1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. ‘Öfkeleri mücadeleye dönüşüyor’
‘Öfkeleri mücadeleye dönüşüyor’

‘Öfkeleri mücadeleye dönüşüyor’

DAİŞ’in kaçırarak köle pazarlarında sattığı kadınları kurtarmak amacıyla KJA ve DTK öncülüğünde kurulan Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele İnisiyatifi içinde yer alan Sabriye Orak, “Êzidî kadınlar yaşadıklarının öfkesini mücadeleye dönüştürüyor” dedi.

A+A-

Yaşanan insanlık suçunu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacaklarını söyleyen avukat Reyhan Yalçındağ ise, egemen devletlerin mazlum halklara karşı işlenen insanlık suçlarına ilişkin sessiz kaldığını ifade etti.
 
Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele İnisiyatifi, Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Savaş ve çatışma bağlamlarında toplumsal cinsiyet ve şiddet” başlıklı çalıştayı ile başta Êzidîler olmak üzere DAİŞ’in elinde bulunan kadınların nasıl özgürleştirilebileceğine ilişkin tartışmalar yürütüyor. İnisiyatif, bir taraftan da bu çalışmanın bir devamı olan kadınların rehabilite edilmesi ve bu sürecin hukuki mücadelesinin verilmesini tartışıyor.

3 Ağustos’ta DAİŞ’in Şengal’e saldırmasıyla bir ihtiyaç olarak yola çıktıklarını belirten inisiyatif üyesi Sabriye Orak, ilk amaçlarının kadınların durumunu kamuoyuna taşımak ve gündem oluşturmak olduğunu ifade etti. Orak, DAİŞ’e karşı silahlı mücadele yürüten yapılar ve koalisyon güçleri üzerinden kadınlara ulaşmaya çalıştıklarını aktardı.


“Bu harita içerisinde bir ticaret sektörü var”


Kadınların satıldıkları köle pazarlarının kurulduğu ülkelere ulaşmaya çalıştıklarını ifade eden Orak, “Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Irak’ın Musul şehri bu tür yerlerde ve Şengal’in kurtarılmamış kısmında tutulan kadınlar buralarda pazarlanıyor. Bu harita içerisinde bir ticaret sektörü var. Başka yerlere satılarak daha geniş alanlara yayılmış olabilir. Afrika’ya kadar yayılmış olabilir. Ya da başka ülkelerde de olabilir. Bu ülkelerin sınırları içerisinde bu tür ticaret sektörünün önünü almak için böyle bir baskı ve platforma ihtiyaç duyduk” dedi.


“Komutanlar ölünce kaçma imkanı bulabiliyorlar”


4 bin ile 7 bin arasında Êzidî kadının hala DAİŞ’in elinde bulunduğuna işaret eden Orak, “2 bin 150 veya 2 bin 200 Türkmen kadını bin civarında da Süryani kadını olduğu tahmin ediliyor. Küçük çocuklar var, 9-12-13 yaşlarında erkek çocukları da var. Bunların içerisinde bin tane de kurtulan kadın var. Kendi imkânlarıyla kurtulan kadınlar var. Bu savaş gerçekliği içerisinde evlendikleri komutanlar öldürüldüklerinde kaçma fırsatı bulabiliyorlar” diye konuştu.


“Kadınların kaçma planları”


Kaçırılan kadınların başlarında nöbetçilerin tutulduğunu ancak buna rağmen ilk günden itibaren kadınların kaçma planları yaptıklarını dile getiren Orak, “Bir kadının bize verdiği beyan şu: ‘Ben 3 defa kaçmaya çalıştım. Her kaçmaya çalıştığımda bana bir ceza uyguladılar.’ Baş aşağı asıyorlarmış ve ayaklarının altını kızgın maddelerle dağlıyorlarmış yürüyemesin diye. Her defasında kaçmaya çalışmış ve son seferinde iki küçük çocuğuyla birlikte kaçabilmiş. Bunu kader olarak görmeyip, kaçmayı kafasına koyan kadınlar gerçeği var” şeklinde konuştu.

Çok sayıda kadının da tecavüze uğramamak için kendi yaşamından vazgeçmeyi tercih ettiğini ancak bir mücadele çizgisini oraya koyan kadınların da var olduğunu belirten Orak, örgütlü mücadele yürütmek isteyen kadınların ve kadınların kurtarılması için mücadeleyi büyütmek istediklerini söyledi. Kadınların uğradığı şiddete dikkat çeken Orak, şunları vurguladı: “Nasıl Müslümanlaştırıldıklarını anlattılar. Tecavüzün yöntemlerini, küçük kız çocuklarına dahi nasıl tecavüz edildiklerini anlattılar. Büyük bir öfke, mücadele ve örgütlenmenin gerekliliğini daha fazla açığa çıkarıyor. Kürt kadınlarının ve tüm kadınların, kendilerini bu coğrafyada nasıl savunmaları gerektiğini açığa çıkarıyor. Bunu böyle mücadeleye dönüştürmek istiyoruz.”


“Kendi topraklarında rehabilitasyon”


Kadınların DAİŞ elinden kurtarıldıktan sonra başka bir duruma geçildiğini belirten Orak, artık o kadınların nasıl rehabilite edileceğinin tartışılmaya başlandığını ifade etti. Orak, şunları kaydetti: “Bu kadınların bedeni bir teşhirasyon malzemesi, rencide unsuru olarak değerlendirilmesindense kendi coğrafyasında, topraklarında, kendi dili ve kültürü içinde nasıl rahabilite edilebilir çerçevesinde bir tartışma yürüttük. Burada bir rehabilite merkezi açmayı düşünüyoruz. Bu travmayı medikal olarak kimi kamplarda çözebiliriz yaklaşımından ziyade, gördük ve tanıklığını da yaptık, hem kültürel hem de doku olarak aynı dilde konuşan kadınlar olarak daha iyi rehabilte edebiliyoruz.”


“Yaşananlar belgeleniyor, arşivleniyor”


Aynı coğrafyadan kadınlar olarak kurdukları temaslarda kadınların daha fazla kendilerini rahat hissettiklerini gözlemlediklerini aktaran Orak, bu anlamda kadınların daha fazla yaşama tutunduklarını söyledi. Bu zamana kadar yürüttükleri çalışmalar kapsamında yaşananları belgelemek adına da bir çalışma yürütüldüğünü söyleyen Orak, tanıklıkların dinlendiğini, formlar doldurulduğunu ve arşivlendiğini ifade etti.


“DAİŞ’e karşı mücadele hattı”


İnisiyatif üyesi avukat Reyhan Yalçındağ da, Ortadoğu’da kadın olmadan bir yaşam olamayacağı gerçeğiyle sadece Êzidi kadınlar için değil, tüm zorla alıkonulan kadınlar için DAİŞ’e karşı bir mücadele hattı çıkarmaya çalıştıklarını söyledi. Geçen süre zarfında bazı kadınların ve çocukların kurtarıldığını hatırlatan Yalçındağ, “Biz bunlarla da bir araya gelebildik. Çocuklarla birlikte işkenceye tabi tutulan kadınlar da vardı, bir sene boyunca köle olarak kullanılan kadınlar var. Onların verdikleri bilgiler oldukça önemli. Hala sayıları 4 bin ile 7 bin arasında olduğunu tahmin ettiğimiz ve büyük bir ihtimalle Kuzey Afrika hattına kadar, Arap Emirlikleri, Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelere satılan kadınlar da söz konusu. Tek bir kadın bile kalmayıncaya kadar kesinlikle bu mücadele hattı bizim için var olmaya devam edecektir” dedi.


“Egemenler yapılanlara sessiz kalıyor”


Yalçındağ, dünyada bütün egemen devletlerin, soykırım ve savaş suçuna maruz kalanlar mazlum halklar olunca sessiz kaldıklarına işaret etti. Yalçındağ, şöyle konuştu:


“DAİŞ’i DAİŞ yapan güçler hangi güçlerdir demek ayrı bir mesele ama kendiliğinden gökten zembille inmediğine göre, Ortadoğu gibi kadim bir coğrafyaya sürülmeleriyle nasıl bir süreç yaşandığı ortada ama bununla ilgili tek bir uluslararası güç bu suçların sorgulanmasıyla ilgili bir adım atmıyor. Çünkü Kürt halkı mazlum bir halktır. Kürt halkı kendini savunmak dışında asla ve asla bir başkasına saldıran güç değil. Dolayısıyla da bu savaş suçlarından Kürtlere yapılanları tanınmasıyla alakalı bir durum söz konusu.”


İnisiyatifin mücadele ayaklarından birinin hukuksal mücadele olduğunu ifade eden Yalçındağ, özel olarak kadın bedeni ve kadına yönelik cinsel suçlara ilişkin Birleşmiş Milletler aracılığıyla Lahey’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açma çalışmalarının başladığını ifade etti.

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler