1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. Sadece kadınlar değil erkekler de 'titizlik' hastası
Sadece kadınlar değil erkekler de 'titizlik' hastası

Sadece kadınlar değil erkekler de 'titizlik' hastası

Halk arasında 'takıntı veya titizlik hastalığı' olarak bilinen 'obsesif kompulsif bozukluk'un, kadın ve erkeklerde eşit olarak görüldüğünü belirten psikolojik danışman Esra Baştürk, kadınlarda ortalama başlangıç yaşı 22-23 iken, erkeklerde 16-17 olduğunu söyledi.

A+A-

Baştürk, titizlik hastalığının genellikle ergenlik ya da erken yetişkinlik yıllarında başladığını; fakat küçük yaşlarda da görülebildiğini dile getirdi. Hastalığın temel özelliğinin obsesyonlar (saplantı) ve kompulsiyonlar (saplantıları giderme davranışları) olduğuna dikkat çeken Baştürk, saplantıların zihinsel eylemler olarak görüldüğünü, kompulsiyonların ise saplantılara eşlik eden yineleyici davranışlar olduğunu kaydetti. Günlük dilde obsesyonun; evham, şüphe, kuşku gibi kelimelerle de tanımlandığını anlatan Baştürk, “Obsesyonlar istemsiz gelen, kişiyi sürekli olarak meşgul eden, rahatsız eden, tekrarlanan düşünceler ve zihinsel görüntülerdir. Bu düşünce ve görüntüler kişide belirgin bir anksiyete (kaygı) ya da sıkıntıya neden olur. Sıkıntılar sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir. Kişi düşüncelerine önem vermemeye, bastırmaya veya başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır. Bu düşünceler ve eylemlerin kendi zihninin bir ürünü olduğunun farkındadır.” dedi.
 
ÜTÜYÜ PRİZDE Mİ BIRAKTIM?
 
En çok obsesyon çeşidinin 'bulaşma obsesyonu' olduğunu belirten Esra Baştürk, kişinin kir, mikrop ve pislik bulaşmasından yoğun kaygı duyduğunu, etrafındakilerle tokalaşmak istemediğini söyledi. Kişinin bulaştığını düşündüğü şeylerden kurtulmak için aşırı temizlik yaptığını ve defalarca yıkandığını vurgulayan psikolojik danışman, bu kişilerin utanma ve tiksinme duygularını yoğun yaşadığını hatırlattı. 'Kuşku obsesyonu' kişinin ise unuttuğu ya da eksik bıraktığı şeyler olduğunu düşünüp sürekli endişe duyduğunu anlatan Esra Baştürk, “Bu endişe daha çok kendisine ve yakınlarına zarar geleceği yönündedir. 'Ütüyü prizde takılı bıraktım mı' 'kapıyı kilitledim mi', 'ocağı açık bıraktım mı' gibi kuşkular kişiyi huzursuz eder. Kişi bu kuşkuları gidermek için tekrarlayıcı kontrol etme davranışları sergiler. Hata ve suçluluk duygularını yoğun yaşarlar. 'Düzen ve temizlik obsesyonu'nda ise kişi her şeyin olması gerekenden daha temiz, düzgün ve düzenli olmasını ister. Her şeyin istediği gibi olması için saatlerini harcayabilir. Her gün yoğun bir şekilde evini düzenleme, silme, süpürme ve toz alma gibi kompulsiyonlar geliştirir. Yapmadığı zaman da yoğun sıkıntı ve endişe duyar. 'Saldırganlık obsesyonu' kişide kendisine ve başkalarına zarar vereceği düşüncesinden korku duyar. Bu obsesyonla başa çıkabilmek için yüksek yerlerden ve kesici aletlerden uzak durma gibi kompulsiyonlar geliştirebilir.” şeklinde konuştu.
 
AŞIRI TEMİZLİK VÜCUDA ZARAR VEREBİLİR
 
Obsesif kompulsif bozukluğun bilinen tek sebebi olmadığına işaret eden Baştürk, şunları kaydetti: “Beyindeki serotonin hormonunun işleyişindeki değişiklik bu hastalığın nedenlerinden biridir. Genetik etkenlerin de etkili olduğu söylenmektedir. Fakat obsesif kompulsif bozukluğa neden olan bir gen bulunamamıştır. Birinci derece akrabalarda görülme oranı yüksektir. Aynı ailede görülen obsesif kompulsif bozukluğun semptomları aynı olmayıp, farklı formlarda görülebilir. Kişi doğup büyüdüğü ortamdan etkilenebilir. Yoğun stres oluşturan durumlar, aile içi sorunlar hastalığın görülmesindeki psikolojik etkenler olarak sıralanabilir. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar günde 1 saatten daha uzun zaman aldığında kişi kesinlikle uzman yardımı almalıdır. Hastalarda aşırı temizlik nedeniyle ciltlerinde bozukluklar, tahrişler ve yaralar görülebilir.”
 
Halk arasındaki 'titizlik hastalığı' olarak bilinen obsesif kompulsif bozukluğuna yakalanan kişinin zamanla günlük işleri, mesleki ya da eğitim hayatı olumsuz etkilendiğini hatırlatan Esra Baştürk, şöyle devam etti: “Bu olumsuz etki kişinin işlevselliğini, kişilerle ilişkilerini ve sosyal etkinliklerini önemli ölçüde etkiler. Kişinin çevresindekilerle iletişimi bozulur. Etrafındakilerden uzaklaşır. Hatta korkularından dolayı evden dışarı çıkmak istemez ve aynı ritüelleri defalarca tekrarlar. Kronik olarak devam eden bu hastalık kişinin yaşam kalitesini bozar. Ayrıca yakınlarını da olumsuz etkiler. Evde sürekli temizlik yapan, banyoyu sürekli meşgul eden, ailenin diğer üyeleri dışarıdan gelince kir bulaşacak diye onları bazı davranışlara zorlayan hastayla yaşamak, ailenin diğer fertlerini de zorlayabilir.”

HABERE YORUM KAT