1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. O olayı anlatan komutan gözyaşlarını tutamadı
O olayı anlatan komutan gözyaşlarını tutamadı

O olayı anlatan komutan gözyaşlarını tutamadı

2004 yılında bir toplu mezarda kemikleri bulunan 11 köylünün öldürülmesine ilişkin dosyada şüpheli olarak ifadesi alınan dönemin Tugay Komutanı Yavuz Ertürk, ifade esnasında gözyaşlarını tutamadı.

A+A-

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Alaca köyünde 1993 yılında Bolu Jandarma Dağ Komando Taburu askerleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan ve 2004 yılında bir toplu mezarda kemikleri bulunan 11 köylünün öldürülmesine ilişkin dosyada şüpheli olarak ifadesi alınan dönemin Tugay Komutanı Yavuz Ertürk, hakkındaki iddiaları kabul etmedi.

Öldürülen 11 köylüyle ilgili dava zaman aşımına bir gün kala TMK 10. Maddesiyle Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının iki ayrı kayıp olayını daha dosyayla birleştirerek, dönemin Tugay Komutanı Ertürk hakkında 'yakalama kararı' çıkarmış, Ertürk, 7 Ekim'de İstanbul'da ifade vermişti.

Yakalama kararının ardından TMK 10. Maddesiyle Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığının 1 Nolu Hakimliğinde ifadesi alınan Ertürk, "Biz kimseyi gözaltına almadık, yakaladığımız kişileri de en yakın ilçe jandarma komutanlığına teslim ederdik" dedi.

Ertürk, Kulp ilçesinin Alaca köyündeki operasyonla ilgili ifadesinde o dönemde Şenyayla bölgesinde operasyonda olduğunu ve bahsedilen köye birliğinin ve kendisinin hiç gitmediğini söyledi.

Sözkonusu bölgenin operasyon bölgesinin dışında olduğunu anlatan Ertürk, 100 erkeği köy meydanına toplayıp içinden 11 kişiyi aldıktan sonra helikopterle köyden ayrıldığı iddiasına karşılık, "UH1 helikopteri 6 personel alır. Ben 4 koruma ile gezerdim. Yanımda emir astsubayım da bulunur. Bundan dolayı 4 sefer yapmam gerekir. Uçuşların manifestosu vardır. Bu helikopterler benim emrimde değildir. Ankara'dan gelirler. O zaman helikopterlerin manifestosuna bakılmasını istemiştim. O köyde beni kimse görmüş olamaz. Benim birliğimde kimse o köye gitmedi. Orada adı geçen kimseyi de tanımam. Biz Kara Kuvvetleri Komutanlığı birlikleriyiz. Bizim kolluk kuvveti olarak hiçbir suretle sorgulama, tutuklama ve nezarete alma gibi durumumuz söz konusu olamaz. Operasyon planı Asayiş Komutanlığı'nda mevcuttur. Bu planın dışında hareket edilmesi mümkün değildir. Çünkü o bölgede operasyon yapılan birliklere haber verdiğimizden bizim başka bölgelere sapmamız mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

Görev yaptığı sürede sivil vatandaşın ve silahlı örgüt elamanlarının öldürülmesi yönünde talimat vermediğini iddia eden Ertürk şöyle dedi:

"Ben emir vermediğim gibi yönlendirmedim. Hiçbir sivil şahıs da bana birilerini aramak için gelmedi. Sadece yakalanması ve ikna edilmesi talimatı verdim. Ateş edilmemesi gereken yere ateş edilmemesi talimatı vermişimdir. İlk şehidi biz verdik. İsnat edilen olayların bizim operasyon yaptığımız tarihlere ait olup olmadığı konusunu askeri makamların kayıtlarında mevcuttur. Operasyonların raporlarını veriyorduk. Yazılı operasyon emri alıp gün gün yazılı olarak sonuçları üst makamım olan Asayiş Komutanlığına veriyorduk. O tarihlerde bizim orada olduğumuzu bilmiyorum. Çünkü oranın sadece sorumlusu biz değildik. Başka birlikler de orada operasyon yapıyordu."

Bu arada Ertürk'ün ifade esnasından bir ara ağlamaklı hale geldiği ve "ifadeye ara verebilir miyiz" dediği kayıtlara geçti.

Olaylara tanık olan askerler konuşmalı
Dosyanın avukatlığını yürüten Rahşan Bataray ise AA muhabirine, Ertürk'ün ifadeleriyle ilgili "O dönemde bölgede askerlik yapmış ve olaylara tanık olan askerlerin konuşması ve bildiklerini anlatması olayı aydınlatacaktır" dedi.

Bataray, şüphelinin suçu kabul etmediğini ve olayın tamamen aydınlatılması için yeni deliller ile tanıkların önemli olduğuna değinerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Şüpheli isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyor. Birçok olayı ise hatırlamadığını söylüyor. O dönemde bölgede kimlerin görevle olduğunu ve operasyona çıkan kişiler kısmına ilişkin olarak savcılığın yaptığı yazışmalarda da Bolu Tugayı veya ilgili birimlerden bilgi verilmemektedir. Olayın aydınlatılması için bölgede askerlik yapmış ve olaylara tanık olan askerlerin konuşmasıve bildiklerini anlatması gerekir" diye konuştu.

Olay
Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Alaca köyünde 1993 yılında gözaltına alındıktan sonra kaybolduğu öne sürülen 11 köylünün kemikleri yapılan kazıda bulunmuştu. Kemiklerin Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan DNA testi sonucunda kaybolan 11 köylüye ait olduğu kesinleşmişti. Yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle 1993 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru, Mayıs 2001'de sonuçlanmış, ailelere toplam 1 milyon lira tazminat ödenmişti.

HABERE YORUM KAT