1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Refik Karakoç Özgür Haber’e konuştu
Refik Karakoç Özgür Haber’e konuştu

Refik Karakoç Özgür Haber’e konuştu

Refik Karakoç, 1953 yılında Peygamberler diyarı olarak bilinen Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde dünyaya geldi.

A+A-

Eğitimini tamamladıktan sonra demokratik örgütlenmelerde aktif yer aldı. 1981–1983 yılları arasında meşhur 5nolu cezaevinde de yatanlardan birisiydi. Tahliye olduktan sonra siyasete atıldı ve sırasıyla; SHP, HEP, DP, DDP, DBP içerisinde yer aldı. Siyasi yasaklar aldı,  son olarak HAKPAR’da siyasetini sürdürdü.

2006 yılında katıldığı Hak ve Özgürlükler Partisi’nde (HAK-PAR) tam 10 yıl sonra 24 Nisan 2016 tarihinde düzenlenen olağanüstü kongrede HAKPAR Genel Başkanlığa seçilen, aydın, yazar ve elbette yılların siyasetçisi Refik Karakoç, Kürt sorunu başta olmak üzere güncel konuları gazetemize değerlendirdi.
 
Özgür Haber: Fehmi Karakoç kimdir? Siyasete ne zaman atıldı neden atıldı idealleri nelerdir?

Refik Karakoç:
1953 tarihinde Eğil’de doğdum, ilkokulu bu ilçede okuduktan sonra ilk defa Diyarbakır’a ortaokul ve lise okumak için geldim.

O zaman tek lise vardı Diyarbakır da ve 1969–70 yılında mezun olduktan sonra Erzurum’a Ziraat Fakültesi okumak için gittim. 1976 yılında fakülteyi bitirdim ve memuriyet hayatıma başladım. Öğrencilik yıllarımda Erzurum yüksek öğretim derneğinin yöneticiliğini yaptım. Memurluğa atıldıktan sonra demokratik örgütlenmelerde çalıştım. Ziraat Odası Diyarbakır Şube Başkalığı yaptım şubeyi burada kurduk. TMMOB’un Mimarlar Odası İl başkanlığının sekreterliğini yaptım. Daha sonra 1981 yılının sonunda ceza evine girdim Diyarbakır da. 1983 yılında tahliye oldum. Ceza evinden çıktıktan sonra memuriyetten atılmıştım, normalde 3’te 2 maaş ödenip benim memuriyetimin devam etmesi gerekirken kadrom tesdis edilmiş ve memuriyetten atılmıştım.

Ondan sonra serbest çalışmaya başladım 1983’ten sonra 5 nolu ceza evinden çıktıktan sonra. Serbest piyasada taahhüt işleri yaptım ticaret yaptım. 1987 yıllarında yeniden siyasi çalışmalar başladı SHP’de Diyarbakır’da siyasi çalışmalar yaptım. 1989 yılında ki Paris Kürt konferansında Kürt milletvekillerinin katılımıyla birlikte artık devlet partileri düzen partileri dediğimiz partilerde Kürtlerin siyaset yapma şansının olmadığına karar verdik ve o tarihten bu yana da dedik ki artık Kürtler kendi siyasi kurumlarını sivil toplum örgütlerini oluşturması gerekir o tarihte başladık.

Halkın Emek Partisi içerisinde çalıştık arkasından Demokrasi Partisini kurduk. Halkın Emek Partisinin kapatılmasından sonra demokrasi partisinde bir müddet çalıştıktan sonra partinin birleşenleri arasında ki uyumsuzluktan biz partiden ayrıldık. Biz partiden ayrıldıktan sonra Demokrasi Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Biz Demokraside Değişim Partisi kurduk PKK’lilerde HADEP’i kurdu. Bizim partimizi anayasa mahkemesi 5 ay içerisinde tekrar kapattı, programından dolayı kapattı. O programın içeriği de Kürtler ve Türklerden bahsettiğimiz için sadece o yüzden kapatıldı. O kapatılmadan biz Demokrasi ve Barış Partisini kurduk. Demokrasi ve Barış Partisinde kurucu üye başkanlığı yaptım. 1999 seçimlerine kadar.

O dönem arasında yüzlerce ceza aldık konuşmalarımdan dolayı DEP’ten aldık, Demokrasi ve Değişim Partisinden aldık ve Demokrasi ve Barış Partisinden aldık. Tabi cezaevine girme hazırlıkları yaparken şartlı salıvermeyle ceza evinden kurtulduk. Bütün davalar 5 yıllığına ertelendi siyaset yasağına girdim o ara biraz aktif siyasetten uzak kaldım. 2006–2007 yılına kadar Demokrasi ve Barış Partisi kurulurken HAK-PAR kurulurken birleşim kararı alarak. HAKPAR’a katıldım ve bende üye olarak bulundum ve bende 2016 yılının Nisan ayında alınan Olağan Üstü Kongrede HAKPAR’a Genel Başkan olarak seçildim. Yani siyasetle büyüdük geçliğimizden itibaren siyasetin içinde devam ediyoruz.
 
Özgür Haber: İdealleriniz nelerdir?
 
Refik Karakoç: Demokratik bir toplumda özgürce yaşamaktır. Her insanın ideali olması gerekir. Yani insanın ileri demokrasi olan ülkelere gittiği zaman orada görülüyor ki renk, insan, görüş farkı, inanç farkı giyim kuşam farkı olduğu halde bütün insanlar demokratik ortam içerisinde bir oto kontrol çerçevesi içerisinde birbirleri ile gayet iyi uzlaşarak anlaşarak kavgasız dövüşsüz yaşayabiliyorlar. Böyle bir dünya yaratmak mümkün yani demokratik kurallar uygulanması çerçevesinde bir yaşam biçimi yaratmak. Böyle bir dünya yaratmak için yıllardan beri mücadele veriyoruz ve böyle bir dünyanın yaratılabileceğine inanıyoruz haksızlıkların olmadığı herkesin kendi diliyle inanç biçimiyle yaşam biçimiyle özgürce yaşadığı bir ortam yaratmak bir ülke yaratmak bizim bütün kavgamız için.
 
“ORTADOĞU SYKES-PİCOT ANTLAŞMASIYLA ADETA CETVELLE ÇİZİLMİŞ DEVLETLER OLUŞTURULDU”
 
Özgür Haber: Ortadoğu’nun şekillendirilmeye çalışıldığı bu süreçte daha doğrusu sorumluluğun alev topu olduğu bu dönemde Kürtlerinde sorununu ve sorumluluğunu göz önünde bulundurursak bir Kürt partisinin sorumlusu olarak bakış açınız ve değerlendirmeniz nasıldır?

 
Refik Karakoç: Biliyorsunuz Ortadoğu Sykes-Picot antlaşmasıyla adeta cetvelle çizilmiş devletler oluşturuldu. O zaman ki Venedik aktörler olarak özellikle İngiliz ve Fransızların oluşturduğu devletler ve daha önce kasrı şirin ile iki ye ayrılan Kürdistan bu antlaşmayla dört parçaya ayrılmış oldu. Günümüzde artık bu antlaşmanın da bir değerinin kalmadığı son ortadaki gelişmelerle birlikte herkes gördüğü gibi açıktır. Şimdi Kürtler Ortadoğu da en büyük halk ülkeleri, dört parçaya bölünmüş Suriye, Irak, Türkiye ve İran içerisinde ve dünyada bu kadar 40 – 45 – 50 belki daha fazla nüfusa sahip, sayım yapılmadığı için bilmekte zorlanıyoruz ama ortalama olarak bu kadar nüfusa sahip bir ülkenin kendi dilini kullanamıyor olması çok enteresandır.
 
“DİĞER HALKLAR, ETNİK GRUPLAR, İNANÇ VE FARKLI DİN GRUPLARIYLA KARDEŞÇE YAŞAMAK KÜRTLERE ÖZGÜ ÇOK GÜZEL BİR KARAKTERDİR”
 
Bundan sonraki süreçte Ortadoğu da Kürtlerin önerileri olmadan rızası olmadan ve Kürt sorunu çözümlenmeden Ortadoğu’nun şekillenmesi mümkün değildir. O noktaya gelindi ve biz istiyoruz ki Kürtler Ortadoğu’da diğer arklarla birlikte eşit, demokratik ve özgür bir şekilde yaşamını sürdürsünler ve bütün dünyada gördük ki değişik inanç gruplarının değişik mezheplerin değişin etnik gurupların kardeşçe bir arada yaşadığı coğrafya Kürdistan’dır.

Buna çok önem veriliyor güney kamuoyu nezdinde ve bu Kürtler açısında da önemli bir karakterdir. Yani Kürdistan’ın her parçasında güneyde de kuzeyde de batı ve Doğu Kürdistan’da da bu yaşam biçimi bu diğer halklarla diğer etnik gruplarla diğer inanç gruplarıyla farklı din gruplarıyla kardeşçe yaşamak Kürtlere özgü çok güzel bir karakterdir. Kürtler bunu bu güne kadar başarmıştır. Bundan sonrada kendi coğrafyası içerisinde bütün diğer halklarla eşit ve kardeşçe yaşamayı arzu eden bir toplumdur.
 
“15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN BAŞARILI OLMAMASI ÇOK İYİ OLDU”
 
Özgür Haber: 15 Temmuz’da Türkiye’de bir darbe girişiminde bulunuldu bu konuyla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

 
Refik Karakoç: Şimdi 15 Temmuz darbesi bir teşebbüstür ciddi bir teşebbüstür ve bunun diğer darbelerden bazı farklılıkları vardır.  Başarılı olmaması çok iyi oldu. İlk hareket ettikleri andan itibaren biz bir teşebbüs bir darbe girişiminin olduğunu gördük öyle kabul ettik ve hemen tepkimizi gösterdik.

Yani saat 11 – 12 civarında biz parti olarak kamuoyuna açıklama yaptık her türlü darbeye biz karşıyız iktidarda kim olursa olsun seçilmişle geldiği için biz darbeye karşıyız. Darbelerde en çok zarar gören Kürt halkıdır. Geçmiş darbelerde hatırlıyoruz üstümüzden silindir gibi geçti bunu biz açık ve net olarak belittik. Bu darbenin farklı yönlerinden birside haklık ortaya koyduğu tavırdır, yani halk demek ki yarattığı demokratik güç silahı bile üzerinde bir etkisi vardır. Bizim demokratik işleyiş demokratikte gücü yaratarak halkımızı örgütleyerek sorunlarımızı çözeceğimizi iddia ettiğimiz zaman bazı insanlar buna inanmıyor.
 
“DARBE TEŞEBBÜSÜNDE BULUNAN VE ARKASINDA Kİ HERKESİN MAHKEME EDEREK CEZALANDIRILMASINI TALEP EDİYORUZ”
 
“DÖNÜP DÖNÜP EN BÜYÜK ACIYI YİNE KÜRT HALKI KÜRDİSTAN HALKI ÇEKECEKTİ”
 

Oysaki dünyada birçok örneği de var en son bu darbe teşebbüsünün engellenmesinde en büyük faktör halktı halkın sokaklara çıkmasıydı. Bir boyutu önemliydi diğerlerinden bir farkı da hükümette dik durdu yani bakanlar başbakan ve cumhurbaşkanı ama darbe sonrası ve darbe protestoları yapılırken demokratik işleyişi unuttular biraz farklı mesajlarla dini ağırlıklı sloganlarla bir takım mesajlarla darbe karşıtlığını birazda şovenizmi ve İslamcılığı biraz öne çıkarıp kitlelerde empoze etme gibi bir politika izlediler bu doğru değildi.

Darbe sonrası biz hükümete defalarca mesajlarımızla, bildirilerimizle, çağrı yaptık tamam darbe teşebbüsü bir suçtur uluslar arası hukuk çerçevesinde demokratik kurallar içerisinde bu darbe teşebbüsünde bulunan ve arkasında ki herkesin mahkeme ederek cezalandırılmasını talep ediyoruz doğrudur ama hukukun dışına çıkılmaması gerektiğini de ısrarla belirtiyoruz. Bir diğer boyutu bu darbeye teşebbüs edenlerin bugünkü konuma gelmesinin de bir takım nedenleri var. Yani darbeciler, ülkenin bütün kurumlarının en üst konumlarına gelip nasıl yerleştiler? Bunca yıldır yargıda emniyette askeriyede hayatın her alanından özelliklede ekonomik boyutta çok korkunç sermaye birikintilerini nasıl elde ettiler? Bunun da sorgulanması lazım. Nihayet en son şikâyetlerden sonra bu konuda yapmış oldukları yanlışı dile getirerek Sayın Cumhurbaşkanı, ‘halkımdan özür diliyorum’ dedi ama bu bence yetmiyor bu özür.

Yani bu ülkeye bu darbe teşebbüsünde bulunanları da bu hale getirende onlardır suç ortaklarıdır, daha ciddi bir şekilde öz eleştiri vermesi gerekiyordu. Yani bu kadar holdinglerin bu kadar sermaye birikiminin bu insanlar kolay mı elde ettiler? Bütün devletin olanaklarını onlara kullandırttılar nitekim ‘Ne istediler de biz vermedik, kalktılar böyle yaptılar’ tarzında sitemde bulunuyorlar. İşin bir boyutu da bu var yani bu darbeci grubun bu hale gelmesinde hükümetin yanlı tutumu arka çıkması beslemesi ve yıllar sonra bu hale gelmesinin onlarında suçu var.

Yalnız bu Sayın Recep Tayyip Erdoğan hükümeti ve onun cumhurbaşkanı olduğu dönemler değil, ondan önceki dönemlerde de aynı korumayı gördüler aynı himayeyi gördüler ve bütün devletin organlarına kurumlarına sızarak bu hale getirdiler. Ama sonuç itibariyle darbenin def edilmesi önlenmesi çok iyi oldu çünkü eğer darbe gerçekleşmiş olsaydı biz hepimiz çok iyi biliyorduk. Dönüp dönüp en büyük acıyı yine Kürt halkı Kürdistan halkı çekecekti. Bu yönüyle iyi oldu. Biz darbe karşıtıyız, zaten söyledik uygulamalarının da doğru yapılması gerektiğini söyledik söylüyoruz hatta en kısa zamanda olağan üstü hal da kaldırılması çünkü olağan üstü hal keyfi bir yönetimdir, isteseniz de istemeseniz de her an karşınıza bir takım anti demokratik hukuka uygun olmayan uygulamalarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bunun içinde derhal kaldırılması gerektiğini de söylüyoruz.
 
“DARBE GİRİŞİMİNE TİYATRO DEMEK GAYRİ CİDDİ BİR YAKLAŞIMDIR”
 
Özgür Haber: Cuntacıların darbe girişimine tiyatro diyenler oldu. Tiyatro yaklaşımında bulunanlar daha çizgiler netleşmeden sanki daha önce hazırlık yapılmışçasına seslerini yükselttiler ve diyenlerden biri de bir Kürt partisiydi. Düşünceleriniz nelerdir?

 
Refik Karakoç: Şimdi bizim darbe girişimiyle ilgili herhangi bir tereddüdümüz yoktu. İlk günden itibaren ciddi bir darbe teşebbüsü olduğunu da söyledik. Ama dediğiniz gibi, medyada, soysal medyada her şeye bir gerekçe arayan düşünceler ve onların takipçileri bazen senaryo bazen tiyatroya benzeterek karşı durdular. Bu gayri ciddi bir yaklaşımdır bence doğru bir tespit değil. Siyasi yönden son derece yüzeysel bir değerlendirme nitekim başlangıçta sesiz kalan darbe girişimi olarak görmedikleri halde bu tip senaryolara bağlayan özellikle Kürt sol Türk sol kesimi ağırlıklı bu tip düşünce belirlemeleri oldu.

Biz bunları yüzeysel değerlendirme olarak gördük. Olay günü bu olayın çok gizli bir darbe girişimi olduğunu hatta geçmiş dönemde yapılan darbelerden çok daha sert bir tavırla ortaya çıktığını biliyoruz. Gördük daha önceki darbelerde ne uçaklar vurmuş ne hükümetin can alıcı noktaları bombalanmıştı. Meclisten tutun Genelkurmay başkanlığına kadar TRT den tutun en stratejik yerlere kadar önlem müdahale tarzında bir hazırlık yapılmıştı ve ciddi bir darbe girişimiydi. Biz o değerlendirmeleri çok ciddi bulmadık kaile bile almadık bu şekilde parti olarak bir değerlendirmemiz oldu.
 
“EĞER SİLAHLAR SUSARSA SİYASETİN YOLU AÇILIRSA KESİNLİKLE BU SORUNU ÇÖZMEK MÜMKÜN”
 
Özgür Haber: Yeni süreç ile ilgili çağrınız olabilir mi? Kürt sorunu konusunda bir çalışma olursa katkılarınız ne olur? Dahil olmak gibi bir programınız var mı?

 
Refik Karakoç: Şimdi HAKPAR programı doğrusu bizim idealimize göre, Türkiye’nin kurtuluş programıdır. Çünkü dış güç sorununu yakmadan yıkmadan ölmeden öldürmeden silahın susması halinde demokratik yolun çözüle bileceğini iddia ediyoruz ve Kürt haklıda buna aslında uygun bir davranış gösteriyor, Türk halkı da gösteriyor. Örneğin Doğu Egenin daha geçmiş yıllarda Diyarbakır ticaret odasına talebi üzerine yaptığı bir araştırmada bölgede bir bütün olarak bağımsızlık ya da federasyon isteyen Kürtlerin oranı yüzde 85 yüzde 90’larda çıkıyordu.

Çözüm sürecinde Kürdistan da yani Kürt halkının olumlu yaklaşımı yüzde 80-90’lar da Türklerde dahi çözüm süreci başlığı oluşsun diye yüzde 65-70’ler de bir destek vardı. Yani bu şunu işaret ediyor; Demokratik yol yöntemle uzlaşarak bu sorunu çözmek mümkün diyoruz. Şimdi böyle bir programa sahibiz eğer silahlar susarsa siyasetin yolu açılırsa kesinlikle bu sorunu çözmek mümkün zaten benzeri sorunu olan bütün ülkeler İspanya, Belçika, Çekoslovakya hatta bir oranda Fransa Türkiye gibi üniter yapıdan federatif yapıya dönerek bu sorunu çözdüler. Yani bizim şuanda ki yaşadığımız çağ daha artık üniter devletler ayakta kalamıyor. Üniter devletler federatif yapıya dönerek sorunlarını çözerek demokratikleşe biliyorlar ve o dönem yaşanıyor en sonda Irak’ta oldu bu ve biz Türkiye’de de demokratik bir federasyonla ülkenin bütün sorunlarını çözülebileceğini Türkiye’de yaşayan bütün halkların eşit şekilde temel hak ve özgürlüklerini kullanarak yaşaya bileceklerini iddia ediyoruz.
 
“BUNDAN SONRA KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ KONUSUNDA YAPILABİLECEK HER TÜRLÜ ÇALIŞMANIN İÇERİSİNDE OLMAYI ARZU EDİYORUZ”
 
Bu programda ve diyoruz ki bir an önce bu Kürt sorunu çözümlememiz gerekiyor ki Türkiye geleceğini kurtarsın yani Türk halkının da geleceği Kürt çözümüne bağlı niye diyecekseniz devlet yetkililerinin ifade ettikleri rakamlara göre konuşursak bile 500-600 milyar dolar gibi bir paradan bahsediliyor.

Bu savaş için yapılan harcamalar şimdi bu 500-600 milyar doları Türkiye’nin alt yapısına geleceğine yatırdığın zaman bu gün Türkiye Avrupa birliğine yakın bir ülke olacaktı Avrupa ülkelerine en azından yakın bir gelir dağılımına bir kalkınmışlık seviyesine gelmiş olacaktı ama bu güne kadar hükümetler bunu başaramadıysa bundan sonra bunu başarmak gibi bir görev var insanların karşısında. Bunu zararın neresinden dönerseniz kardır misali bu ne kadar erken çözersek Türkiye’nin geleceği de o orandan kurtarmış olacağız.

Mesela, geçmişte biz ısrarla Türkiye’nin güney Kürdistan’la diyalog kurmasını ve güney Kürdistan aracılığıyla ticaretini geliştirmesini petrolün ucuzdan almasını doğal gazın ucuzdan alınmasını öneriyorduk ama Türkiye hükümeti ne diyordu aşiret reisleriyle görüşmeyiz. Budan 5-6-10 yıl önce bu söylemlerle çıkıyorlardı, ama bugün çıkarın orada olduğunu gördü. Devlet nasıl akıllarına geldiyse güney Kürdistan yönetimiyle diyalog geliştirerek ilişki kurarak hemen hemen Türkiye’nin bir numaralı ihracat ülkesi olma noktasına geldi.

19 milyar dolara ulaştı Türkiye’nin ihracatı Almanya 20 milyar dolar yani bunu gördü Türkiye. Dolayısıyla bizim programımız Türkiye’nin gelecek programıdır ve biz iddia ediyoruz. Belirli bir kitle gücüne ulaşmamız her an mümkündür ve biz bu sorunun tarafıyız sahibiyiz. Ve bundan sonra Kürt sorununun çözümü konusunda yapılabilecek her türlü çalışmanın içerisinde olmayı arzu ediyoruz. Bunu zaten bütün çalışmalarımızda bildirilerimizde açıklamalarımızda gündeme getiriyoruz.
 
“HAKPAR BU KONUDA ÜZERİNE DÜŞEN HER TÜRLÜ GÖREVİ YAPMAYA KARARLIDIR”
 
PKK’ye çağrı yapıyoruz, silahları susturun demokratik yöntemle biz bu halkımızın sorunlarını çözebiliriz diyoruz devlete diyoruz ki şiddet şiddeti doğuruyor. Şiddetin 30-40 yıldır bu kadar insan kaybı bu kadar maddi kayıp ortadayken hala bunda ısrar etmenin manası yoktur. Daha çok hukuk daha çok demokrasi içerisinde bu sorunlarımızı rahatlıkla çözebiliyoruz. Çözen ülkeleri örnek alalım ve bu işi çözme yolunda kapıları açalım diyoruz. HAKPAR bu konuda üzerine düşen her türlü görevi yapmaya kararlıdır biz bu süreci artık bu eksen üzerinde götüreceğiz.
 
“EĞER YANLIŞ SİYASET YANLIŞ TAKTİK YANLIŞ ANALİZ ÜZERİNE SİYASET YAPARSANIZ ELİNDE SONUNDA GİDER DUVARA TOSLARSINIZ”
 
Özgür Haber: Genelde ülkede özele Güneydoğu ve Diyarbakır’da daha önce aynı çatı altında siyaset yapanları ve şimdi ayrı yerde olan siyasetçileri görüyoruz. Tabiatıyla aklımıza şu soru geliyor eksen kayması mı oluyor?

 
Refik Karakoç: Siyaset doğru zemin üzerinde doğru programla ve ilkelere göre yapıldığı zaman sonuç alabileceğiniz bir iştir. Eğer yanlış siyaset yanlış taktik yanlış analiz üzerine siyaset yaparsanız elinde sonunda gider duvara toslarsınız. PKK’nin barikat hendek savaşları gibi Türkiye’de nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türkiye’de yaşayan halkların büyük bir kesimi demokrasi kurallar çerçevesinde çözüm ararken şiddete ısrar etmenin bir çözüm getirmediğini insanlar görüyor ve görmesi lazım. Yani bu anlamda bizim bu silahların susması konusunda daha aktif hale gelmesi lazım silahlar susarsa demokratik siyasetin önü açılır ve bu demokratik siyasetle birlikte Türkiye’nin bütün halklarının demokratik bir ortamda yaşaması kendiliğinden ortaya çıkmış olur.
 
“TÜRKİYE’DE YENİ BİR İDARİ YAPI LAZIM BUDA DEMOKRATİK FEDERASYONLA MÜMKÜNDÜR”
 
''Özgür Haber: Darbe teşebbüsü sürecinden sonra, gelinen noktada Kürtlerin durumu ne olabilir sizce?
 

Refik Karakoç: Şimdi darbe teşebbüsü sonlanınca daha doğrusu engellenince biz çağrılarımızı yaptık zaten yani demokratik hukuk devletinde olması gereken uygulamalar yapısı devlet yeniden dizayn edilecek ki öyle yapılıyor. Fettullah Gülen yapılanması çerçevesinden on binlerce 80–90 bin kişi oldu yanılmıyorsam bunların içerisinde hepsi bu işin içinde olmaksızın bir uygulama var.

Bütün bunları bir hukuk ve empati kural çerçevesinde yapılmasını talep ettik yazdık, ayrıca yine kamuoyuna deklere ettik. Basın açıklamalarıyla açık hava toplantılarında dedik ki; madem ki devlet yeniden dizayn ediliyor o zaman yeni anayasa yapılanması gündemde bizim HAKPAR olarak daha önce önerdiğimiz ve Türkiye’de ki bütün kurumlara gönderdiğimiz anayasa taslağı var, bu taslağımızda demokratik federasyonu uyguluyoruz, Türkiye’de yeni bir idari yapı lazım buda demokratik federasyonla mümkündür.

Demokratik Federasyon çerçevesinde yeni anayasaya uygun kurun ve anayasanın ruhu da özgürlükçü bir ruh olsun. Daha çok demokrasi daha çok özgürlük ve bu şekilde sorunların çözümlenmenin ilk adımı atılmış olsun. Zaten anayasa böyle bir ruhla böyle bir anlayışla hazırlanırsa arkasında ki bütün sorunlar kendiliğinden sırayla çözümlenir diye söylüyoruz.
 
“BARZANİ’NİN DARBEYE KARŞI TAVRI ÇOK SEVİNDİRİCİ VE DOĞRU OLDU”
 
Özgür Haber: Kürdistan Yönetimi Başkanı Sayın Barzani’nin darbeye karşı çıkması, hükümete destek vermesini nasıl yorumluyorsunuz?
 
Refik Karakoç: Biz Kürtler olarak burada aynı şeyi yaptık. Darbeye karşı çıktık, iktidarda kim olursa olsun bakmazsızın seçilmişlere karşı yapılan, silah zoruyla yapılan her türlü uygulamaya karşı çıktık ve net tavır koyduk. Barzani’nin de böyle bir tavır koyması biz Kürtler açısından çok sevindirici ve doğru oldu.

“GÜNEYİN BAĞIMSIZLIĞINI İLAN ETMELERİNİ DOĞRU BULUYORUZ”
 
Özgür Haber: Kürt sorunu çözümü noktasında sürekli Barzani ile danışılmasının faydası ve getirileri ne olabilir?
 
Refik Karakoç: Kürt sorunu tabiî ki her dört parçada farklı farklılıklar gösteriyor. Yani diyelim ki, işte güneyin demokratik bir federasyonla yönetilemediği, bugün güney bağımsızlığa doğru gidiyor bunun sebebi de merkezi Irak hükümetidir. Eğer merkezi Irak hükümeti demokratik federasyon kurallarına ve yasalarına uygun hareket etseydi Irak’ta demokratik federasyon çok iyi de yürüyebilirdi nitekim bir müddette yürüdü. Sonradan mezhep kavgaları yani Şiilerin sunilerin kendi aralarındaki çekişmelerin Irak’ın ana sorunu haline getirip, Kürtleri de bu sonunun bir parçası haline getirip, Kürtlerin haklarını gasp ederek güneyin bağımsızlık yoluna girmesine sebep oldu ve biz orda ki bağımsızlıklarını ilan etmelerini doğru buluyoruz.
 
“ŞUANDA BARZANİ’NİN BAŞINDA OLDUĞU YAPI, FEDERAL BİR KÜRT DEVLETİ KONUMUNDADIR”
 
Kürt sorunu dediğim gibi Ortadoğu da bir bütünlük gösteriyor. İsteseniz de istemeseniz de her dört parçada ki mevcut durum olası gelişmeler fiili durum diğerlerini de etkiliyor. Şuanda Barzani’nin başında olduğu yapı federal bir Kürt devleti konumundadır ve izlediği politikada kesinlikle şiddet karşıtı bir politikadır. Yani o hem Kürtlerin kendi aralarında şiddete çok karşıdır hem de genelde şiddete karşıdır.

Nitekim DAİŞ gibi bir canavar örgütün karşısında en çok mücadele veren de Kürtlerdir. Barzani’nin bu durumu bu konumu yani bir devlet adamı olması barışçıl olması ve bütün Kürtlerin kendi temel hak ve özgürlüklerini kazanması yönünde de açık net fikirli olması ona bu sıfatı veriyor. Dolayısıyla her dört parçada dahi olup bitenlerin onlarla görüşülmesi konuşulup tartışılması son derece önemlidir. Bizimde 20 Eylül’de Güney Kürdistan’a bir ziyaretimiz olacak orada parti temsilciliğimizi açacağız. Barzani ile de orada Ortadoğu ve genel olarak siyasi konularda sohbet edeceğiz.
 
“YOLUN SONUNA GELİNMİŞTİR, ARTIK BUNDAN SONRA ŞİDDETTE ISRAR EDENLERİN KÜRT HALKINDAN DESTEK GÖRMESİ ÇOK ZORDUR”
 
Özgür Haber: Kürtlerin bilgesi olarak kabul edilen Sayın Burkay’ın Kürt aktivistliğine başladığı gençlik yıllarından tutunda sürgün günlerinde, siyaset ve yazarlık döneminden şimdiye dek şiddete ve silaha karşı bir tutum sergilemektedir. Çağrısı neden karşılık bulmuyor? Çağrısının karşılık bulmaması nedeni acaba çözümsüzlük ve öldürmeleri bir proje olarak sunanların çabası olabilir mi?
 
Refik Karakoç: Şimdi Burkay 80 yaşına dayanmış hem siyasetçi hem edebiyatçı hem şair özelliği olan ender insanlardan biri ve çok kararlı bir çizgisi var. Türkiye için yorumladığı yıllardan beridir biliyorsunuz ki açık ve net Türkiye’de silahın patlatılması Kürt halkına yarar getirmiyor zarar getiriyor, demokratik yol yöntemle Türkiye’de ki Kürt sorunun çözmek olduğunun mümkün olduğunu söylüyor ve 1970’lerde kurmuş olduğu Kürdistan Sosyalist Partisi’nde ifade etmişti. Şiddete net karşı olan siyasetçilerden birisi ama ne yazık ki devletin şiddeti; yani devletin yıllarca Kürtleri inkar, ret ve şiddet politikası karşısında şiddet, şiddeti doğurdu.

Şiddetin doğruluş biçimini de çok iyi biliyoruz, sırf Kürt sorunu terörize edilip devletin şiddetini rahat kullanmak üzere bir takım oyunlar oynandı. Türkiye’de ve şiddete karşı şiddet olayı ülkeyi bir alev topuna dönüştürdü, 40-50 yıldır kimse bunun altından çıkamıyor. Ama Sayın Burkay’ın her zaman barış ve demokrasiden demokratik yol yöntemden çözüm yollarında çabası oldu.  

Söylemleri oldu ama bir yanda ölüm bir yanda cenaze, şehit törenleri bir yanda gerilla törenleri bir yandan tank, top, tüfek sesleri arasında da ne yazık ki barışın demokrasinin sesleri halka ulaşmıyor. Bugün içinde hala yüzlerce insan yüz binlerce insan farklı farklı düşünmesine rağmen her iki kesimin kullandığı şiddetin yarattığı o sinerji ortamı içerisinde sağ duyulu davranmayarak yada yeterince rahat koşullar olmadığı için istemeyerek bu kesimlere oy vermek suretiyle bugünlere gelindi. Gördüğümüz kadarıyla bize göre yolun sonuna gelinmiştir, artık bundan sonra şiddette ısrar edenlerin Kürt halkından destek görmesi çok zordur.
 
“KÜRTLER SİYASİ DÜŞÜNCESİ NE OLURSA OLSUN ORTAK BİR TAVIR KOYARAK ÖNCELİKLE ÜLKEMİZDE Kİ YANGINI SÖNDÜRMEMİZ GEREKİR”
 
Özgür Haber: Şeyh Sait, Seyit Rıza faktörünü ekleyerek kurucu genel başkan rahmetli A. Melik Fırat, Kemal Burkay ve Sayın Fehmi Demir’den sonra partide genel başkanlığın avantajları ve dezavantajları nelerdir?
 
Refik Karakoç: Biz siyasi mücadelenin demokratik yol ve yöntemle yapılması ve son yıllarda yapılan gelişmeler üzerine de Kürt halkının durumunun çok acil bir noktaya gelmiş olması bizi hepimizi yeniden düşünmeye sevk etti. Bu düşüncemizin çerçevesinden dedik ki bu günden yarına Türkiye’de artık bütün Kürtler siyasi düşüncesi ne olursa olsun geçmişteki düşünceleri ne olursa olsun hangi örgüte, fraksiyona partiye sahip olursa olsun bütün Kürtlerin ortak bir tavır koyarak öncelikle bu ülkemizde ki yangını söndürmemiz gerekir. Bu noktaya geldik biz yani 1989’lardan sonra bu hale geldik. 1989’da barış, Kürt platformuna katılan Kürt milletvekilleri inancıyla başlayan bir süreçten bahsediyorum biliyorsun, 1989 yılında demokratik platform olarak Diyarbakır’da bağımsız aday çıkarmıştık, bende o zaman platformun bağımsız adayı olmuştum.

Dolayısıyla bizim böyle bir süreç yaşıyor olmamız bütün Kürtleri bir partide toplamamız gerektiğine inandık. HAKPAR’da böyle bir parti yani milli özelliği olan demokratik işleyişi olan şiddeti asla tasvip etmeyen ve demokratik yolla uluslar arası hukuk çerçevesinde sorunlara çözüm getirebileceğimize inandığımız için bu yolu seçtik. Şimdi hal böyle olduğu zaman A’dan Z’ye sağdan sola sosyalistlere, komünistlere, dinci, İslamcı, bütün kütlerin öncelikle ülkesindeki yangını söndürebilmesi için tek ses olması gerektiğini düşündük ve bu parti öyle bir parti olacak. Bugün o yolda yürüyoruz, dolayısıyla bu hepimiz için bir görevdir. Böylesi eski siyasetçi arkadaşlarımızın bu süreci başlatmış olmasını biz saygıyla karşılıyoruz.

Onların mücadeleleri bizim açımızdan saygıya değerdir, bundan sonrada biz aynı çerçeve içerisinde bu mücadeleyi sürdürmeye davam edeceğiz. Elbette ki daha önceki arkadaşların kendilerine göre yarattıkları değerler vardır, ortaya koydukları katkılar vardır. Benimde bu zor süreçte bu partiye bir nebze katkı koyabilme şansım olursa ya da bunu başarırsam bende mutlu olurum, görevimi yapmış sayılacağım. Bütün çabam bunun üzerine kazanılan değerler üzerine biraz daha değer katmak biraz daha partiyi kitlelerle tanıştırmak biraz daha partiyi büyütmek ve fonksiyonel hale geldikten sonra da olayların çözümü bir ana unsuru olma çabası içerisinde olacağız.
 
“PARTİLERE ÇAĞRIMIZ; TÜRK VE KÜRTLERİN KARDEŞÇE YAŞAMASINI İSTİYORLARSA, O ZAMAN BU SORUNU BARIŞÇIL DEMOKRATİK YOLLARDAN ÇÖZÜMÜNÜ TALEP ETSİNLER”
 
Özgür Haber: Çözüm konusunda veya bu süreçte sorumluluk yüklene bileceğinizi ifade ettiniz. AKP, CHP, MHP ve HDP’ye bir çağrınız var mı?
 
Refik Karakoç: Hepsine çağrımız var, şu şekilde bir çağrımız var; Eğer Türkiye’yi demokratik bir ülke yapmak istiyorlarsa, eğer Türkiye’nin federatif bir yapı içerisinde kardeşçe yaşamasını istiyorlarsa, Kürtlerin ve Türklerin bugünkü iç içe geçmişliğini de bir realite olarak görüyorlarsa o zaman bu sorunu barışçıl demokratik yollardan çözümünü talep etsinler. CHP gerçek sosyal demokrat parti konumuna gelsin, Avrupa’daki gibi, AKP gerçek muhafazakâr bir parti ise o konumunu muhafaza etsin,  MHP ırkçılıktan vazgeçsin Kürt düşmanlığından vazgeçsin ki Türkiye’de bir kardeşlik ortamı kurulsun. Lafla kardeşlik olmuyor, hukukla oluyor hak ve hukuku tanımakla oluyor. Türkiye’yi gerçekten samimi olarak Avrupa Birliği ülkesi, üye ülkesi yapmak istiyorlarsa o zaman Avrupa Birliği normlarını kabul etmek zorundadırlar. Zaten Avrupa Birliği normlarını kabul etmedikleri sürece Avrupa Birliği’ne üye olmaları mümkün değildir.

Dolayısıyla bu partilerin kendilerine çeken düzen vermeleri Kürt sorununda daha reel daha gerçekçi düşünmeleri gerektiğini söylüyoruz. HDP’ye de aynı çağrımız var; bağımsız siyaset, demokratik siyaset kulvarı üzerinde ısrarcı olun şiddetin durması için tavır koyun şiddetin durması bütün Kürtlerin yararınadır, bütün Türkiye halkının yararınadır, bunun için onlarında şiddetin durması için bu noktasında daha aktif görev almaları gerektiğini söylüyoruz bu çağrımızı her fırsatta da tekrarlıyoruz.”

(Abdulsamet Karaş)

HABERE YORUM KAT