O Bir Diyarbakır Sevdalısı Recep AKAY

O Bir Diyarbakır Sevdalısı Recep AKAY

28 Eylül 2008 16:58

Yıllardan beri kimbilir kaçıncı kez hep düşünüp dururuz; “İnsanlarımıza gerekli olanaklar tanınsa, ortaya ne kabiliyetler çıkar” diye... ve çoğu kez diğer kıtalardaki gelişmeleri de duyarız. Avrupa ülkelerinde küçük yaştan beri insanların yatk

RECEP ACAY’LA BAŞBAŞA

“DİYARBAKIR’DA TİYATROYU KURMAKLA BİR MAKUS TALİHİ DAHA YENMİŞTİK ANCAK”

 Yıllardan beri kimbilir kaçıncı kez hep düşünüp dururuz; “İnsanlarımıza gerekli olanaklar tanınsa, ortaya ne kabiliyetler çıkar” diye... ve çoğu kez diğer kıtalardaki gelişmeleri de duyarız. Avrupa ülkelerinde küçük yaştan beri insanların yatkın olduğu meslekler ve kabiliyetler ortaya çıkartılarak, uygulanan testler sonucu, kişiler o yönde yetiştirilir. Daha doğrusu, herkesin yetenekli olduğu branşta yetiştirilmesi için ne gerekiyorsa o yapılıyor. .

Bizde ise her şey tersine. Kişi kendi yetenek ve becerisini en olumlu şekilde ortaya koyduğu halde, ona yine sahip çıkan olmaz. Hatta eriyip gitmesi için ne mümkünse o yapılır. Oysa gönül ister ki ülkemizde de insanlarımız yetenekli oldukları dalda yetişsin ve ilerlemeleri için ne gerekiyorsa o yapılsın. Böyle bir uygulamadan elde edilecek yarar, uygulamadan elde edilecek yarar, uygarlık mücadelemize büyük katkılar sağlayacaktır. Diyarbakırımızda öyle yetenekli ve becerikli sanatçılar yetişiyor ki bir tesadüf sonucu veya kendi direnmeleriyle ortaya çıksalar, diğerleri gibi gün ışığına kavuşmadan heba olup gidiyorlar; işin doğrusunu söylemek gerekirse, yıllardan beri kendi çabasıyla bir yere gelmeyi başaran tiyatrocularımızdan RECEP ACAY da tüm başarısını tırnaklarıyla eştiği yolda gösterdiği sabırlı direncine borçlu...

 

Çaba: Bize özgeçmişinizi anlatır mısınız?

1966 yılında Diyarbakır’da tiyatroyu kurmak için verdikleri olağanüstü çabaya kendi gözlerimizle tanık olduk. Attığı başarılı adımlarından büyük gurur ve mutluluk duyduğumuz bu sanatçımızın ilgisizlik yüzünden bir gün tiyatrolarının idari binasına, “Sağolsun Diyarbakırlılar, Tiyatromuz Kapandı” diye, bir bez afiş astıklarında, derin üzüntülerini ve acılarını biz de yüreğimizde duymuştuk... Oysa çok başarılı oyunlar sergilemiş ve her seferinde de halkımıza anlamlı bir mesaj vermeye çalışmışlardı. Herşeye karşın, Diyarbakır’da tiyatronun tarihi irdelendiği zaman, RECEP ACAY ve arkadaşları daima saygınlıkla anılacaklardır. Bundan hiçbir şüpheleri olmamalı. Tiyatro oyunculuğunu yaklaşık üç yıl boyunca Ankara Televizyonundaki “Köyümüz” programındaki “Kahveci Recep” rolüyle de başarıyla yürüten Acay, şu sıralar TRT Dış Yayınlar Dairesi Türkçe Yayınlar Müdürü olarak görev yapıyor. Aslında olması gereken yerde bulunmayan sanatçı, tek teselliyi eşi ve dört çocuğundan oluşan mutlu yuvasında buluyor. Dilerseniz, yıllar önce Diyarbakır’da tiyatroyu kurma mücadelesini sanatçının kendisinden; Recep Acay’dan öğrenelim ve onu biraz daha yakından tanıyalım.

Acay: Mart 1968 yılında TRT Diyarbakır Radyosuna girdim. 1973 yılında sınavla, prodüksiyon görevlisi oldum. Yine aynı yıl açılan bir sınavla Yayın Şefi kadrosuna atandım. 1976 yılında Ankara Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulundan mezun oldum. Askerlik dönüşü iki yıl Antalya Radyosunda çalıştım. 1985 yılından sonra TRT Dış Yayınlar Dairesinde Türkçe Yayınlar Müdür Yardımcısı ve 1997 yılından bu yana da müdür olarak görev yapmaktayım. Çaba: Diyarbakır’daki tiyatro çalışmaları ve kendi katkılarınızı öğrenebilir miyiz? Acay: Tiyatro etkinliğinin Diyarbakır’daki yeri çok eskilere dayanmaktadır. Bizden önceki büyüklerimiz tiyatro olgusunu ellerinden geldiğince yaşatmaya çalışmışlardır. Bizler de onların bıraktıkları yerden, onlardan esinlenerek sürdürmeye çalıştık. Diyarbakır’daki tiyatro çalışmalarına katkım kişisel olarak sadece oyuncu bazında olmuştur. Ama tiyatronun gelişip güçlenmesi, Diyarbakır’da özel bir tiyatronun açılması kendilerini saygıyla andığım bir çok arkadaşımla birlikte gerçekleşmiştir. Oyuncular el ele vererek tiyatromuzun son rötuşlarını yaptık. Sabunlu sularla tiyatromuzu aynı gibi temizledik, koltukları numaraladık. Bizim için en büyük bayram buydu. Ve bayram sonrası daha önce iki oyun oynadığımız Cevat Fehmi Başkut’un “Buzlar Çözülmeden” adlı eseriyle Diyarbakırlı tiyatroseverlerin karşısına çıktık. Bu oyunu tam 54 kez oynadık. Ardından, Jean Paul Sartre’ın “Mezarsız Ölüler”ini 24 kez, Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” adlı oyununu 66 kez, Orhan Kemal’in “72. Koğuş”unu yaklaşık 40 kez oynadık. Ayrıca değerli arkadaşım can yoldaşım Fehmi İpekçi ise tek başına, “Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı oyunu ancak 6 kez oynayabildi. Oyunun eforuna dayanamayarak daha fazla sürdüremedi. İşte bu güzel ve de yararlı çalışmalar üç yıl sürdü. Tiyatromuz maddi krize girdi. Kirasını ödeyemez duruma düştük. Diyarbakır’ın aydın geçinen kişileri 5 Liralık aidatlarını ödeyemez oldular. İşin en acı yönü ise bu kişiler aidatlarını almaya giden arkadaşlarımızı refüze ederek eli boş gönderdiler. Bu nedenlerle 1968 yılında 80 kişilik Oda Tiyatrosunu kapatmak zorunda kaldık. O tarihlerde bugüne hafızamda sadece büyükçe bir bez üzerine yazılmış şu sözcükler kaldı...

“SAĞOLSUN DİYARBAKIRLI’LAR TİYATROMUZ KAPANDI”

Tiyatro serüvenlerimiz bununla bitmedi tabi. Bütün hızıyla devam etti. 1967 yılında Fehmi İpekçi’yle birlikte Devlet Konservatuarı sınavına girdik. İkimiz de sınavı hem de yatılı olarak kazandık. Durumu büyük bir sevinç içerisinde ailelerimize bildirdik. Ben ve arkadaşım Fehmi İpekçi’yi iki ay durmadan çalıştıran Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncularından Erol Demiröz adlı hemşehrimizle başarımızı bir meyhanede kutladık. Ancak ertesi gün Konservatuar yetkililerince alınan prensip kararıyla o yıl erkek oyuncu alınmadı. Olay Tercuman Gazetesinin Anahtar Deliği’nde dile getirildi. Ancak, olan bize olmuş ve bu şansımızı kullanmaktan alıkonulmuştuk. Bugüne kadar yaklaşık 25 oyunda rol aldım. 6 ay gibi kısa bir süre, Ankara Yenişehir Dönem Sahnesinde çalıştım. En sevdiğim ve unutmadığım oyunlar arasında; “Derya Gülü” “Kurban”, “Buzlar Çözülmeden”, “Fareler ve İnsanlar”, “Hababam Sınıfı”, “Ocak” ile “72. Koğuş” oldu.

Çaba: Yaşamınızı etkileyen önemli olaylar nelerdir?

Acay: Yaşamımı etkileyen en önemli olay tiyatro sanatçısı olmaya karar vermemdir. Hiçbir zaman insanları ezerek bir yerlere gelmeye çabalamadım. Ama hiçkimse de bana gel senin bulunman gereken yer burasıdır da demedi. Ben şu anda, saygı duyduğum bir eşe ve üçü kız biri erkek olmak üzere dört çocuğa sahibim. Bundan daha güzel bir olay olur mu?

Çaba: Gerekli yetki verilse Diyarbakır’da eğitim ve kültür faaliyetleri açısından neler yapmak istersiniz?

Acay: Aslında eğitim ve kültür birbirinden ayrılmayan bir olgu. Bu sadece Diyarbakır’ın sorunu değil, ülkemizin genel bir sorunu eğitim ve kültür. Bana göre bir ülkenin kalkınmasında en önemli olay o ülkenin eğitime ve kültüre verdiği önemdir. Şayet bir ülke eğitim sorununu çözümleyememiş, kültürel olayına gereken hassasiyeti gösterememişse o ülkede hiçbir şey yapılmamış demektir. Yıllardan sonra Güneydoğu’nun kültür merkezi konumunda olan Diyarbakır’a zamanın Valisi Sn.Erdoğan Şahinoğlu tarafından Kültür Sarayının temeli atıldı. Bina 3-4 yıl içinde tamamlandı. Geçtiğimiz yıl ise Devlet Tiyatrosu Kültür Sarayı içinde oyunlar sergilenmeye başlandı. Geç kalmış olunsa bile Diyarbakır’a Devlet Tiyatrosunun bir şubesinin açılmış olması güzel bir olay. Ancak bölgeye, bölge insanına ne verir orası tartışılabilir. Bana göre Diyarbakır’da çalışmalarına başlayan Devlet Tiyatrosu’nun amacına ulaşması, sürekli beslenebilmesi için hiç zaman kaybedilmeden bölgede bir konservatuarın açılması gerekir. Bu konservatuarda uygulanacak eğitim sonucu, yöre insanlarından Devlet Tiyatrosuna sayısız yararların sağlanabileceği kanısındayım.

Çaba: Hangi Devlet adamlarını takdir edersiniz, neden?

Acay: Ülkesinin çıkarını kendi çıkarının üstünde tutan, demokrasiye içtenlikle inanan, insanları seven, barış yanlısı, kültürlü, ülkesini gerektiği şekilde temsil edebilen, dürüst devlet adamlarını takdir ediyorum ve bu meziyetlere sahip devlet adamı ismi vermem gerekiyorsa Mustafa Kemal Atatürk’tür diyorum.

Çaba: GAP ile ilgili düşüncelerini öğrenebilir miyim?

Acay: GAP, yani Güneydoğu Anadolu projesi iyi birşekilde organize edilir; altyapısı tamamlanır, yetişmiş eleman sorunu çözümlenirse, ülkemiz ekonomisine katkı ile bölgemize getireceği zenginlik azımsanmayacak boyutlarda olacaktır. Güneydoğu’daki istihdam sorunu büyük ölçüde çözümlenecek, insanlar artık kahve köşelerinde zaman öldürmeyeceklerdir. Tabii GAP’ın bölgeye getireceği yararların yanısıra, bir takım sorunları da olacaktır. “Bu sorunlar nelerdir?” diye sorarsanız, bunu bir iki satır içinde yanıtlamak mümkün olamayacaktır. Ancak Devletimizin, ülkemiz ve özellikle de bölgemiz açısından çok yararlı olacak bu dev projeyi en iyi biçimde ve çok kısa zamanda vatandaşlarının yaşamına sokacağına inanıyorum... Tabiki, özlediğimiz, birlik ve barış tez elden o bölgede sağlanırsa..

Çaba: Gurbetteki Diyarbakırlılar arasında sosyal dayanışmayı değerlendirir misiniz? Bu konuda neler yapılabilir?

Acay: Gurbet sözcüğü bile insana burukluk veriyor. Doğup büyüdüğü, birçok anısının olduğu kenti bırakıp başka yerlere giden kişiler, ister istemez ayrı kaldıkları yerlere karşı büyük bir özlem duyarlar. Bu doğal bir olaydır. Bu durumda olan insanlar, anne-baba özlemini, kardeş özlemini ve özellikle de çocukluk döneminde birlikte olduğu arkadaş özlemini duyar. Doğduğu sokak burnunda tüter, gezip dolaştığı yerleri arar. Bir anda kendini büyük bir boşluğun içindeymiş gibi görür. İşte bu insanların bu özlemlerini gidermek ve aynı kentte görev yaptıkları halde birbirlerinden habersiz olan bu kişileri bir araya getirmek için bir hareketin olması gerekiyor. Bu düşünceyle biz Ankara’da, “Diyarbakır’ı Tanıtma Sanat-Kültür ve Yardımlaşma Vakfı” için harekete geçtik. Bu amaçla bir yönetim kurulu teşekkül ettirerek çalışmalarımıza ciddi bir şekilde başladık. Geçici yönetim kurulu şu isimlerden oluştu: Avukat-Yazar ve Araştırmacı Şevket Beysanoğlu, Avukat Reşit Orhan İzgü, Avukat Umur Dicleli, Avukat Arıkan Özdemir, Avukat Beyza Savcı, İşadamı Mehmet İçkale, Ankara Özel Arı Koleji Müdüresi Suzan Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Selahattin Tan, Emekli Albay Mehmet Akboğa, TRT Yayın Şeflerinden Recep Tan ve ben Recep Acay.. Birtakım aksaklıklar nedeniyle yaklaşık bir buçuk yıldır kuruluşunu tamamlayamadığımız Diyarbakır Vakfı belki de bu yazıyı okuduğunuz günlerde kuruluşunu gerçekleştirmiş olacaktır. Bir buçuk yıllık zaman dilimi içinde ikisi Galatasaraylı’lar Lokalinde, diğeri ise İçkale Otelinde olmak üzere, üç gece düzenledik. Hemşehrilerimiz bu gecelere büyük ilgi gösterdiler. İşte bu ilgiden cesaret alan geçici yönetim kurulumuz geçtiğimiz ocak ayının 21.gününde bu kez Etap Altınel’de Diyarbakır’lı hanımlarımızı bir araya getirmek, onları tanıştırmak amacıyla bir gün düzenlendi. Program saat 13.00te başlayacak 18.00 de sona erecekti. Belki okuyucularımız, daha doğrusu hemşehrilerimiz inanmayacaklar ama, gerçek, salonun büyük bir bölümü 11.30da dolmuştu bile. Birbirini 20-30 yıl görmeyen insanlar sevinç ve mutluluk tabloları çizdiler. Sevinç gözyaşlarını tutamayan birçok bayan hemşehrimizin ağlamasına tanık olduk. Ve bu insanlar için herşey yapılabilir düşüncesine vardık. Bana bu söyleşi fırsatını verdiğiniz için, size de teşekkür ediyor, Çaba’ya uzun ve başarılı yıllar diliyorum.

Değerli tiyatro sanatçımız Recep Acay’a bundan sonraki çabalarında başarılar diliyor ve Diyarbakır’daki tiyatro çalışmalarından ötürü, yıllar sonra bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Okunma Sayısı : 1979
DİĞER HABER BAŞLIKLARI

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1293030
2.Beşiktaş1284028
Detaylı Puan Tablosu>>
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık