOR
 
Bugünlerde ise en kırılgan halkalar, Halep’te iki tane Kürt mahallesi var. Özellikle Şeyh Maksut ve Afrin kuşatılmış bölgeler. Buralara yönelik çok ciddi ve ağır saldırılar var. Ve bu saldırılarda yer alan özellikle Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’la içli dışlı olan, onlardan mali ve silah desteği alan savaşçılar ve gruplar. Burada bir tarafta Amerika Kürtlerle birlikte IŞİD ile mücadele ederken, diğer tarafta Amerika’nın eğitip-donattığı gruplarda Afrin ve Şeyh maksut’ta Kürtlere karşı savaşta yer alıyorlar. Pentegon’un işbirliği yaptığı gruplar, IŞİD ve Kürtlerle birlikte, CİA’nın eğitip donattığı gruplar ise Kürtler karşı Halep ve İdlip Kırsalında savaş veriyorlar. Bu da bu savaşın ne kadar iğrenç, ne kadar farklı faktörleri içinde barındırdığını gösteriyor” dedi.

(Şehmus Kızılaslan)

HABERE YORUM KAT