1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Müzakere bir cephe savaşı gibidir
Müzakere bir cephe savaşı gibidir

Müzakere bir cephe savaşı gibidir

GABB tarafından Diyarbakır'da düzenlenen Barışın İnşasında Yerel Yönetimler Buluşması Konferansı'nda konuşan Sinn Fein'in Kuzey Belfast Milletvekili Paul Maskey, barış sürecinde müzakere partisinin kurulması gerektiğini belirterek, “Müzakere süreci bir tür cephe savaşına benzemektedir. Bu nedenle sürekli çaba gösterilmeli ve mücadele edilmelidir” dedi.

A+A-

GABB (Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği) tarafından Diyarbakır'da düzenlenen ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından da desteklenen Barışın İnşasında Yerel Yönetimler Buluşması Konferansı'nda “Ülke deneyimleri ve çözüm süreçleri” tartışıldı.

GABB Genel Sekreteri Ahmet Ertak'ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda Sinn Fein'in Kuzey Belfast Milletvekili Paul Maskey, barış sürecinde kendini anlatmanın aynı zamanda uluslararası düzeyde kendini anlatmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Lobi faaliyetlerinin İrlanda'yı bir araya getirme amaçlı olduğunu belirten Maskey, müzakereler devam ederken, İngiltere hükümetinin geliştirdiği yeni mali yükümlülüklerin İrlanda'yı olumsuz etkilediğini bu nedenle eşit fırsatlara ulaşması amacıyla bölgenin mali özerkliğinin olması gerektiğini ifade etti. Sağlık, eğitim, taşımacılık gibi konularda olan yetkilerin yanında mali özerkliğin tanınması gerektiğinin altını çizen Maskey, bunun yanında İrlanda'nın adalet özerkliğinin de gerekli olduğunu bildirdi.

Müzakere partisi kurulmalıdır

“Barış sürecinde bir müzakere partisinin kurulmasına ihtiyaç vardır” diyen Maskey, “Müzakere süreci bir tür cephe savaşına benzemektedir. Bu nedenle sürekli çaba gösterilmeli ve mücadele edilmelidir. Müzakere süreci tek bir seferde başarıya ulaşılmaz, birçok sefer denenebilir. Ancak bu süreçten vazgeçilmemelidir” şeklinde konuştu.

Sınır politikalarına da değinen Maskey, dünyanın her yerindeki İrlandalıların İrlanda vatandaşı olup olmayacaklarına karar vermesi gerektiğini belirtti.

Etkili iletişim ve katılımcılık önemli

Barış sürecinin katılımcı olması gerektiğini de ifade eden Maskey, özetle şöyle dedi: “Barış süreçlerine toplumun dinamikleri olan sendikalar, dernekler ve sivil inisiyatifler gibi sivil toplumu temsil eden kurumların dahil edilmesi; sürecin ulusal ve uluslararası kamuoyuna mal edilmesi ve olup bitenlerin kamuoyuna yansıtılması için etkili iletişim araçlarına ulaşılması ve medyanın çok iyi kullanılmasına ihtiyaç vardır.”

Barış toplumun yeniden düzenlenmesidir

Bask ülkesinin San Sabastian Belediyesi Meclis Üyesi Nora Galparsoro Larraza da “Çatışmalar, tarafların imzaladığı bir anlaşma ile sonlandırılamaz, anlaşmanın uygulanması ve toplumun şiddetten arındırılması ve toplumun yeniden düzenlenmesidir. Burada yerel yönetimlere düzen görevi oldukça fazladır. Barışın inşa sürecinde aktif olarak yerel yönetimler yer almalıdır” dedi.

Barışın inşası için sosyal ve siyasi sorumluluk devreye girmesi gerektiğini belirten Larraza, “Barış sürecinde toplumun yaşadıklarını atlatabilmesi için geçmişle yüzleşme kapsamında faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, savaş sürecinde zarar görenlere yönelik destekleyici faaliyetlerinin yapılması” gerektiğini söyledi.

Barışın inşa sürecinde bölgeler arası işbirliğinin artırılması amacıyla sivil dinamikler ile işbirliğinin yapılması ve katılımcı bir işleyişin esas alınması gerektiğini kaydeden Larraza, farklı ülke deneyimlerinin paylaşılmasının önemine dikkat çekti.

Temel: Yerel yönetimler demokratik ve katılımcı olmalı

Batman Belediye Başkanı Serhat Temel de katı merkeziyetçi ulus devlet yapısının yıkılması ve yerine demokratik ilkelerin yer bulduğu yönetim modeline geçilmesi gerektiğini söyledi. Temel, yerel yönetim modelinin demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü ilkeye saygılı olması gerektiğini belirtirken, “Katılımcı ekonomi, yerel yönetimler ile demokratik toplumsal dönüşümün hedef alınması ve alternatif bir yerel yönetim modelinin uygulanması” gerektiğini belirtti. “Demokrasi krizlerinde bir çözüm aracı olarak devletsiz sisteme uygun olarak yerel yönetim uygulamalarına yer verilmesi gerekir” diyen Temel, özgür ve demokratik yerel yönetimler modeli uygulanması gerektiğini söyledi. Temel bunun da yerel yönetimlerin örgütlenme modelinin tabandan tavana doğru katılımı esas alan bir model olması gerektiğini söyledi. Temel yerelin yapısına uygun yetkilerin tanınması gerektiğinin de altını çizdi.

Katalan'da tabandan yukarıya hareket örgütlendi

Katalan Parlamentosu Milletvekili Joaquim Arrufat Ibanez ise, 2014'ün bağımsızlığa yaklaştığı bir dönemi ifade ederek “Biz bir ulusuz ve karar bizdedir” sloganıyla 700 bini bulan bir miting düzenlediklerini belirterek, “Kendi kendini örgütleyen referandum düzenledik. Sivil toplum bu referandumu örgütledi. Halkın yüzde 99'u bağımsızlığa evet dedi” şeklinde konuştu. Ibanez, Eylül 2012'de “Katalonya Avrupa'daki yeni ülkedir” adıyla miting düzenlediklerini ve bir milyon insanın katıldığını söyledi. 2013'te 400 kilometre uzunluğunda insan zinciri oluşturduklarını çalışmaları yerel kurumlar ile siyasi kurumların katılımı ile gerçekleştirdiklerini belirten Ibanez, Basklar ve Katalanlar'ın daha fazla öz yönetim istediğini, İspanya'yı 17 bölgeye ayırma taleplerinin olduğunu kaydetti.

Katalanların kendi kaderini tayin hakkıyla yola çıktıklarını belirten Ibanez, özetle şunları söyledi:

“Bizler tabandan yukarıya doğru bir hareket örgütledik. Hangi partiden olduğu benim umurumda değil. Biz yerel politikacılara 'Sen bizim mi yoksa devletin temsilcisi misin' dedik. Çeşitli partiler bu konuda manifestolar ilan etti. Yerel yönetim kurumlarına gittik ve aynı şeyleri onlara da sorduk. Yavaş yavaş belediyeler konumlarını değiştirdiler. Ve bundan yeni bir örgüt kuruldu. Bağımsızlık için belediyeler derneği.”

Büyük bir meydan okuma oldu

İspanya Anayasası halkın isteğini çok da önemsediğini belirten Ibanez, “İspanya parlamentosuna gittik. Onlara da aynı şeyi sorduk ve büyük bir meydan okuma oldu. Belediyeler sivil toplumun katkısı için çalışmalar yaptılar. Tartışmalar başarısız bir sonuca vardı. İnsanlar bu kurumlara katılmamaya başladılar. İnsanlar kendi kendini örgütlemeye başladı. Bu bir yerel demokrasi devrimi oldu. Halkın belediyeyi zorlaması belediyenin kendini değiştirmesine neden oldu” şeklinde konuştu.

Güney Afrika'da süreç siyasilerin bırakılmasıyla başladı

Konferansa Güney Afrika'dan gelen İletişim Danışmanı Mansur Hassan Jaffer, Güney Afrika'daki sürecin 1948 yılında başlandığını, milyonlarca insanın bu mücadelede yaşamını yitirdiğini söyledi. 1990'da Mandela'nın serbest bırakılmasından sonra iki barış komitesi kurulduğunu belirten Jaffer, “Süreç siyasi suçluların serbest bırakılması ile başlandı. Çok zorluklar yaşadık ancak bu zorlukları yaşamadan bu güzel günleri yaşayamazdık” dedi.

Ortak seslerin duyurulabildiği kurum oluşturuldu 

Müzakere süreçlerinin kendisini toplumun her kesiminde etkisini gösterdiğini belirten Jaffer, “Dönüşüm sürecinde sivil toplum çok büyük bir rol üstlendi. Irkçı rejim Apartheit'e karşı gruplar bir araya geldi ve basına, sansüre karşı ortak bir çalışma başlatıldı. Ortak seslerin duyurulabildiği bir kurum oluşturuldu. Bu şekilde farklı görüşleri savunanların sesinin duyurulduğu bir araca kavuşulmuş oldu” diye konuştu.

“İfade ve basın özgürlüğünün önünün açılması lazım. Sivil toplum çalışmalarında medyanın etkisi büyüktür. Özellikle radyonun etkisi yüksek, 600 radyo kanalı kurulmuştur” diyen Jeffer, yeni anayasa yapım sürecinin tamamlandığını, toplumun pek çok kesiminden insanların müzakere sürecinde yer aldığını söyledi. Geçiş sürecinde yeni kişilerin, yeni hükümetin ve yeni dinamiklerin katıldığını ifade eden Jaffer, farklı gruplar arasında güven geliştirici ilişkinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Jaffer özetle şöyle devam etti:

“Yerel sisteme geçişte toplumsal barış yolunda çok büyük avantajlar gördük. Yerel yönetimler, çatışmalı süreçteki olumsuz etkilerin azaltılması ve toplumdaki dönüşümü sağlamada önemli bir aracı kurum oldu. Bu amaçla belediyelerin kapasitelerin artırılması gereklidir.”

Jaffer, Güney Afrika'da belediyelerin iyileştirme ve sosyal katılım sürecinde önemli bir işlevi yerine getirdiğinin altını çizdi.

Türkdoğan: Bölgesel düzeyde anadilde eğitimin önü açılmalı

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da, Türkiye'de reform sürecinin Kürt siyasal hareketinin etkisiyle başladığının altını çizdi. Diyalog sürecinin 20 yıllık bir geçmişi bulunduğunu belirten Türkdoğan, bunun müzakere sürecine evrilmesi çabalarının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

“Çözüm sürecinin başarıya ulaşması için çözüme yönelik girişimlere cevap verilmeli ve çatışmalı sürece tekrardan geri dönülmemesi adına barışa ulaşma girişimlerinde bulunulmalıdır” diyen Türkdoğan, “Barış sürecinin canlı tutulması için sivil toplum kuruluşlarının aktif tutum göstermesi gerektiğini söyledi. STK'ların çalışmalarının kamuoyunda taraflarca dikkate alınması ve tekrardan çatışmalı süreçlere dönülmemesi adına girişimlerde bulunulması gerekli olduğunu belirten Türkdoğan, “Demokratikleşme girişimleri tarafları ve sivil toplum dinamikleri içine alacak şekilde gerçekleştirilmesi” gerektiğini söyledi. Türkdoğan, seçim barajının kaldırılması, yerel ve bölgesel düzeyde anadilde eğitimin önünün açılması gerektiğinin altını çizdi.

HABERE YORUM KAT