1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Öcalan Mandela gibi halkların arasına inmeli'
'Öcalan Mandela gibi halkların arasına inmeli'

'Öcalan Mandela gibi halkların arasına inmeli'

Olağanüstü toplanan DTK Genel Kurulu'nda konuşan DTK Eşbaşkanı Selma Irmak, Mandela örneğini vererek, Öcalan'ın özgürlüğünün şart olduğunun altını çizerek, “Mandela halkların arasına inmeden kalıcı bir barış sağlanamadı” dedi.

A+A-

 DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle de, şu çağrıda bulundu: “Eğer Türkiye'nin Suriye'ye dönmesini istemiyorlarsa ki hala yol yakındır, Dolmabahçe Mutabakatı'nı esas alıp müzakere sürecine geçirilmelidir”


AKP hükümetinin devreye koyduğu topyekûn savaş konseptine karşı olağanüstü toplanma kararı alan DTK Genel Kurulu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu'nda bir araya geldi. AKP hükümetinin savaş çığırtkanlığı karşısında izlenilecek yolların tartışıldığı toplantıya, DTK delegelerinin yanı sıra DTK Eşbaşkanları Hatip Dicle ve Selma ırmak, DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek ve HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen Katıldı. Toplantıda ilk olarak konuşan DTK Eşbaşkanı Selma Irmak, halkların 7 Haziran seçimlerinde barış umuduyla HDP'ye 6 milyonun üzerinde oy verdiğini ancak AKP hükümetinin bu sonucu kabul etmediğini söyledi.


'Diyalog yolu yanlış değil'


Seçim sonuçlarını hazmedemeyen AKP'nin topyekûn savaş başlatmasının ardından onlarca yurttaşın katledildiğini hatırlatan Irmak, "36 yıllık barış yolunda her iki taraftan da geri dönüşü olmayan acılar yaşandı. Ancak Öcalan'ın çağrısıyla bu on yıllardır devam eden çatışmalı süreç, yerini barış umuduna bıraktı. Müzakere süreci bitmemiştir. Diyalog yolu, fikir ve düşüncenin, siyasetin ön plana çıkarılması yolu yanlış değildi ve halklar tarafından onaylandı. Bizlerin de sahiplendiği ve izlediği yol budur" şeklinde konuştu.


'Tek çare ulusal birliktir'


Tarihte hep yok sayılan Kürtlerin artık Ortadoğu'da insanlığı savunan noktaya geldiğini söyleyen Irmak, "Kürtler artık Ortadoğu'nun yeniden inşasının mimarı haline gelmiştir. Öcalan'ın felsefesi üzerinden yürüyen Kürt halkı, iktidari yaklaşımları bu topraklardan söküp atmak için mücadele ediyor. Ortadoğu'nun kurtuluşu da buradan geçmektedir" dedi.


Halklar arasından farklılık yaratılmasının her zaman daha fazla acı getirdiğini söyleyen Irmak, "Halkların özgür yaşamı, komünal yaşam isteği acıların önüne geçiyor. Kürtler tellerle 4 parçaya ayrıldı. Artık bakıyoruz ki sınırlarda anlamını yitirdi. Sınırların anlamını yitirmesiyle 4 parçada yaşayan halklarda birbirlerine daha fazla yaklaşmaktır. Ancak bazı kesimlerin gündelik menfaatleri için bazen Kürt birliği üzerinde oyunlar oynanabiliniyor. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki tek çaremiz ve dermanımız ulusal birliktir. Eleştirilebilinir, kardeşler birbirini eleştirebilir ancak saldırmamalıdır" ifadelerini kullandı.

'AKP 4 parça Kürdistan'a saldırıyor'


AKP hükümeti ve Erdoğan tarafından devreye konulan topyekûn savaş konseptinin sadece Kuzey Kürdistan'a dönük olmadığını belirten Irmak, "Bu savaş 4 parça Kürdistan'da elde edilen Kürt kazanımlarına dönüktür. Girê Spî'nin ardından Cerablus'un da düşmesiyle Rojava'daki kantonlar artık birleşecekti. Suriye'deki sorun da bir nebze de olsa çözülürdü, Türkiye'nin güney sınırı da güvende olurdu. Ancak Türkiye'nin Kürt kazanımlarına olan saldırısı bunu engelledi. Medya savunma alanlarına, Rojava'ya saldırmaya başladı. Eğer DAİŞ'le mücadele etmek istiyorsanız DAİŞ'in adresi bellidir. Ancak tek saldırdıkları nokta Kürt noktalarıdır. Kürtleri uluslar arası güçlerin menfaatleri uğruna gerçekleştirdikleri oyunlar hakkında duyarlı olmaları gerekir" dedi.


'Demokratik özerklik için mücadeleye devam edilmeli'


Özgürlüğün bedel ödenmeden alınamayacağını vurgulayan Irmak, "Dünden bugüne çok bedel verdik. Bedel vermekten de korkmuyoruz. Verilmeyen özgürlüğü alabilmek için örgütlü durmak gerekir. Müzakere yolunu izleyeceğiz ancak sadece bununla yetinirsek özgürlüğümüzü alamayacağız. Müzakereyi izlemekle beraber, örgütlülüğümüzü her zamankinden daha fazla sağlamalıyız. Demokratik özerkliğimizi sağlamak için mücadelemize devam etmeliyiz" dedi.


'Öcalan'ın deklarasyonun takipçisi olacağız'


Kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün şart olduğunu vurgulayan Irmak, "Mandela örneği ortadadır. Mandela halkların arasına inmeden kalıcı bir barış sağlanamadı" dedi. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 2013 Newrozu'na gönderdiği mesajın bir deklarasyon olarak tanımlayan Irmak, "Sayın Öcalan bu paradigmada silahlarla değil, konuşarak, siyasetle sorunun çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu yolun takipçisi olmalıyız. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan halkların birbirinden ayrılması mümkün değildir. Beraber yaşayacağız ama özgür bir şekilde, beraber yaşayacağız ama tek tip olarak değil, farklılıklarımızla" dedi. Irmak, hükümete kalıcı bir barış için 2013 deklarasyonu ile Dolmabahçe Mutabakatı'nı esas alması çağrısında bulundu.


Dicle: Öcalan savaş yerine barış paradigmasını yürüttü


Konuşmasına, "Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde şehit düşenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum" diyerek başlayan DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle, "1990'dan itibaren Ortadoğu coğrafyası büyük bir kan revan içerisinde. Ortadoğu merkezinde bir 3'üncü dünya savaşıyla karşı karşıyayız. 1990 sonrası küresel kapitalizmin, emparyalizmin Ortadoğu'ya yeni bir dizayn verme istemiyle başlayan bu düzen 25 yıldır Ortadoğu'da şiddetli bir savaş yürütmektedir" dedi.


PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 1993 yıllarında şu anki süreci kavradığını ve iktidar yerine halkçı, savaşa karşı barışı içeren bir paradigma yürüttüğünü belirten Dicle, "Öcalan bu sürecin yaşanmaması için defalarca tek taraflı ateşkes ilan etti. Maalesef muhataplarımız bunu anlamazlıktan gelerek sürekli saldırı geliştirdi" dedi.

Öcalan'ın 1999'dan itibaren içine girilen süreci çatışmalı uzlaşmalı bir süreç olarak değerlendirdiğini belirten Dicle, "2011 ve 2012 yıllarını hepimiz çok yakından gözledik. Sayın Öcalan, son 2-3 yıldır halkların çıkarına bir ortam hazırladı. Bunun hazmedemeyen diktatörlük sevdalıları, topyekûn savaş politikasını devreye koydu. Önderlik sürecin bu aşamaya gelmesini engellemek için çok yoğun bir mücadele yürüttü. Belki İmralı görüşmeleri kamuoyuna yansımıyor ama biz buna çok iyi şahit olduk" diye konuştu.


'Halklar savaşa geçit vermeyecek'


Kürt halkının artık yalnız olmadığını belirten Dicle, "Kürtler, Türkiye halklarıyla, sosyalist, emekçi halklarla barışsever halklarla bu barışı savunacaktır. Devletlerin çıkarına olan, halkın çocuklarını birbirini vurdurarak iktidarlarını korumak için çıkarılan savaşa izin verilmeyeceğine inanıyorum. Yaşamını yitiren asker ailelerinin devlet yetkililerine sözlü tepki göstermesi beklediğimiz barış girişiminin bir yansıması oldu. Ne Türkiye halkları bu savaşı eskisi gibi alkışlayacak ne de Kürdistan halkı bu savaşa geçit verecektir" şeklinde konuştu.

'Dolmabahçe Mutabakatı esas alınıp müzakereye geçirilmeli'


Yeni ve tahkim edilmiş bir ateşkes sürecinin çift taraflı hayata geçirilip, bir çatışmasızlık ortamı yaratılması gerektiğini belirten Dicle, şöyle devam etti: "2013 Newrozu'nda ilan edilen tarihsel bir anlama sahip olan önderliğin çağrısı yazılı bir mutabakatla sonuçlandı. Belki de Kürtler ile hükümet temsilcileri tarihte ilk defa bir mutabakata imza aldılar. Süreci izleyen ve gözlemleyen biri olarak, Önderliğin bu Dolmabahçe Mutabakatı'na ne kadar vurgu yaptığını belirtmek isterim. Önderlik ısrarla bir darbe tarihi olan 28 Şubat tarihini vurguladı. 'Biz darbelere karşıyız' diyordu. Eğer Türkiye'nin Suriye'ye dönmesini istemiyorlarsa ki hala yol yakındır, Dolmabahçe Mutabakatı'nı esas alıp müzakere sürecine geçirilmelidir" ifadelerini kullandı.


Yüksek: Kaderimizi belirleyecek süreçten geçiyoruz


Kürdistan, Anadolu ve Ortadoğu halkları için siyasi haritaların ve kaderlerin yeniden belirlendiği bir süreçten geçildiğini söyleyen DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, "Kanın, şiddetin derinliği de buradan geliyor. Çünkü herkes geleceğe yön vermek istiyor. Bizler için de kaderimizi belirleyecek bir süreçten geçtiğimizin bilinmesi gerekir. Türkiye'de demokratik bir dönüşümün müzakereler yoluyla olması gerektiğini hep dile getirdik. Ve 2.5 yıldır da bu böyle bir süreç devam ediyor. Fakat halen aynı noktada olduğumuzun herkes farkındadır" dedi.


'AKP'nin yürüttüğü savaşa karşı halklar ortak tavır almalı'


Halkların artık tekçi bir rejimle yönetilmesini istemediğini HDP'ye güçlü destek vererek dile getirdiğini belirten Yüksek, şöyle konuştu: "Ama ne oldu? AKP 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmedi. Peki, nasıl gerçekleşecek? Eğer demokratik yol ve yöntemle çözülecekse bu sorun, Meclis'te konuşulması lazım. Bu sorununun çözümü için de halkların farklılıklarıyla Meclis'te olması gerekir. Ancak AKP ve Erdoğan 'Hayır ben tek başıma yöneteceğim' diyor inatla. Biz DBP olarak buradan şu çağrıyı yapabiliriz. AKP'nin tek başına iktidarı altında yaşamak mecburiyetinde değiliz. Halklar olarak beraber mücadele edebiliriz. AKP'nin tek başına iktidar olmak için yürüttüğü savaşa karşı tüm halklar olarak ortak bir tavır konulmalıdır. Biz AKP'nin tekçi rejimi altına yaşamak zorunda değiliz. Her gün çocuklarımızın cenazelerinin kaldırılmasını izlemek zorunda değiliz. Bu darbeci tekçi diktatöryel yaklaşım karşısında Kürdistan halkları olarak ortak tepki koyabiliriz."


'Ya AKP'nin diktatöryası ya da özgürlük'


"Biz demokratik özerkliği halkların birlikteliği için formül olarak ortaya koyuyoruz" diyen Yüksek, şöyle devam etti: "Bunun da müzakereler yoluyla anayasal bir şekilde oluşturulmasını istiyoruz. Eğer bu savaş bu şekilde dayatılmaya devam edilirse, bizde bu formülümüzü fiilen hayata geçirmeyi tartışacağız. Kürtler zulüm altında yaşamak zorunda değildir. Kentlerimiz, mahallelerimiz, sokaklarımız eğer savaş bu şekilde dayatmaya devam ederse bizde tek taraflı olarak demokratik özerkliği tartışma beyanında bulunacağız. İki seçenek var. Ya AKP'nin diktatöryasını kabul edeceğiz ya da özgürlüğümüzü beyan edeceğiz. Bizi bekleyen süreç budur. Bu süreçte düşünmek ve yoğunlaşmak gerekir. Devrimci bir süreçten geçiyoruz herkes bu sürecin ağırlığına göre adım atmayı düşünmelidir."


Bilgen: İzleme Kurulu'nun kurulmasına kim engel olmuşsa suçlu odur


İzleme Kurulu ve Hakikatleri İzleme Komisyonu kurulması gerektiğinin altını çizen HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Ayhan Bilgen, "İzleme Kurulu seçimlerden önce kurulmuş olsaydı bugün bu kadar polemik olmazdı. Krizlere müdahale etmek, diyalogun devamını sağlamak içindir. Bu kurulun kurulmasına kim engel olmuşsa suçlu odur. 'İzlemeyi MİT yapar' diyen bir Cumhurbaşkanı var karşımızda. İzleme Kurulu'nun fiilen kurulmasını sağlamak ve bu çalışma başladıktan sonra kendi beklentileri yönünde harekete geçmek zorunda kalacaklarını biliyorum" dedi.

Bu haber toplam 542 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler