1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. 'Müzakerelere dönülsün'
'Müzakerelere dönülsün'

'Müzakerelere dönülsün'

Aralarında gazeteci, yazar, sanatçı, siyasetçi, akademisyen ve aktivistlerin de olduğu kalabalık bir grup dün Diyarbakır’a gelerek, artan çatışmaların durması için müzakerelere dönülmesi çağrısı yaptı.

A+A-

Grup, Rakel Dink ve Türkan Elçi tarafından yapılan duygu dolu konuşmalarla karşılandı. Türkan Elçi “Haydi, gel öfkemize ip bağlayalım.

İpleri dipsiz kuyulara salalım. Baharlardan güller toplayıp kurşunun keskin sesine biz gül atalım” sözleriyle seslendi. Rakel Dink ise “Toprak doymaz, Kan artık akmasın diye geldik” dedi. Barış Grubu adına Rojda ve Lale Mansur tarafından Kürtçe ve Türkçe okunan çağrı metninde ise  Artık yeter! Çocuklarımızı kurban etmeyin, bizleri kurban etmeyin; geleceğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi kurban etmeyin. Yarın çok geç olacak, farkında mısınız?” denildi.
 
Bölgede yaşanan çatışmalar ve sokağa çıkma yasakları sonunda yurdun batısından yankı bulmaya başladı.

Aralarında gazeteci, aydın, sanatçı, siyasetçi ve akademisyenlerin de olduğu 106 kişiden oluşan, sözcüleri de Oya Baydar ile Baskın Oran olarak belirlenen Barış Grubu, dün sabah saatlerinde çeşitli saatlerde Diyarbakır’a gelerek, çatışmaların durması için müzakere çağrısı yaptı. Delegasyon, Yenişehir ilçesindeki bir otelde toplandıktan sonra yaya olarak, basına ve kamuoyuna yönelik açıklamaların yapılacağı Sümerpark içindeki resepsiyon salonuna gitti.
Salonun girişinde, bir öğretmenin isteği üzerine, Sur’daki çatışmalara tanık olan çocukların çizdiği çatışmaları anlatan resimlerin asıldığı görüldü. Konuşmacıların yer alacağı platformun arkasında ise “Asl olan hayattır. Zulüm dursun barışı konuşalım” pankartı asıldı.


Gelen heyet, Hrant Dink'in eşi Rakel Dink ile katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi tarafındın yapılan açılış konuşmalarıyla karşılandı.


İlk olarak konuşan Türkan Elçi, eşini ebediyete uğurlarken kaleme aldığı yazı gibi duygu dolu bir konuşma yaptı. Türkan Elçi, Rakel Dink ve diğer gelenlere şöyle seslendi:


“Hoş geldin kardeşim. Bugün acılı yalnızlığıma hoş geldin. Ben, kardeşimi sevmişim bir kere kime ne! Mahzun bir kırgınlıktır benimkisi çok görme bana. Beni anlamayan toprak avuçlayıp koklasın.

 

Yağmur kokan toprak beni anlatır. Taze mezarlar yağmur kokar. Kederimi belki o an anlarsın. Öfke bileyenler sussun bir kere öfkeden bize ne! Kırgınlığım, yalnızlık korkusudur bunu çok görme bana. Yalnızlığı anlamayan gelip burada yaşasın. Silah sesi beni anlatır. Gece barut kokar. Dinle, belki beni o an anlarsın. Her sabah sana güneşler doğuracağım. Sen her akşam tut. Akşamın kızıllığında vakitsiz ölümlere ben hep ağlarım. Öpüp güneşi bana geri gönder. Ben yeniden doğarım. Her karanlıkta sana bir yıldız gibi göz kırpacağım. Karanlıklarda yıldızları daha iyi görebilirsin. Yıldızlar ki boy boy renk renk Kürt kardeşlerinin suretleridir. Beni, kardeşlerini karanlıkta gör, halden anlarsın. Buna sen inandıkça seninle yeniden doğarım. Bak yine simsiyah geceler çöktü üstümüze. Karanlıklar, gündüzlere indi, ölümler çoğaldı.

 

Yokuş aşağı kayıyor zaman. Gel bugün, zamanı yıkalım. Geride kalsın ölümler. Yalnızlık içinde bir mezar bizi bekler. Sessiz mezar taşına hep beraber barış yazalım. Dilsizlik ve sağırlıktan muzdarip zamanlarda gel seni beni bul. Sözün bittiği yer demeden, sihirli kalemlerle kelam bizim, kelam bizim diye yazalım. Gel kalbimi koru. Kaybolmaya yüz tutan, sevgimi bul getir bana. Devlerde sevgi olmaz. Biz devlere inanmadan, çocuklara masal diye anlatalım. Karanlıklardaki devlerden bize ne. Bu kış her kıştan daha kış. Ölümler kışlardan daha kış. Haydi, gel öfkemize ip bağlayalım. İpleri dipsiz kuyulara salalım. Baharlardan güller toplayıp kurşunun keskin sesine biz gül atalım. Hoş geldin kardeşim. Bugün acılı yalnızlığıma hoş geldin."


Toprak yeter demiyor!


Daha sonra konuşan Rakel Dink ise ülkenin batısından batıdan yalnızlığa ortak olmaya geldiklerini belirterek “Yalnız olmadığınızı göstermek için geldik. Biz geldik kan artık akmasın diye geldik. Biz hepimiz gitsek de toprak yeter demez. Ama biz yeter diyoruz. Kan dursun insanlar ölmesin. Toprak doymaz. Kardeşçe insanca parlamentoda konuşun demeye geldik. Artık kimse ölmesini istemiyoruz. İnsanlar artık eceliyle ölsün istiyoruz. 2015 yılı bitmek özere. 1915 yılı ermeni soykırımı o kadar insan öldü toprağa gönderildi. Bir şey çözüldü mü? Devletin boynundaki prangadalar kırılsın onlar da o yükten kurtulsun. Bu yüz yılda aynı travmalar yaşanmasın. Bu kadar acı yeter. Hepimiz birbirimizin acısından bıkmadık mı? Ve yeter diyoruz. Bitirin bu kan akıntısını ölmeyi öldürmeyi. İki dudağınızın arasındadır ölümleri bitirmek” diye konuştu.


Program daha sonra sokağa çıkma yasağının 29 gündür devam ettiği mahallelerden olan Sur ilçesindeki Savaş Mahallesi'nin muhtarı Ahmet Şen’in konuşmasıyla sürdü. Neredeyse bir aydır evlerine girip çıkamadıklarına dikkat çeken Şen, ilçedeki 15 bin öğrencinin mağdur olduğuna dikkat çekerek “Batı ve medya bizim yaşadıklarımıza neden sessiz kalıyor. Yeter artık savaş istemiyoruz. Böyle giderse iç savaş çıkacak” dedi.


Bir başka konuşmacı olan Ziya Gökalp Mahallesi Muhtarı Muhsin Sanar ise, çocuklarının tank sesleriyle yatıp kalktıklarını belirterek "İki vatandaşımız gazdan etkilenerek öldü. Ölümlere dur demek lazım" dedi. İnsanların çok fazla göç etmediğini daha fazla geçici olarak güvenli bölgeye geçtiklerini belirten Sanar, "Batıdaki insanlarımız gelsin burada bizimle bir gün yaşasın istiyoruz. Bizimle beraber olsun" diye konuştu.


Sur’da öldürüldükten sonra cenazesi alınamayan İsa Oran'ın babası Mehmet Oran da bir konuşma yaptı. Oran, Kürt halkının büyük bir katliamla karşı karşıya olduklarını belirterek “Tanklarla toplarla insanlar katlediliyor. Çocuklar katlediliyor, bir acılı baba olarak. Bir çocuğun yirmi yaşına kadar sonra üniversiteye kaydeden bir baba oğlunu üniversitede mi araması gerekiyor? Yoksa barikatlar ve hendekler araması mı gerekiyor? Kimya okuyordu oğlum. Altı ay içinde 3-4 kez gözaltına alındı ve tehdit edildi. AKP'nin faşist çeteleri her gün çocuklarımızı katlediyor. Bugün hala aynı sorunla bütün üniversitelerinde Kürt çocuklarına karşı bu pervasızlık devam ediyor. Herkesin bu çocuklara sahip çıkmasını istiyoruz” dedi.


Daha önce oğlunun Azadiya Welat ve Özgür Gündem standı açtığı için gözaltına alındığını ifade eden Oran, kurumlar ve HDP'li vekiller üzerinden Valilikle yaptıkları görüşmelerinde her gün başka bir şey söylendiğini belirterek “Bizimle artık dalga geçmesinler. Bunun sorumlusu AKP hükümetidir hendeği sorgulayanlar gelsin neden açıldığına baksın. Dolmabahçe mutabakatını devirip sonra ülkenin çocukları savaş hazır deyip bu çocukların ölümlerine sebep olanları kınıyorum. Çocuklarımızın cenazelerinin nerede olduğunu bilmiyoruz.

Kağıt imzalarsınız sizin ölümünüzden sorumlu değiliz diyorlar. Eğer bir şehrin mülkü amiri çocuğumu öldürüp veremiyorsa bunun sorumlusu onlardır. Bana diyorlar git o barikatları kaldır cenazeyi al. Bunları diyenleri şiddetle kınıyorum. Çocuklarımızın cenazelerini alacağız. Bu sorunun muhatabı Sayın Abdullah Öcalan'dır. Öcalan İmralı Adası'ndan çıkmadan bu ülkeye özgürlük gelmedi gelmeyecek” diye konuştu.


Yine öldürüldükten sonra cenazesi alınamayan İsa Seviktekin'in ağabeyi İhsan Seviktekin ise, sözün bittiği yerde olduklarını belirterek, "Kardeşlik bu değildir. Bir aydır Kürt dediğiniz kardeşleriniz tanklarla, toplarla bombalanıyor. Bu mudur kardeşliğiniz. Burada bir sorun var. Bunun adı da Kürt sorunudur. Neden bu gerçeklerini görmüyorsunuz. Cenazelerimiz üzerinden politika yapılması kadar kepazelik bir durum yoktur. Eğer buna kardeşlik deniliyorsa bu kardeşlik zedeleniyor. Bu süreçte yalnızız. Çocuklarımız sokak ortasında öldürülüyor. Bu sorun sadece bizim sorunumuz değildir. Bir an önce biz barışın olmasını istiyoruz" dedi.


Ardından gelen heyet adına hazırlanan barış çağrısı Kürtçe olarak sanantı Rojda, Türkçe olarak da sanatçı Lale Mansur tarafından okundu. Çağrı metninde şöyle denildi:


“Diyarbakır’dan bütün Türkiye’ye sesleniyoruz: Koşar adım iç savaşa gidiyoruz, farkında mıyız?
Vatanın bölünmesinden kaygı duyanlara sesleniyoruz: Vatan bölünüyor, yürekler bölünüyor, farkında mıyız?
Savaş kararı alanlara sesleniyoruz: Kan-ölüm-yıkım üzerine iktidar kurulmaz. Bir durun, bir görün, bir anlayın; savaş kararınız kurşun olup, bomba olup, ateş olup insanları öldürüyor, doğayı, tarihi, kültürleri, insanlık mirasını, dostluğu, kardeşliği yıkıyor; farkında mıyız?


Ortak vicdanı temsilen sesimizi duyurmak için buradayız: Eller tetikten çekilsin, silahlar susturulsun, ölmeye öldürmeye son verilsin. Acilen çözüm masasına dönülsün, Meclis de sürece dahil edilsin, demokratik ortamda oturup konuşulsun.


Aslolan ölüm değil hayattır; aslolan insandır, insanın özgürlüğü, insanın mutluluğudur. Artık yeter! Çocuklarımızı kurban etmeyin, bizleri kurban etmeyin; geleceğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi kurban etmeyin.


Yarın çok geç olacak, farkında mısınız?”


Yapılan konuşmaların ardından gelen sanatçılar hep bir ağızdan Diyarbakır türküsünü söyledi. Aydınlar buradan Sevgi Anıtı'na gitti. Heyet Diyarbakır Valiliği ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne de ziyarette bulundu. 

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler