1. HABERLER

  2. BÖLGE

  3. Ölüm kenti, yaşama tutunuyor
Ölüm kenti, yaşama tutunuyor

Ölüm kenti, yaşama tutunuyor

Son birkaç ay içinde onlarca çatışmada onlarca kişinin yaşamını yitirdiği Şırnak'ın Cizre ilçesinde, önceki gün çıkan olaylarda yaşamını yitiren 2'si çocuk, 2'si de kamu çalışanı, gözyaşları arasında toprağa verildi.

A+A-

Ölenlerin yakınları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ateş püskürdü: “1.300 odalı sarayını Kürtlerin kanıyla yaptın, bu sana kalmaz”. Sağlık çalışanları ise hemşir olan meslektaşlarının yaralı halde bir buçuk saat kadar aracın içinde beklemesine rağmen, tüm çağrılarına karşın yaylım ateşini kesmeyen güvenlik güçlerini suçlayıp “Ölümün sorumluları, çatışmayı durdurmayanlardır” diyerek, bir günlük iş bıraktılar.


Şırnak'ın Cizre ilçenine önceki gece yarısından sonra birkaç yüzüncü kez geldiğimizde, bu kez çöken kasvetin öncekilerden daha ağır olduğunu hemen hissettik. Silik ışıklar arasında İdil yolundan ilçe girişine vardığımızda, yolu göstermesi için yanımıza aldığımız arkadaşımızla, arabanın dörtlülerini yakıp yakmamayı tartışıyorduk. Çünkü arabanın görünür olması bizi hedef de yapabilirdi. Herşeye rağmen her an bir kör kurşunun bizi vurabileceğini uzun yıllar sonra birkez daha Cizre'ye yaşamak, bize bu kentin de ölen her insanla birlikte biraz daha öldüğünü duyumsattı.

 

Gelirken konuştuğumuz gibiydi Cizre, bu kent birer birer öldürülüyordu. Her ölenle birlikte kent biraz daha eksiliyor, öfke biraz daha büyüyor, barış biraz daha uzaklaşıyordu. Kısa süre sonra HDP milletvekili Ferhat Encü ile görüştüğümüzde söylediği ilk şey “Önceleri Roboski ve çevresini boşaltmak istiyorlardı ama şimdi Şırnak'ı tümden boşaltmak istiyorlar. Özel güvenlik bölgeleri ile hayvancılık yapılabilen alanlar ile sınırlı da olsa tarıma elverişli olan araziler, artık üretim dışı kaldı. Tarlalarda milyonlarca liralık ürün çürüdü. Hayvanların kışlık samanı toplanamıyor, hayvanlar beslenemiyor” dedi.


Sonra ilçede yaşananları konuştuk. TEDAŞ'ta çalışan 32 yaşındaki Mesut Sanrı, 10 yaşındaki Emin Yanaş, 27 yaşındaki hemşir Eyüp Ergen ve 7 yaşındaki Baran Çağlı adlarındaki 2'si çocuk, toplam 4 kişinin yaşamını yitirdiğini teyit etti Encü. Gece yapacak Bir şey kalmamıştı, sabahın ışıklarıyla olayları daha yalın bir şekilde görebilmek umuduyla odalarımıza çekildik.


Sabah ilk ışıklarla birlikte olayların yaşandığı Nur Mahallesi'ne gittik ilk olarak.

Sokaklarda kazılmış hendekler, kum torbalarından barikatlar, keskin nişancıların görüşüne engel olmak için sokak başlarında gerilmiş brandalarla, tam bir çatışma ortamı vardı sokaklarda. Bir süre sonra “meçhul” sokağa geldiğimizde, ellerinde silahlarla, telsizleri ve poşu ile kapatılmış yüzleri ile nöbet bekleyenler vardı. PKK'nin kent merkezlerindeki silahlı sempatizan gençlik birimi olan YGD-H üyesi olan bu kişiler, önce görüntülenmek istemese de sonra ikna edebildik.


Adını hatta kod adını bile vermek istemeyen silahlı gruptakilerden biri, sokaklarda silahla beklemelerinin nedenini “Erdoğan'ın savaşına karşı, evlerimizi ailelerimizi ve canımızı koruyoruz. Burada artık kimse için can güvenliği kalmadı. Keskin nişancılar, gördükleri her hedefi indirmek için ateş ediyorlar. Ama onlara izin vermeyeceğiz. Savaşın bizi ailelerimizden koparmasına engel olacağız. Nöbetimiz kendimizi korumak için” sözleriyle açıklıyordu.


Biraz daha gidince, bir başka sokakta önceki gün açılan ateşte yaşamını yitiren 27 yaşındaki hemşir olan Eyüp Ergen'in yaşamını yitirdiği küle dönmüş araç ile çevredeki delik deşik olmuş başka arabaların çevresindeki çocukları gördük.

 

Çocukların kimisi çatışmalardan artan ağır makineli tüfeklere ait boş kovanlarla oynuyor, o mermilerin çevredeki evlerde, arabalarda açtığı deliklerden parmaklarını sokup, savaşla eğleniyordu. Arabalara bakınca keskin nişancıların gerçekten de keskin atışlar yaptığını anlamak zor olmadı. Çünkü arabanın ön camında şoförün ve yolcunun kafalarının hizasındaki kurşun delikleri, hedefi neredeyse ıskalamamak üzere seçerek attıklarını ortaya koyuyordu.

 

Eyüp Ergen, iki arkadaşı ile birlikte sivil araçlarıyla iş çıkışında evlerine giderken, açılan ateşte yaralanmış, iki arkadaşı arabadan sürünerek kaçtığı halde, o boynundan vurulduğu için kımıldayamamış, bir süre sonra da kan kaybından yaşamını yitirmişti.


Olayı başından sonuna kadar gören Zahide Ece adındaki kadın, hala yaşadıklarına inanamıyordu “Saatlerce ateş ettiler. Evlerimizden, pencerelerimizden kafamızı çıkaramadık. O arabadaki iki kişi sürünerek bahçemize girdi. Bir süre sonra arabadaki arkadaşlarının yanlarında olmadığını anladılar. Ona telefon ediyorlardı ama o açmıyordu. Ben onlara siz erkeksiniz belki sizi görünce ateş ederler, o yüzden ben gidip onu alayın dedim. Dükkânın önünde duran arabaya gitmek için kaldırıma çıktığımda üzerime kurşunlar yağdırıldı.

 

Hareket eden her şeye ateş ediyorlardı. Korktum geri döndüm. Bir süre sonra bir daha gittiğimde, arabanın arkasında olması gereken arkadaşlarını göremedim. Gelip onlara söylediğimde onlar da tedirgin oldular. Sonra bir daha baktığımda koltuğa yığılmıştı ve etraf kan gölüne dönmüştü. Erdoğan Kürt gençlerinden ne istiyor. Türk çocuklarını neden ölüm için askere gönderiyor. Kendi çocuğunu göndersin buraya askere. İnşallah bu acıyı o da yaşar, çocuklarımızı ne zorluklarla, yoksulluklarla büyütüyoruz. Sonra onun savaşı, onun sarayı için katlediliyorlar. Artık yeter. Kahrol Erdoğan, evin yıkılsın, sırtın bükülsün, artık onun ciğeri yansın, anneler artık ağlamasın”


Asime Fidanay adındaki bir başka kadın da evinin caddenin karşısında olduğunu 12 çocukla beraber gece boyunca kurşunların altında çığlık çığlığa kalakaldıklarını anlattı: “çocuklarımızın korkudan çıldıracaklarını sandım. Açlıktan, korkudan çaresizlikten ne yapacağımızı bilemez olduk. Hangi halka bize bu eziyeti yapıyorlar. Ne istiyorlar bizden, yetmez mi bu kadar kan, bu kadar mezar, bu kadar acı”


Bir süre sonra Eyüp Ergen'in görev yaptığı hastanedeki sağlık çalışanlarının arkadaşlarına yönelik katliamı protesto etmek için iş bıraktıkları haberini alıyor ve hastaneye gidiyoruz. Gözü yaşlı çalışanlar, yakalarındaki fotoğraflarla bahçede öylece bekliyorlar. Sadece acil hastalar hizmet alabiliyor. Tüm sağlık çalışanlarının katıldığı protesto da yer yer duygusal anlar yaşanırken, sık sık "Sağlıkçıya uzanan eller kırılsın", "Katil polis" ve "Şehît namirin" sloganları atılıyor.

 

Açıklamayı yapan Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi Mehmet Hidayetullah Erzen, Ergen'in yaşamını yitirmesinden dolayı çok üzgün olduklarını ifade ederek, Ergen'in nöbet çıkışı evine gittiği esnada kafasına sıkılan tek kurşunla yaşamını yitirdiğini belirtiyor.


O sırada Ergen ile birlikte arabadayken kurşunlara hedef olan kendisi de patlayan camlar nedeniyle gözünden, yüzünden ve ellerinden sıyrıklarla yaralanan SES Örgütlenme Sekreteri Sabri Enük'ü buluyoruz. Olayı anlatırken dudakları titriyor ve sesi ağlamaklı.


 “Ben önde oturuyordum, Eyüp arkadaydı. Kurşunun kulağımın dibinden geçişini duydum.

 

Cam parçalanmış demek ki kendimizi zor attık arabadan. Biraz sürünerek dükkanın arkasından sıyrılıp bir evin bahçesine girdik. Kısa süre sonra Eyüp'ün yanımızda olmadığını anladık. Arıyorduk ama telefonu açmıyordu. Belki yolun diğer tarafına doğru kaçtığını düşünürken, yaralı olarak arabanın arkasında kanlar içinde yattığını öğrendik o kadından. Gitmek istesek de açılan ateş o kadar yoğundu ki oraya ulaşmamız mümkün değildi. Şırnak Sağlık Müdürünü, ilçe sağlık müdürünü defalarca aradık ateşi durdursunlar diye ama bize “yapamayız” diyerek yanıt verdiler.

 

Ateş dursa bizler sağlıkçıydık arkadaşımıza müdahale edebilir kanamasını durdurabilirdik. Ama durdurmadılar. Kimse şimdi orada olay vardı o yüzden öldü demesin. Bu arkadaşımızın yaşamını yitirmesinin nedeni, polisin ateşi kesmesini sağlamayanlardır. Biz bu koşullarda nasıl sağlık hizmeti vereceğiz. Bizler sağlığımızı yitirdik” diye konuştu.


Hastane bahçesinden ayrılırken, Cizre üzerinden sınır hattına doğru ilerleyen askeri konvoyun geçişine tanıklık ettikten sonra ilçe merkezine bir bakıyoruz. Dükkanlar tamamen kapalı. Sadece fırınlar ve eczaneler açık. HDP binasına uğruyor, günün programının ne olacağına bakıyoruz. Cenazeler öğleden sonra ilçeye ulaşacak ve defnedilecekler. Aileler ise Cizre'den 30 kilometre kadar ileride cenaze arabalarını bekliyor. Oraya gidip, ailelerle konuşuyoruz.
Emine Ergen adındaki bir kadın göğsüne vurarak ağlıyor: “Erdoğan, sen benim canımı benden aldın ama bu burada bitmeyecek. Sen o sarayında oturamayacaksın. Bu savaşın kanı seni boğacak. Sarayın başına yıkılacak” diyor. Aileyle konuşurken askında katledilen Ergen ailesinin de bir katliamdan kaçıp Cizre'ye sığındığını da öğreniyoruz. Ergen'in annesi Asiye ile babası Şehmus, Şırnak merkeze bağlı Koçbaşı köyünde askerlerin yaptıkları bir baskın sırasında, köy meydanında katledilmişler. Üstelik o sırada annesi hamileymiş.


Derken yaşlı ve bilge bir kadın, Kürtçe konuşmasının içine zaman zaman deyişler, atasözleri de ekleyerek ağıtlar yakıyor. Eyüp Ergen'in büyük teyzesi olan Fadile Adil “ Muhammed aşkına bir insan nasıl bir sağlık çalışanını, bir doktoru öldürebilir. Ama Erdoğan var ise öldürür. Erdoğan 1.300 odalı sarayını Kürtlerin kanıyla yaptı. Erdoğan, artık elindeki Kürt kanı yetmez mi. Biz analar ağlamasın, canlar yanmasın dedikçe sen savaş diyorsun. Evlat dediğin ağaçtaki bir yaprak mı ki bu kadar kolay koparıyorsun. O Helin olan (Kürtçe kuş yuvası) eşinden, yuvasından kopardın, o güvercini alıp başka bir heline götürdün. Erdoğan senin de oğlun var, senin de kızın var, senin de ailen var. sen şeytan mısın ki bu aileleri böyle dağıtıyorsun. Artık hep söylediğin o İslam kardeşliğini yap.

Yapmıyorsan sen oğlunu savaşa gönder”


Öte yandan Halkların Demokratik Partisi (HDP), dün 4 kişinin polis ve askerlerce katledildiği, onlarca kişinin yaralanıp, onlarcasının ise gözaltına alındığı Şırnak'ın Cizre ilçesine heyet gönderdi. Aralarında HDP milletvekillerinden Ali Atalan, Altan Tan, Gülser Yıldırım, Kadri Yıldırım'ın da bulunduğu heyet Diyarbakır'dan Cizre'ye geldi. Diyarbakır Barosu da Başkan Tahir Elçi öncülüğünde bir heyetle ilçeye ulaştı.

Bu haber toplam 4960 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler